BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kimin esiriysen, onun kölesisin

Kimin esiriysen, onun kölesisin

Ebû Ali Dekkâk hazretleri kendisinden nasihat isteyen kimseye; “Sen kimin esiri ve mülküysen onun kulusun. Eğer nefsinin esiri ve mülkü isen nefsinin kulusun. Eğer dünyânın esiriysen, dünyânın kulusun ve kölesisin” buyurmuştur.



İbâdet; kulluk etmek, tapınmak, insanın kendini aşağılaması, alçaltması demektir. İbâdet etmek, yani tapınmak demek, her faydanın, her zararın ondan geldiğine, herşeyi onun yaptığına inanarak, ona yalvarmak demektir. Bir insanda, güneşde, inekde, herhangi bir mahlûkta, ülûhiyyet yani ilahlık sıfatı bulunduğuna inanarak, ona tazîm, hurmet etmeye, ona yalvarmaya, ona ibâdet etmek, tapınmak denir. İbâdet, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için yapılır. Başkasının muhabbetine, ihsânına kavuşmak için yapılan ibâdet, ona tapınmak olur. Hadis-i şerifde; (Dünyâda riyâ ile ibâdet edene, kıyâmet günü, ey kötü insan! Bugün sana sevap yoktur. Dünyâda kimler için ibâdet etdin ise, sevâblarını onlardan iste denir) buyuruldu. > Nefse tapınmak Her işde, nefsin arzûlarına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre veyâ bidat sâhibi olmaya yâhud fıska yani harâm işlemeye başlar. Hadîs-i şerîfde; (Ümmetimin iki kötü huya yakalanmalarından çok korkuyorum. Bunlar, nefse uymak ve ölümü unutup, dünyâ arkasında koşmaktır) buyuruldu. Nefse uymak, islâmiyyete uymaya mâni olur. Ebû Bekir Tamistânî hazretleri; “Nefse uymaktan kurtulmak, dünyâ nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür” buyurmuştur. Bir kimse, nefsinin istekleri peşinde koşuyor ve bu isteklere kavuşabilmek için her şeyi yapıyorsa, bu kimse, nefsinin esiridir, kölesidir ve nefsine tapmaktadır. Herhangi bir kimsenin sözlerine uyarak, islâmiyyetin dışına çıkmak, onun sözlerini, kitap ve sünnetden üstün tutmak, o kimseye kölesi olmak ve ona tapınmak demektir. Bunun için insan, neyin esiri, kimin kölesi olduğuna dikkat etmelidir. Ebû Ali Dekkâk hazretleri kendisinden nasihat isteyen kimseye; “Sen kimin esiri ve mülküysen onun kulusun. Eğer nefsinin esiri ve mülkü isen nefsinin kulusun. Eğer dünyânın esiriysen, dünyânın kulusun ve kölesisin” buyurmuştur. > Bir Yaratan’ın var Şakîk-i Belhî hazretlerinin tövbe etmesine, söyleyene değil, söyletene bak sözü gereği, bir putperest sebep olmuştur. Ticâret için Türkistan’a gittiğinde merak sebebiyle puthaneye girer ve bir puta, isteklerini yana yakıla anlatan putpereste hitaben; -Seni ve her şeyi yoktan var eden, alîm ve kudretli bir yaratanın var. Sana hiç bir fayda ve zararı olmayan puta tapacağına Allahü teâlâya ibâdet et der. Bunun üzerine Putperest; -Eğer söylediğin doğru ise, O, sana senin memleketinde rızık vermeye kâdirdir. Mâdem öyledir, niçin tâ buralara kadar geldin? deyiverir. Şakîk-i Belhî hazretleri, bu söz üzerine derin düşüncelere dalar ve Belh şehrinin yolunu tutar. Yolda bir mecûsi ile yolculuk yapar. Mecûsi, Şakîk-i Belhî hazretlerinin tüccar olduğunu öğrenince; -Eğer kısmetin olmayan bir rızık peşindeysen, kıyâmete kadar gitsen onu ele geçiremezsin. Şâyet kısmetin olan bir rızık peşindeysen onun arkasında koşmana lüzum yoktur. Çünkü sana ayrılan rızkın seni bulur der. Bu söze Şakîk-i Belhî hazretleri hayran kalır. Dünyâya karşı meyli azalır ve âhiret için çalışacağına söz verir. Bu düşünce ile Belh şehrine gelir. Belh’de ise müthiş bir kıtlık vardır. İnsanlar yiyecek bir şey bulamazlar. Bu yüzden kimsenin yüzü gülmemektedir. İnsanlar bu halde iken, Şakîk-i Belhî hazretleri, çarşıda neşeli bir köle görür ve ona; > Kölenin neşesi -Ey köle, herkes üzüntü içindeyken, senin neşene sebep nedir? diye sorar. Köle; -Niçin üzüleyim. Benim efendim zengin bir kimsedir. Beni aç, çıplak bırakmaz ki! der. Şakîk-i Belhî hazretleri, bu söz karşında; “Aman yâ Rabbi! Az bir dünyâlığı olan şu zenginin kölesi böyle neşeli. Halbuki, sen bütün canlıların rızıklarına kefil oldun. Biz niçin gam ve keder içinde olalım” diyerek yüzünü âhirete çevirir ve İbrâhim Edhem hazretlerinin sohbetlerine başlar, Ondan feyz alarak olgunlaşır. > Meşhur olmak Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî hazretleri buyuruyor ki: “Evliyâlık yolunda bulunan bir kimse, ortaya çıkmak, meşhûr olmak, herkes tarafından tanınmak isterse, şöhretin kölesi olur. Gizli kalmayı, bilinmemeyi isteyen, gizliliğin kölesi olur. Kim de Allahü teâlâya kul olmak arzusunda ise ve başka bir niyeti yoksa, yâni evliyâlık yolunda bulunmak dâvâsında samîmî ise, o kimse için, meşhûr olmak ile gizli kalmak aynıdır.” Netice olarak insan, ya kendi gibi mahluk yani yaratılmış olan bir varlığın esiri, kölesi, kuludur veya her şeyin sahibi, yaratanı olan Allahü teâlânın kuludur. Tercih insana bırıkılmıştır. Herkes, dünyada yaptığı tercihe göre, âhırette hesap verecektir. Peygamber efendimiz; (Allahü teâlâ buyuruyor ki, benim şerîkim, ortağım yoktur. Başkasını bana şerîk, ortak eden, sevaplarını ondan istesin. İbâdetlerinizi ihlâs ile yapınız! Allahü teâlâ, ihlâs ile yapılan işleri kabûl eder) buyurmuştur.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT