BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Göz pınarları doldu geldi...

Göz pınarları doldu geldi...

Önce annesinden, sonra da babasından olanları dinleyen Kenan çok üzülmüştü. Kendi öz kardeşi de olsa, ancak bu denli üzülebilirdi. Bu olayı Ela’ya da anlattığından, o da bir üzgünlük havası içindeydi.



Önce annesinden, sonra da babasından olanları dinleyen Kenan çok üzülmüştü. Kendi öz kardeşi de olsa, ancak bu denli üzülebilirdi. Bu olayı Ela’ya da anlattığından, o da bir üzgünlük havası içindeydi. Aynı zamanda evin içini süzen Ela, Tarık’ların evinin, Kenan’ların evine kıyasla yoksulca serili olduğunu farkediyordu. Salonun tabanında hakiki el dokuması bir halı serili olduğu halde, koltuk yoktu. Karşılıklı iki divan, kuş tüyü minderler ve hasır dayama yastıklarıyla burada tam bir şark dekoru vardı. Bir sehpanın üstünde eski tip büyükçe bir masa radyosu ve bir saksı içinde küpeli çiçeği vardı. Salonun her bir köşesindeki başka çiçeklerin güzel görüntüsü de hemen dikkat çekiyordu. Bir köşede de içi güzel süslenmiş, ancak alçak boyda bir büfe ve onun üstünde de bir semaver duruyordu. Kireçle apak badanalanmış duvarlarda, ünlü ressamların ünlü tablolarından kat kat daha üstün gösterişli birkaç levha asılıydı. Bunlar, Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetlerin işlendiği Türk-İslâm hat sanatının büyüleyici tablolarıydı. Bir de altında Sibel’in imzası bulunan, buğday sapından bir tablo ısrarla ışıldıyordu. Omuzunda testi tutan bu köylü kızı tablosunu Sibel, ortaokul üçüncü sınıftayken yapmıştı. Hatta verniklenmesinde de Tarık yardım etmişti. O sırada yattığı yerden gözleri bu tabloya takılan Tarık’ın göz pınarları sulanıyordu. Ela, Kenan’la birlikte yerdeki minderlerden birinin üstüne oturduysa da rahat edemiyordu. Biraz sonra kendini Tarık’ların evine ısındırınca, ayaklarını boylu boyunca uzattı. Nazmiye kadın: - Evlendiğini annenden duydum, dedi Kenan’a. Allah bir yastıkta kocatsın! - Amin! dedi Kenan: Darısı Tarık’ın başına! Aralarına giren kısa bir sessizliğin ardından Nazmiye kadın gene konuştu: - Yavrularım! dedi o her zamanki tatlı diliyle: Çay mı alırsınız, kahve mi? Kenan: - Hiç zahmet etme Nazmiye Hanım Teyze dedi. - Estağfirullah yavrum! dedi kadın. Zahmet mi olur hiç? Ta Almanyalardan kalkıp geldin... Nazmiye kadın mutfağa gidince, Kenan da oturduğu yerden kalkıp, Tarık’ın başucunda dikildi. Bir ara göz göze geldiler. Kenan da gözlerinin dolduğunu hissediyordu. - Hadi Tarık, toparla kendini, diye boğuk bir sesle konuştu. Bir yutkunduktan sonra, neşeli konuşmayı denedi. Kalk da dolaşalım biraz. Tarık bomboş gözlerle bakıyordu. - Siz dolaşın, dedi birden. Benim canım istemiyor. - Tarık seni çok iyi anlıyorum, dedi Kenan. Ama kendini böyle kaldırıp koyuveremezsin. Sonra kendine de edersin! - Çok üzgünüm! dedi Tarık. - Beterin beteri var! Tarık, daha beter ne olabileceğini düşünüyordu. - Ya Selma?.. diye Kenan sordu: Hani artık onun için yaşıyordun? Hani o kızdı artık seni hayata bağlayan?... Tarık’ın başına balyozla vurulmuşcasına beyni zonklarken, yüreğine de bir hançer saplanır gibi oldu. Dünden beri kan ağlayan yüreğinde bir ısınma hissetti. Nazmiye kadın kısa sürede kahve pişirip getirdiğinde, Tarık da doğrulup oturumuna geldi. Sürekli yatmaktan saçları karışık, gömleğinin arkası buruşuktu. Kahveler bol köpüklüydü. Ela bir Türk kahvesini ilk kez bu evde yudumluyordu. Meşhurdu dillerde Türk mokkası... İşte o da tadıyordu sonunda. Alman usulü ve Kenanların evinde de içtiği fasülye neskahvesinden koyucaydı; ayrıca bir de dinlendirici tadı vardı. Ela, daha önceden de duyduğu gibi, Türklerin aşırı ve sıcak konukseverliğine hayran kalıyordu. Onların her hareketi samimi ve bir karşılık beklentisi olmaksızın dostçaydı. Tabanında telvesi kalan küçük ve özel mokka kahve taslarını geri verirken, Kenan’dan öğrendiği birkaç Türkçe kelimeyle konuşmaya çalışan Ela: - Teşekür edeğim! dedi. Bir süre sonra Kenan, Tarık’a bir başka düşüncesini açtı. Aslında amacı onu oyalamak, bu üzüntülü halinden kurtarmaktı. - Tarık!.. dedi. Birkaç gün sonra Akdeniz’e doğru açılmak istiyoruz. Tabii sen de bizimle birlikte!... Yalnız sana zahmet olacak ama, arabanın arızalarını bir yaptırır mısın? Ne de olsa sen bu işlerden daha iyi anlarsı. Kenan’ın asıl maksadı, Tarık’a bir uğraş bulmaktı. Bu araba işi tam iyi bir bahaneydi. Dışarı çıkınca ne de olsa biraz içi açılırdı. Tarık başını salladı. Yaptırırdı tabii; neden olmasındı?... Kenan’dan arabanın anahtarını ve kağıtlarını aldı. Onun para da vermek için uzanan elini, yüzünü ekşiterek tekrar cebine sokturdu. Onların izin istemeleri üzerine de onları dış kapıya kadar uğurladı. Aslında gerçekten de öyleydi! Ölenle ölünmezdi ya... Biraz olsun üzüntüsünü içinden atması gerekirdi. Ama olmuyordu. Can bir kardeşiydi. Bir yıl hasretten sonra kavuşamadan, birbirleriyle görüşemeden böyle acılı ve sonsuz ayrılış... Yüreği parçalanıyor, boğazında hıçkırıklar düğümleniyordu. Kenan’ın da aklına getirdiği gibi, Selma’yı düşünmesi kederini biraz hafifletiyordu. Yaşamanın kahırlarla dolu olduğunu artık çok iyi biliyordu. İşte bir tek Selma’nın düşüncesi, onu bu kahırlardan kurtarmaya el ayak oluyordu. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT