BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Keser sapı...

Keser sapı...

Kasımpaşalı malzemeci Mustafa’nın “A Kursuuuuuu!” bağırtısıyla başladı beş haftalık maraton. 35 günü dolu dolu geçirdik. İş günü ders, akşam evde tekrar, hafta sonu ezber. Guardıstepten girdik, Hemşin kasından çıktık.



Kasımpaşalı malzemeci Mustafa’nın “A Kursuuuuuu!” bağırtısıyla başladı beş haftalık maraton. 35 günü dolu dolu geçirdik. İş günü ders, akşam evde tekrar, hafta sonu ezber. Guardıstepten girdik, Hemşin kasından çıktık. Arada Sürmene, Araklı’yı geçtik. Bir de terzi kası varmış. Ayrıca Hagi kası bacakta önemli iş yaparmış. Tendonu unutmayayım. Sadece ayakta değil, bir çok yerde varmış. Çok çalışırmış, örneği bayanların çenesindeymiş.. Anatomi ile geçen saatler bilmemiz için koyulmamış, haberli olmamız hedeflenmiş. İyi de öğrenmişim zaten! Beslenme dersi girdi sıraya. Uyurken harcadığımız enerjiden, köpekten kaçarken kullandığımıza kadar tarif etti hoca. Protein, karbonhidrat, yağ, et, süt, vitamin, baklagiller, tahıl... Boğazdan ne geçerse değerini kazıdık beynimize... Antrenman bilimiyle doğradı bizi Coşkun Süer. Aerobik, anaerobik, ekstensif, intensif, isometrik, isotonik... Üst üste bindirdi anlaşılmaz kelimeleri. 30 kursiyer hepsini ezberledik. Yemekleri aerobik tüketirken, içecekleri isotonik olarak indirdik. Akşam saatlerine anaerobik olarak ulaştık. Tam dinlenme ile bir sonraki güne hazırlanıldığını orada öğrendik... Bir İstanbul beyefendisi Ersan Ogan ile rahatladık. Riva’nın hiç kesilmeyen rüzgârıyla top sahasında gezindik. Meşin yuvarlağı anlatıyordu bize. Ne de kolay geçti saatler. Sıkılıp patladığım teorik derslerin üzerine bir güzel oynamıştık... Psikoloji dersi geçti sıraya. Kitap dile gelmiş konuşuyordu. Defalarca okusan anlamakta zorlanacağın bölümleri anlatıyordu Turgay Biçer. Beynimizin ne kadar önemli olduğunu, ne işe yaradığını izah ediyordu. Öğleden sonra olmasına rağmen ben bile meseleyi çakmıştım. Eğitim dairesinin beyaz Çetin’indeydi sıra. Sert görüntüsünün altında bir baba şefkati yatıyordu. Sevgi ile bakıyordu gözleri. Ayak içi, ayak dışı, röveşata, vole, şut hepsi yalan, Çetin Noyan hocanın adamlığı bir başkaydı... Profesörler, beslenme uzmanı, psikolog, teknik direktörler dört bir yandan kuşatmış, kafamıza çakıyordu futbolu... Bir Alman, bir İngiliz girdi sıraya. Herkeslerden farklıydı üslupları. Birbirine de benzemiyorlardı. Dostluğumuz eskiye dayanan Zafer Şahinoğlu ve tanımaktan mutlu olduğum Mehmet İzgöl... Onlardan bana kalan cevaplanmamış bir soru sadece. Dünya 14.’sü olan memleket futbolunda böylesine bilgili ve de dinamik ustaların geri görevde ne işi vardı? Saha uygulamalarında yeni pencereler açtılar kafamızda... Fizyoloji profesörü Çetin İşlegen... Beklediğim adamdı sanki. Top sahasında yaşanan ne varsa antrenman biliminin o olduğunu anlattı geçti. “Sahada olanlar gerçek, gerisi boştur”u tarif etti eski Altaylı futbolcu Çetin... Ve de Arapların Çetin’i, hocaların hocası Çetin Güler. Birinci gün açılış konuşması, bitirirken sözlü imtihan... Her an gülen yüzüyle babalık yaptı bizlere... 29 kursiyer arkadaşa yer kalmadı. Esasta boş girip dolu çıktığımız beş haftanın sonuna yeni ufuklara yelken açmıştık... En önemlisini sona bıraktım. Yukarıda tarif ettiğim aile ortamının dağılacağını söyledi kuşlar. İtalya’dan bir bilen getirecekmiş sayın Terim. Kendini yetiştiren yuvanın işleyişinden memnun değilmiş. Kendi kadrosunu kuracakmış... “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” diyelim, sayfayı kapatalım...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT