BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeni ‘Zengo’lar doğmasın!

Yeni ‘Zengo’lar doğmasın!

“Petir Canavarı”nı bilmem okudunuz mu? Kendisini ve diğer insanları sevmeyen bir katilin davranışları, ‘kötüler’in nasıl yetiştirildiği, tatlı birkaç sözün neleri değiştirdiği çok güzel anlatılır hikayede. Okumayanlar için “Petir Canavarı” Zengo’nun ibretlik hikâyesi...



Beş vilayet sınırı içinde insanları titreten haydut, ‘Petir Canavarı’ lakaplı Zengo, en sonunda yakalanmıştı. Hükümet konağı önündeki caddeden geçerken bütün yol boyu, onu görmek için gelenlerle dolmuştu. İki eli, iri baklalı bir zincire vurulmuştu. Kaçışan halk, uzaktan da olsa Zengo’ya bir tükürük atmaktan geri durmuyordu. Her eşkıyanın az çok, bir iki seveni bulunur. Hiç değilse yakın hısımları sever. Zengo’yu bir tek kişi, öz kardeşi bile sevmiyordu. Onun için, bir an önce asılmasını isteyenler, kendi köylüleri, yakın hısımlarıydı. Yakalandığı zaman üstünde beş liraya yakın bozuk para çıkmıştı. Oysa öldürdüğü her adamdan onar lira almış olsaydı, ceplerinin altınla dolu olması gerekirdi. Parası yoktu. Çünkü para için adam öldürmüyordu. O, öldürmek için öldürüyordu. Belki de bütün insanları öldürüp, bu koca yeryüzünde bir başına rahatça yaşamak istiyordu. Gülmek nasıl bir şey? Çocukluğunda yakaladığı tavukların başını dişleriyle koparırmış. Sonra kedilerin gözlerini oymaya, köpeklerin karnını deşmeye başlamış. Dağa ilk çıkışı, evliliğinin ilk gecesi olmuştu. Zengo, yalnız köyünün değil, bütün civar köylerinin en zenginiydi. Böyle olduğu için de çok güzel bir kızla evlendi. Kızın babasına yüz koyunluk bir sürüyle üç yüz de altın verdi. Kızı aldı. Kız, gerdeğe girecekleri geceye kadar Zengo’nun yüzünü görmemişti. İlk o gece gördü. Görmesiyle de bir çığlık atıp, iki elini yüzüne kapayarak kaçması bir oldu. Ama kaçacak yer yoktu. Zengo, kapıyı tutmuştu. Kız iki avucu yüzüne kapalı, çığlık çığlığa duvara sırtını verip köşeye büzüldü. Zengo gülümsemeye çalıştı. Ama beceremedi. Çünkü, nasıl gülündüğünü hiç bilmiyordu. Geline doğru, ellerini açarak yürüdü. Maksadı geline gülümsemek, “Korkma, korkma benden” diye ona yalvarmaktı. Kimse onu anlamadı Ama gelin, bunu anlayamadı. Zengo’nun ellerini açıp üzerine yürüdüğünü görünce, bayıldı; boş bir çuval gibi oracığa yığılıp kaldı. Zengo, hiç soğukkanlılığını kaybetmeden gelini boğdu. Gün ışımadan da başını alıp dağa çıktı. Aradan bir hafta geçmeden kızın babasını öldürdü. Ama bu, başka cinayetlere benzemiyordu. Adamı lokma lokma doğramış, her lokmasını köy yoluna serpmişti. Zengo, daha sonra, iki kardeşini öldürdü. Kardeşleri, kendisi gibi çirkin, korkunç değillerdi. Kız kardeşini, başından aşağı gaz dökerek geceleyin tutuşturmuştu. Kız, gecenin karanlığında alevler içinde tutuşa tutuşa dağlara doğru koşarak yandı, kül oldu. Ağabeyini de bir gece baltayla parçalayıp başını, kollarını, gövdesini, ayaklarını ayrı ayrı ağaçlara astı. Bundan sonra Zengo’nun cinayetlerinin ardı arkası gelmedi. Söz savunmanın Herkes, “İdamdan kurtaramazsa avukatı da öldürür” şeklinde düşünüyordu. Çünkü o, bir kişiyi öldürmeyi kafaya koymuşsa muhakkak yapardı. On-onbeş kişi, bu dev azmanıyla başedemezdi. Zengo ise, avukatının kendisini yalnız idamdan değil, hapisten kurtaracağına inanıyordu. Avukata çok para vermişti. Mahkeme uzun sürdü. Sonunda sıra avukatın Zengo’yu savunmasına geldi. Ne olacaksa işte bu oturumda olacaktı. On süngülü jandarmanın arasında mahkemeye gelen elleri kelepçeli Zengo’ya kalabalıktan çok kişi bağırıyordu. - Geber Zengo!.. İpe, ipe Zengo!.. Söz savunmanın. Avukat ayağa kalktı, öksürdü. Titrek, korkulu bir öksürüktü bu. Zengo’nun savunulacak bir yanı yoktu. Bütün suçları, şahitleriyle, kanıtlarıyla ortadaydı. Yalnız bilineni yirmi cana kıymıştı. Daha bilinmeyeni kimbilir ne kadardı? Avukat, bir kurtuluş umudu olarak Zengo’nun deli olduğunu ileri sürmüş fakat doktor raporuyla bu yalanlanmıştı. Avukat, cüppe kolunun bol yeni içinde kaybolan elini önce yargıca, sonra Zengo’ya çevirdi. Söze başladı: - Pek muhterem reisim ve pek muhterem yüksek mahkeme heyeti... Müvekkilim masumdur. Onun masumiyetini anlamak için temiz nasiyesine, şefkatle bakan gözlerine bir nazar atfetmek kafidir sanırım. Yüksek mahkemenizden rica ederim. Sanık mevkiinde bulunan müvekkilime dikkatle bakınız. Kendisine isnad edilen bunca suç, bu masum, bu temiz, bu açık çehreden memun edilebilir mi? Hayır edilemez... Karar bildirildi: İdam! Avukat heyecanla bir saat boyunca konuştu. Ama bütün çabası boşa gitmişti. Sözlerinin hiçbiri, ne yargıçlarda, ne dinleyicilerde olumlu bir etki yaptı. Nasıl olsa Zengo’yu kurtaramayacağını bilen avukat, hiç olmazsa sanıktan aldığı parayı hak etmek için konuşmuştu. Yalnız bir kişi, avukatın sözlerinden büyük bir üzüntü duymuştu. Ağlıyordu. Bu adam, Zengo’ydu. Alnındaki fincan iriliğindeki gözü yaşarmıştı. Avukatına bakarken gülümsemeye çalışıyordu. Mahkeme karar için bir ay ileriye atıldı. Zengo, salondan çıkınca avukatının elini öptü. Bütün hayatında, kendisine “iyi” diyen tek kişi bu avukattı. Hapishaneden avukatına beş bin lira daha gönderdi. “Helal olsun, böyle avukata, helal olsun” diyordu... 1 ay sonra yargıç kararını bildirdi: İdam! Zengo, avukatına gülümsüyordu. Hapishaneden avukatına ikinci kez beş bin lira daha gönderdi. Kararı Yargıtay da, Meclis de onayladı. Zengo, gülüyordu, sevinçliydi. Bütün parasını avukatına bıraktı. İdam sehpasına götürülmek için hücresinden alınırken “Helal olsun, böyle avukata, helal olsun!..” diye söyleniyor, gülümsüyordu. Son sözleri bunlar oldu... * Hikayeden alınacak ders Benlik bilinciniz açık olsun Doğan Cüceloğlu “Yeniden İnsan İnsana” adlı kitabında şöyle diyor: “Sevgi eksikliği her zaman bir Zengo meydana getirmez ama dünyaya küskün, kendini ve insanları sevmeyen kişiler ortaya çıkarır. Benlik bilinci, geçmişte kişiye nasıl davranıldığı, neler söylenildiğiyle oluşur. Kaldı ki, küçüklükten beri söylenenler, çoğunlukla kendi aralarında tutarlıktan yoksundur. Birbiriyle çelişen o denli çok şey söylenir ki, hangisinin doğru olduğuna karar vermek zorlaşır ve bir an gelir, ipin ucu kaçırılır.” Eğer... Kişinin kendisi hakkındaki yargıya, benlik bilinci adı verilir. Benlik bilinci, sürekli farkında olunan bir yargı değildir. Genellikle bilinçaltında bulunur ve etkisini algılama, düşünme ve davranışlarda gösterir. İnsan ne yaşıyorsa onu öğrenir. Nolte’ın (1975) bu konudaki tespitleri oldukça dikkat çekici: * Eğer bir insan sürekli eleştirilmişse, kınama ve ayıplamayı öğrenir. * Eğer kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi öğrenir. * Eğer alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı öğrenir. * Eğer sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse, kendini suçlamayı öğrenir. * Eğer hoşgörüyle yetiştirilmişse, sabırlı olmayı öğrenir. * Eğer desteklenip yüreklendirilmişse, kendine güven duymayı öğrenir. * Eğer övülmüş ve beğenilmişse, takdir etmeyi öğrenir. * Eğer hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse, adil olmayı öğrenir. * Eğer güven ortamı içinde yetişmişse, inançlı olmayı öğrenir. * Eğer kabul ve onay görmüşse, kendini sevmeyi öğrenir. * Eğer aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT