BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Meleklerin hayâ ettiği kimse!

Meleklerin hayâ ettiği kimse!

Hazret-i Osman birisine iyilik, ihsan yaptığında onu mahcub etmemek için çok gayret gösterirdi. Çünkü, ihsânda ve ikrâmda bulunduğu kimsenin, ben sana şunları verdim, bu kadar şey verdim, diye verdiği ni’meti onun başına kakmak, onu üzmek olur.



Hazret-i Osman birisine iyilik, ihsan yaptığında onu mahcub etmemek için çok gayret gösterirdi. Çünkü, ihsânda ve ikrâmda bulunduğu kimsenin, ben sana şunları verdim, bu kadar şey verdim, diye verdiği ni’meti onun başına kakmak, onu üzmek olur. Nimet verdiği, ihsânda bulunduğu kimseyi mahcûb etmek, utandırmaktır. Veyâ ikrâmda bulunduğu kimseyi, hiç bilmesi îcâb etmeyen birisi yanında ikrâm ettiğini söyleyerek utandırmaktır. Süfyân hazretleri demiştir ki: Minnet ve ezâ demek, sana verdim, sen şükür etmedin, demektir... Abdürrahmân bin Zeyd bin Eslem dedi ki: Benim babam der ki; bir şahıs bir şeyi, bir kimseye bağışlasın. Sonra baksın ki, senin selâmın onun üzerine ağır gelir. Selâmını o kimseden önce verme... Allahü teâlâ kullarına ihsân ve iyilik ettikten sonra, başa kakmayı harâm kılmıştır. Kullarına her çeşit ni’meti verip, onların başına kakmamayı kendi zât-i pâkine mahsus sıfat kılmıştır. Zîrâ kuldan minnet, kulun iyilik etmesi, sonra başa kakması ve üzmesidir. Hak teâlâ hazretlerinin minneti, kullarına ni’met vererek, kullarını memnûn etmesi, hattâ ihsânını artırması, bunları hâtırlatmasıdır. İmâm-ı Begavî Mesâbîh-i şerîfte, Menkıbe-i Osmân bâbında sahîh hadîs olarak, Hazreti Âişe-i Sıddîka’dan şunu nakletmişlerdir: Hazreti Âişe buyurdular ki; Resûlullah, topuk ile dizi arası açık olduğu hâlde evimde yatıyordu. Hazreti Ebû Bekir kapıya gelip, izin istediler. Hazreti Habîbullah izin verdiler. Kendileri o hâllerini değiştirmediler. Sohbete başladıktan sonra, Hazreti Ömer gelip, izin istediler. Hazreti Fahr-i âlem ona da izin verdiler, hallerini değiştirmeden o hâlde, sohbete devam ettiler. Sonra Hazreti Osmân gelip, izin isteyince hemen Resûlullah Efendimiz oturup, örtüsünü üzerine aldı. İzin verdi. Sonra cümlesi kalkıp, gittikten sonra, Hazreti Âişe dedi ki; yâ Resûlallah! Babam Ebû Bekir geldi. Hiç hareket etmediniz. Ömer geldi. Ona da aynı şekilde oldunuz. Sonra Osmân geldi. Kalkıp, esvâbınızı, elbisenizi örttünüz. Server-i âlem Efendimiz buyurdular: “Meleklerin hayâ ettiği kimseden ben hayâ etmez miyim?” Bir rivâyette buyurdular ki: “Muhakkak ki, Osmân çok hayâlı bir kimsedir. Ben ondan hayâ ettim. Eğer ona o hâl üzere iken izin versem, içeri girip, hâcetini, arzûsunu, isteğini bana söyleyemezdi.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT