BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmaz komutan Hazret-i Halid

Unutulmaz komutan Hazret-i Halid

Halid bin Velid (radıyallahu anh), Efendimize (Sallallahü aleyhi ve sellem) karşı öyle saygılıdırlar ki ism-i şerîflerinin salâtü selâm ilâve edilmeden söylenmesine dayanamaz...



O yıllarda Fırat sahilleri asker sevkiyatı için çok önemlidir. Hazret-i Halid komutasındaki mücahidler, Rumlar ve İranlıların müşterek ordusu ile çetin bir muharebe yapar ve yöreye kesinkes hakim olurlar. Ardından Busralılarla (cizye ve haraç almak şartıyla) anlaşır, halkın can ve mal emniyetini sağlarlar. Bizans imparatoru panik içindedir, kardeşini 80 bin kişilik bir orduyla bölgeye yollar. Halid bin Velid bunları Ecnadeyn Savaşı’nda rezil rüsva eder, Müslümanlara Suriye ile Filistin’in kapılarının açar. Ve sıra gelir Şam’a. O günlerde güçlü bir Hristiyan merkezi olan Şam çok iyi korunmaktadır. Müslümanlar aylar süren kuşatmadan bir netice alamazlar. Halid bin Velid saldırıları seyrekleştirir, havayı soğutmaya bakar. Olacak bu ya o günlerde Patriğin oğlu olur ve büyük bir şenlik yaparlar. Kazanlar kurulur, fıçılar çıkar. Hazret-i Halid fırsat bu fırsat der, gece yarısı şehre sızar. Rumlar neden sonra uyanırlar ama meğer ki geçmiş ola. Zor savaş Papazlar Şam’ın elden çıkmasını hazmedemez, Diyar-ı Ruma (Anadolu’ya) geçer, kapı kapı dolanırlar. Tam 240 bin asker ve gönüllüyle Yermük’te toplanır “Medine’ye Medine”ye” diye çığlıklanırlar. Vaziyet gerçekten naziktir, Halid bin Velid bugüne kadar komuta ettiği en büyük ordunun önüne geçer lakin yine de 6 Hristiyan’a bir Müslüman düşer. Kadınlar bile silah kuşanır ama bu oranı bozamazlar. Sayı dengesini kuramadıklarına göre yapılacak tek şey vardır, daha iyi savaşmalıdırlar... Muharebe öncesi Rumlar bir bedeviyi İslam ordusu içine sokarlar. Geri dönen casus “Bunlar” der, “gündüz talim yapıyor, geceleri ibadet ediyorlar. Uykudan filan haberleri yok, fevkalbeşer olmalılar.” Saflar dizilirken Bizans ordusunun komutanlarından General Cerece (Yorgi) öne çıkar, Halid bin Velid’in yanına yaklaşıp sorar: “Ey Halid! Allah’ın, Peygamberiniz’e bir kılıç indirdiği, onun da bu kılıcı sana verdiği doğru mu?” - Hayır öyle bir kılıç yok. - Peki bu Seyfullah (Allahın kılıcı) adı nereden geliyor? - Bu bir lakaptır o kadar ama şu var ki Allah’ın resulü bize dua buyurdular. - Peki sizin Peygamberiniz insanları neye davet ediyor? Hazret-i Halid ona kısaca Efendimizi ve tebliğ ettiği dini anlatırlar. General çok hislenir ve “öyleyse” der, “benim de sizin saflarınızda bulunmam gerekiyor!” General bir çadırda gusledip iki rekat namaz kılar ve ak sarıkla meydana çıkar. Hâlid bin Velid ordusunu biner biner ayırır, her bölüğe bir kumandan tâyin edip onları yetkilerle donatır. Çarpışma o kadar sert ve kanlıdır ki öğle ve ikindi namazlarını îmâ ile kılarlar. Bu arada Bizanslılar Yorgi’ye çok kızar, sayıp söverek üstüne çullanırlar. Nitekim onu sıkıştırmaya muvaffak olur ve hiç acımazlar. Kısmete bakın. Böyle bir orduda şehadete kavuşmak herkese nasip olmaz. Halid bin Velid 240 bin kişiyi karşısına almaz, usta manevralarla merkeze yüklenip komuta kademesini dağıtmaya bakar. Düzensiz kalabalıklar ipi kopmuş gerdanlık gibi dağılırlar. Bu savaşta 100 binden ziyade Haçlı öldürülür, 3 bin Müslüman şehadet şerbetini yudumlar... Hâlid bin Velid, 642 yılında Humus’ta hastalanır. Mübarek bakar bu yatışın kalkışı yok, arkadaşlarını çağırıp helalleşir. Kılıcının kabzasını şefkatle okşar ve “elimde nice kılıçlar paralandı” buyururlar, “ama bu ölümüme şahit olacak. Şu işe bakın yatak yüzü görmeyen vücudum yatakta eriyor. Ah Hâlid ! Şehîd olamayan Hâlid! Vücûdumda bir karış yer yok ki, kılıç, ok, mızrak değmesin. Ölümü daima meydanda ve atımın üzerinde bekledim, ama harp, benim etimi çiğneyemedi. Elde etmediğim makam kalmadı şehîdlik hariç.” Hazreti Hâlid’in bir ara gözleri dalar, Yermük Savaşını hatırlarlar. Ah Yermük! İnsan kanlarının sel gibi aktığı Yermük! O ne soğuktu, gökten boşanan yağmura karşı, kalkanımın altında sabahladığım geceyi unutamam. Ah Yermük! Senin şiddetin Mûte’yi bile hafızamdan sildi. Ey yakınlarım! Cihâda sarılın! Bu topraklar ancak cihâdla korunabilir. Yermük’te Rumları yendik ama bu iş bitmedi, daha nice savaşlar olacak, çok kan akacak. Şimdi, kendimi at kişnemeleri arasında, Allah Allah nidâlarıyla insanlara dar gelen Yermük Vâdisi’nde hissediyorum. Vallahi Rabbimden, beni her gazâda diriltmesini ve savaşın hakkını vermeyi dilerim...” Mezarımı kılıcımla... Hazret-i Hâlid biraz sustuktan sonra, “Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın!” buyururlar, “Bugüne kadar ben onu taşıdım şimdi o beni taşısın” diyerek kılıçlarına dayanır, Azrail aleyhisselamı ayakta karşılar... “Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip değilim. Atımı, gözü kara bir yiğide verin! Kılıcımı da mezarımı kazmakta kullanın, zira cengaverler kılıç şakırtısından zevk alırlar” der ve yığılırlar. Son sözleri Kelime-i şehadet olur yüzlerini manalı bir tebessüm ve derin bir sürur kaplar. Hazret-i Hâlid’in kabri, Humus şehrinde, kendi adını taşıyan camidedir. II. Abdülhamîd Han külliyenin tâmir ve tezyini için hiçbir masraftan kaçmaz. Asker ne yiyor? Suriye taraflarında yapılan bir savaşta ordu istirahate çekilir, sofralar kurulur. Sofra dediysek ılık su, kuru ekmek ve üç beş hurma... Halid bin Velid’in önüne yumuşak ekmek ve soğuk su konulunca sorar “nerden geldi bunlar?” -Bunlar derin bir çukurda saklandı. Bu yüzden ekmekler kurumadı, su soğuk kaldı. -Askerlerim de bunlardan mı yiyor? -Hayır! -Bana da onların yediklerinden getirin. Bunları erlerime dağıtın!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT