BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sarı bilezik

Sarı bilezik

Çalma, aşırma, gasbetme ve haksız kazanç dürtümüz, insanların emeğine ve düşüncelerine indirilen balyozlardır... Sanatçının, aylarca uğraşıp beğenilmeye sunulan CD’sini, daha aslı piyasaya sürülmeden, tezgâhlarda bulursunuz...



Çalma, aşırma, gasbetme ve haksız kazanç dürtümüz, insanların emeğine ve düşüncelerine indirilen balyozlardır... Sanatçının, aylarca uğraşıp beğenilmeye sunulan CD’sini, daha aslı piyasaya sürülmeden, tezgâhlarda bulursunuz... Ya da, vizyona gireceği, binlerce dolarlık reklamlarla ilân edilen, mâliyeti milyon dolarları geçen bir filmi, yine korsan CD’cilerin tezgâhlarından satın alabilirsiniz... Çalan çaldığıyla, çalışan kazıklandığıyla başbaşadır Türkiyemiz’de... Çünkü bu dünyada “Bey de yürür, aptal da...” *** Filiz Akın, bu ülkenin beğenilen bir film sanatçısıdır... Yakalandığı amansız hastalığı, güçlü iradesi ve yaşama olan bağlantısı ile yenen bu sanatçımız, kendi kurtuluşunun bayramını, başka hastaların da paylaşması için bir savaşa girdi... “Sarı bilezik” kampanyası, Filiz Akın’ın “Meme kanseriyle mücadele” için başlatılan bir bağış hamlesiydi... 1 YTL’ye alışveriş merkezlerinde ve internet ortamında bulunabilen “Sarı bilezikler” milyonlarca kişinin ilgisini çekerken, bu rant, “fırsatçı kesimin” de gözünden kaçmadı... Alt tarafı 1 YTL’lik bileziklerin bile sahtesini yapıp, piyasa tezgâhlarında satan “üçkağıtçıların” topladıkları para, ne yazık ki Filiz Akın’ın başlattığı kampanyadan daha fazla... İnsan hayatına değer verenlerin yanaşmadığı tezgahlar, bugün her köşe başında insan emeğini ve düşüncesini, idam sehpasına götürüp getiren birer haksız kazanç makinesidir... *** Sporumuzda öyle isimler vardır ki, hak ettiği şöhreti ve parayı, çok kolay yönden elde etmeleriyle, işin kaymağını yemiştir her zaman... Onlar, şanslarının yanına, basındaki dostlarının da hatırlarını ekleyince, hiç yokuş çıkmadan, parkur tamamlayan rallici gibi, finiş çizgisinden en önde geçerler... Mesela Rıdvan Dilmen.... Bugün Türk futbolunun akla gelen ilk isimlerinden biridir... Ama Rıdvan’ın Rıdvan olduğu F.Bahçe’deki futbol yaşamına bir bakınız... Kısa değil, çok kısacık bir sarı-lacivertli yaşamdaki belli sayıdaki maçların akıllarda kalan adeti, iki elin parmakları kadar bile değildir... Sakatlığın pençesinde kıvranan, defalarca ameliyat masasına yatıp kalkan, neşterin defalarca, diz, bilek bölgelerine indirdiği darbelere rağmen, hâlâ daha ayakta kalabilmesi takdir görse de, Rıdvan, maç sayısı bakımından, F.Bahçe’ye asla parlak bir dönem hizmet edememiştir... Ama Rıdvan, bugün medyanın nasıl aradığı adamsa, yıllardır spor camiasının da hep 1 numaralı ismi olarak kalmıştır... *** Ve günümüze geldiğimizde, hâlâ daha, Beşiktaş’ın kurtarıcısı olarak görülen, topa verdiği her falso, attığı her pas manşetlerde gezinen, F.Bahçe’ye gittiğinde “Ben doğuştan F.Bahçeliyim” diyebilen, siyah-beyazlı takımda ise garanti para dışında, maç başına daha düne kadar 60 milyar alan Sergen, şimdi yine günün adamı... Yıllardır antrenmanlarda arkadaşlarıyla birlikte çalışmayıp işi “düz koşularla” idare eden, çoğu zaman sakatlığını bahane edip, eğlence mekanlarında boy gösterme bu futbolcunun, alnına vurulan “şanslıdır” damgası, geçerliliğini bugün bile korumaktadır... Trabzonsporlu Gökdeniz, İsviçre kampı sırasında doğan çocuğunu, neredeyse 20 gün sonra ancak kamp dönüşü görebilirken. Sergen, Beşiktaş’ın kampından bir arkadaşının düğünü için İstanbul’a geliyor... Tabii ki arkadaşlık güzel şey... Ama böylesine bir ayrıcalığın Sergen’den başkasına tanınacağını da kimse zannetmesin... “Bıldırcının beyliği, arpa biçilene kadardır” derler ya, Sergen’in beyliği “denizler kuruyana kadardır” inanın... *** Bugün hâlâ daha, geçmişlerindeki başarı grafiklerinin mirasını bol keseden yiyenler, günümüz Türkiye’sinin şanslı kişileridir... Onları böylesine “vazgeçilmez” yapanlar ise, her dediklerine boyun eğen, disiplini, sadece bunlar için bozan, takım içinde bu gibilere “ağa” muamelesi yapan hocalar ve idarecilerdir... Burunlarının dibinde PAF’lardaki cevherleri göremeyenler, yabancı hayranlıkları ve de “imtiyazlı koruma” altına aldıklarıyla Türk futbolunu bir yerlere götürdüklerini hiç zannetmesinler... “Sarı bileziği” bir çırpıda taklit edenler, sıkıyorsa, kanseri yenip, Fransa Bisiklet Turu’nu 6 defa kazanan, şimdi 7.sinin peşinde pedal çeviren Lance Armstrong’un azmini taklit etsinler de görelim... “Ekin biçe biçe deste olur, insan gide gide usta olur” sözü, sporumuzdaki sadece 3-5 isim için geçerliliğini hâlâ koruyorsa, bu emeğe ve düşünceye olan saygı zafiyetinin, futbolumuzdaki yaygın kaderi ve alın yazısıdır...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT