BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İsyân, insanı inkâra sürükler...

İsyân, insanı inkâra sürükler...

Nefsin arzûlarının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur’ân-ı kerîmde haber verilmiştir. Çünkü nefs, dâimâ Allahü teâlâya isyân etmek ister. Nefsine uyan, küfre veyâ bid’at sâhibi olmaya yâhut fıska yani harâm işlemeye başlar...



İsyân; karşı gelme, baş kaldırma, âsî olma gibi anlamlara gelmektedir. İsyân kelimesi, inkâr karşılığı olarak kullanıldığı gibi, günah karşılığı olarak da kullanılmaktadır. Zira fıkıh kitaplarında fısk; “Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymama, isyân etme, günâh” diye tarif edilmektedir. Allahü teâlâya isyân edene fâsık denir. Başkalarının isyan etmesine, fıskın yayılmasına sebep olana fâcir denir. Harâm işlediği bilinen fâsık sevilmez. Bid’ati yayanları ve zâlimleri sevmek, günâhtır. Hadîs-i şerîfte; (Fâsıkın fıskına mâni olmaya kudreti varken, kimse mâni olmazsa, Allahü teâlâ, bunların hepsine, dünyâda ve âhirette azâb yapar) buyuruldu. Şumeyt bin Aclân hazretleri buyurdu ki: “Kim, fısktan günahtan râzı olur beğenirse, onu yapanlardan olur. Kim de Allah’a isyân edenleri beğenirse, râzı olursa, Allahü teâlâ onun ibâdetlerini kabûl etmez.” Ömer bin Abdülazîz hazretleri buyuruyor ki: “Allahü teâlâ, bir kimse günâh işlediği için, başkalarına azâb yapmaz ise de, açıkça günâh işleyenler görülüp de, görebilenler mâni olmadığı zamân, hepsine azâb yapar.” Allahü teâlâ, Yûşa aleyhisselâma vahyederek; -Kavminden kırkbin sâlih kimseye ve altmış bin fâsık kimseye azâb yapacağım! buyurunca Yûşa aleyhisselâm; -Yâ Rabbî! Fâsıklar, azâbı hak etmiştir. Sâlihlere azâb yapmanın sebebi nedir? diye arzetti. Cenâb-ı Hak da: -Benim gadab ettiklerime, onlar gadab etmedi. Birlikte yediler, içtiler buyurdu. Doğru yolda olanlar... Kur’ân-ı kerîmde Hucurât sûresinin 7. âyet-i kerimesinde meâlen: (Allahü teâlâ size îmânı sevdirmiş ve onu kalblerinize zînet yapmıştır. Küfrü, fıskı ve isyânı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır) buyurulmaktadır. Peygamber efendimiz de; (Ana-babaya iyilik ve hizmet edenlerin ömrü bereketli ve uzun olur. Ana ve babasına isyân edenlerin ömrü bereketsiz ve kısa olur. Ana ve babasına isyân eden mel’ûndur) buyurmuşlardır. Ma’rûf-ı Kerhî hazretleri buyuruyor ki: “Dünyâ dört şeyden ibârettir: Mal, söz, uyku ve yemek. Mal; insanı Allahü teâlâya isyân ettirir. Söz, insanı Allahü teâlâdan oyalar. Uyku, insana Allahü teâlâyı unutturur. Yemek ise insanın kalbini katılaştırır.” İnsanın nefsi, Allahü teâlâya isyân, can düşmanı olan şeytâna itâat dilemektedir. Bunun için ibâdetler, kalbin temizliğini, cilâsını artırır. Günâhlar ise, kalbi karartır. Küfür ve harâm alâmetleri bulunan yemekler, kalbi karartır ve kabirde çürümeye sebep olur. Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri buyuruyor ki: “Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden “Mesh” yâni sûretinin değiştirilmesi, hayvan sûretine döndürülmesi kaldırılmıştır. Fakat bâtından yani mânen sûretin değişmesi kaldırılmamıştır. Manen hayvan sûretine çevrilmiş olmanın alâmeti ise, büyük günah işleyenin bu günahları işlemekten, elem duymaması, üzülmemesi, fısk ve isyân olan işlerde ısrâr etmesidir. İşlenen büyük günahlardan dolayı kalb o kadar kararır ki, artık ikâz ve nasîhat da yapılsa, o kimse gafletten uyanmaz.” Bedendeki bütün uzuvlar birer emânettir ve nimettir. Bu nimetleri, meşrû şekilde ve meşrû yerlerde kullanan kimse, emîn kimselerden olur ve böylece Cenâb-ı Hakka karşı tam şükür yapılmış olur. Bu emânetleri, gayr-i meşrû yerlerde kullanan kimse ise, Allahü teâlâya isyân etmiş ve hiyânet etmiş olur. Nefsin arzûlarının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur’ân-ı kerîmde haber verilmiştir. Çünkü nefs, dâimâ Allahü teâlâyı inkâr, Ona inâd, isyân etmek ister. Nefsine uyan, küfre veyâ bid’at sâhibi olmaya yâhut fıska yani harâm işlemeye başlar. Ebû Bekr Tamistânî hazretleri buyurdu ki: Dünya nimetlerinin en büyüğü “Nefse uymaktan kurtulmak, dünyâ nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür.” Hadîs-i şerîfte de; (Ümmetimin iki kötü huya yakalanmalarından çok korkuyorum. Bunlar; nefse uymak ve ölümü unutup, dünyâ arkasında koşmaktır) buyuruldu. Nefse uymak, İslâmiyyete uymaya mâni olur. Ölümü unutmak ise, nefse uymaya sebep olur. Nefsin istekleri hep hayvânî arzûlardır. İnsan bu arzûları peşinde olduğu kadar, âhiret ihtiyâçlarını hâzırlamakta geri kalır. Nefs, mubâhlarla doymaz ve mubâhları kullanmayı artırdıkça, isteklerini artırır. İnsanı harâmlara sürükler. Mubâhları aşırı kullanmak, elemlere, dertlere, hastalıklara sebep olur. Böyle insan, hep midesini, zevkini düşünür. Hasîs ve rezîl olur. Ma’rûf-ı Kerhî hazretleri buyuruyor ki: “Kim öldükten sonra unutulmak istemezse, güzel amel işlesin ve isyân etmesin.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT