BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şerbetçiden imparatorluğa Coca Cola

Şerbetçiden imparatorluğa Coca Cola

John Pemberton pişirmiş, Asa Chandler şişelemiş, Robert Woodruff okyanusları geçirmiş. Bütün dünya da “hani bana, hani bana” demiş.



>> İrfan Özfatura O yıllarda eczacılar güneş kremi, plaj terliği, bıttım sabunu ve saç boyası satarlar mıydı bilmiyoruz lâkin formülü kendilerinde mahfuz macunlar, allı morlu şuruplar yapar, bunların her derde deva olduğunu savunurlar. İşte Georgia mukimlerinden John S. Pemberton da kafasını “ferahlatıcı şerbetlere” takar. O devirde eczacıyım diyen eczacıdır, kimse sizden diploma miploma soramaz. Her ne kadar John’un akademik yönü şaibeliyse de “lezzet arayışındaki çabalarını” takdire şayan bulurlar. Eczacımız üç ayaklı pirinç çaydanlığında ağdalı şuruplar kaynatır, bunları soğuk su ile karıştırıp dostlarına sunar. Hergün yeni bir şeyler dener, nitekim limon, tarçın, ıhlamur özü, Hindistan cevizi yağı, vanilya, “koka” yaprakları ve “kola” tohumu karışımında karar kılar. Bu yeni şurup çok beğenilir ve talipler bir bardak içebilmek için 5 cent vermeyi göze alırlar (1886). Sakın Jacob’s Pharmacy bahçesinin sebilhaneye döndüğünü sanmayın, henüz müşteriler parmakla sayılır ama tutacağına inanırlar. Bu şerbet öncelikle asabilere ve başı ağrıyanlara tavsiye edilir. İçindeki koka yaprakları hafiften kafa yapar, bu yüzden demciler “coca şarabı”na bayılırlar. Aslında Pemperton’un derdi kendisiyledir, morfine alışan bünyesini daha light maddelerle kandırmaya bakar. Günlerden birinde eczanenin uyuşuk kalfası (Willys Venable) iksir hazırlarken üşenir, sürahiye uzanmak yerine elinin altındaki sodayı bardağa katar. Bakın şu işe ki müşterinin yeni karışımı beğeneceği tutar, bi daha, bi daha derken köpüren Cola doğar. MARKA OLUNCA Bu arada muhasebeci Frank Roobinson fırça tutmaktaki maharetini gösterir ve iki afilli “C” arasına “Coca Cola” yazar. Bilahare ürünü diğer eczanelere ve dondurmacılara dağıtırlar. Ardından patentini alır ve “marka” olurlar Pemperton ölünce (1888) Coca Cola sahipsiz kalır, Asa Candler adlı bir müteşebbis vârislerine 2300 dolar vererek haklarını satın alır (bu gün sadece adı 70 milyar dolar) ve üretime hız katar. Hem ülke çapında örgütlenir, hem de kırmızı fıçılar yerine şişelemeye geçerek bir ilke imza atar. Ona göre Cola ambalajıyla da keyif vermeli, eğlenceye çağırmalıdır. Şişesi de farklı olmalı “kırıldığında ve karanlıkta” tanınmalıdır. Alexander Semuelson ve Earl Dean’ın bir kakao tanesine benzeterek hazırladıkları model çok tutar. Ünlü cam şirketi Root Glass sabah akşam şişe basar. Mr. Asa ambalaja da patent alır ve taklitcilerin önünü tıkar. Ama en köklü değişimi formülde yapar, içindeki uyuşturucuları ayıklayarak alkolsüz meşrubat pazarına oynar. Bunun faydası net bir şekilde görülür. 1890’larda 9 bin galon şurup satan Chandler 281 bin galona çıkar. ÇARPICI KAMPANYA Chandler gelirinin dörtte birini reklâma harcar, özellikle “kuponu getir bedavaya iç” kampanyasıyla satışlar patlar. Gün gelir Amerika’da Coco Cola’yı tanımayan kalmaz. 1892 yılında The Coca-Cola Company adıyla anonim şirket kurar, (sermayesi: 100 bin dolar) Cola’yı süpermarket, benzinci ve spor salonlarında pazarlamaya başlar. İsteyene ücreti mukabilinde şişe doldurma lisansı satar, dolum tesisleri mantar gibi çoğalır, Meksika ve Küba’ya da sıçrarlar. Derken bir beyzbol yıldızıyla el sıkışırlar (1905) ve o günden sonra bazı sporcuları korur kollar. Kanada’da köpek yarışlarına, İspanya’da boğa güreşlerine omuz çıkar, derken FİFA’yla anlaşırlar. Şirketin istikbali parlaktır ama Chandler’in siyaset sevdası tutar, Atlanta Belediye başkanlığına seçilir ve politika kazanına batar. Candler’in iki yıl sonra ölür, ailesi Coca-Cola Company’i 25 milyon dolara Atlantalı bir konsorsiyuma satar. İşte şirketin başına geçen Robert Woodruff yelkeni uluslararası sulara açar. Artık nereye gitseniz karşınıza otomatik cola makineleri çıkar. SAVAŞLA BÜYÜR 1941’de İkinci Dünya Savaşı’na katılan Amerikan askerleri yanlarında milyonlarca kutu Coca Cola taşırlar. General Eisenhower’in desteği ile Avrupalıları Cola’yla tanıştırırlar. Eisenhower’in başkan seçilince resmi yemeklere Coca Colayı sokar. Beyaz Saray ziyafetlerinde buzlu Cola aranmaya başlar. Derken Time’a kapak olur, ünlü dergi Cola için “Dünya ve Dostu” manşetini atar. Aya ilk ayak basan Neil Amstrong dönüşünde “Coca Cola’nın evine, Dünyaya Hoşgeldiniz” pankartıyla karşılanır. Coca Cola, Olimpiyat Oyunlarından, Güney Kutbu’nun fethine kadar birçok organizasyona sponsorluk yapar. İlgi çekmeyi başarır ve büyüme hızı katlanarak artar. Bu arada muhalifler de boş durmaz, colanın lavabo temizlediğinden, tampon parlattığından, okside olmuş akü başlarını çözdüğünden bahs açarlar. Güya paslanmış civatayı sökmek için üzerine iki damla cola damlatmak yetermiş de filan. Bunlara kim inanır bilmiyoruz, ancak firma aldırmaz, öyle ya reklamın iyisi kötüsü olmaz. Evet, her asitli içecek gibi Cola’nın da PH’sı düşüktür, dişlere yaramaz, eh bir yaştan sonra şekere mesafe koymakta da yarar var. ORTADOĞU PEPSİ’NİN Tabii gıdalardan yana olanların kolalı içeceklere menfi yaklaşmaları anlaşılabilir ancak kola boykotları sağlıktan ziyade siyasi hüviyet taşırlar. Firmanın ABD yanlısı politikalara destek verdiğini söyleyenler “Emperyalizm bu kapağın altında” sloganıyla Ortadoğu’da taraftar kazanır ve tartışmalar Pepsi’ye yarar. Bu arada mahalli markalar pazar payından hisse kaparlar. Mesela Mekke Kola’nın sahibi Tunuslu Tevfik Matluti etikete; “şuursuzca içmeyin, bir amaca hizmet edin” yazar ve kârının % 10’unu Filistinli çocuklara bağışlayacağını” açıklar. Coca Cola buna rağmen İslam ülkelerinde ramazan-ı şerifi heyecanla karşılar, hazırladığı reklamlarla yerli kültürleri yakalamaya bakar. Firma 1985’te Cola’nın lezzetiyle de oynamaya kalkar. Ancak yeni Coca-Cola basına ve halka tanıtılınca fırtınalar kopar. Kolakolikler merkezi telefon bombardımanına tutar, bundan böyle Pepsi içme tehdidinde bulunurlar. Müşteri daima haklıdır tezi burada da işler, firma geri adım atar. Asırlık tadı değiştirmenin hata olduğunu kabul edince borsa değerleri oturur, hatta katlanarak artar. Bu gün Dünya nüfusunun yüzde 94’ü, Coca-Cola markasını tanır ve her saniye 8000 şişe (ya da kutu) Cola satılır. Ki firmanın borsa değeri benim diyen ülkenin ihracat gelirini aşar. >> Zirvede bizden biri... Coca-Cola Yönetim Kurulu Başkanı E. Neville Isdell, başarılı yönetici Muhtar Kent’in Coca-Cola’nın Kuzey Amerika dışındaki tüm uluslararası operasyonların başına getirildiğini açıkladı. 2005 Nisanında Kuzey Asya, Avrasya ve Ortadoğu Grup Başkanlığı’na tayin olan Muhtar Kent bu sürede önemli roller oynadı. Sadece merkezi İstanbul’da bulunan Avrasya ve Ortadoğu bölümlerinde değil, Japonya ve Çin’de de firmasına önemli katkılar sağladı. Bundan böyle Afrika, Doğu, Güney Asya ve Pasifik, Avrupa Birliği ve Latin Amerika Grupları Muhtar Kent’e bağlı olarak çalışacaklar. Zirveye doğru Coca-Cola’daki çalışma hayatına 1978 yılında Atlanta’da başlayan Muhtar Kent değişik ülkelerde pazarlama ve operasyon birimlerinde vazife aldı. Türkiye ve Orta Asya Bölgesi Genel Müdürlüğünün ardından, Doğu ve Orta Avrupa Bölüm Başkanlığı, Coca-Cola İnternational Başkan Yardımcılığı ve Coca-Cola Amatil Avrupa Genel Müdürlüğü yaptı. 1998-2005 yılları arasında Efes İçecek Grup Başkanlığı’na geldi ve Adriyatik’ten Çin’e kadar birçok ülkede Coca-Cola ve bira fabrikaları açtı. Devlet gibi... Dünyanın en büyük alkolsüz içecek üreticisi ve pazarlayıcısı olan Coca-Cola Şirketi,15 farklı kategoride 409 markaya sahip ve dünyada 1000’in üzerinde fabrikada üretim yapıyor. Yaklaşık 200 ülkede faaliyet gösteren Coca-Cola doğrudan 30 bin, dolaylı 300 bin kişiye iş imkanı sağlıyor. Şirketin lokomotifi Coca-Cola dünyanın en değerli markası olarak biliniyor. Türkiye’de de liderliği kaptırmayan firmada %45.6 Anadolu Grubu’nun, %40 Coca-Cola’nın, %8.8 Etap İçecek’in, % 5.6 Coca-Cola Satış ve Dağıtım ortaklığının hissesi bulunuyor. >> Şehir efsaneleri Coca Cola’nın ‘’7X’’ adlı formülü hâlâ sır. Güya firmada çalışan biri gizli kasadan formulü çalmış, gidip hemen Pepsi’yi çıkarmış. Meğer formül sahteymiş, Coca Colacılar rakiplerini alaya almışlarmış. Efendim Coca Cola’nın formülünü bilen üç kişi varmış ve üçünün aynı uçağa binmeleri (ya düşerse diye) yasakmış. Coca Cola şişesine atılan bir kemik erirmiş, içinde bağımlılık yapan maddeler varmış. “Bakalım en çok kim içeçek” yarışmasının şampiyonu pat diye düşüp ölmüş, zaten Coca Cola’da çalışanlara işe başlamadan önce belge imzalatırlarmış. Eğer bir Coca Cola şişesini aynaya tutarsanız (haşa) Arapça “Allah yok, Muhammed yok” şeklinde bir mesaj çıkarmış. (El ezher uleması bunu ciddiye almaz, nitekim firma da “logo aynadan okunsun diye tasarlanmadı” açıklamasını yapar. ) Amerika’da dağıtılan teneke kutuların altında “diğer taraftan açınız” yazarmış. İçine bir aspirin atıldığında ishali keser ama selülit yaparmış. Sıcak içildiğinde ağızda kan tadı kalır, küçükler içerse kararırlarmış. Hintliler böcek öldürsün diye etrafa serper, sürekli içenlerin bağırsağında kurt, solucan yaşamazmış. Dişler, colanın çıktığı yıllarda çürümeye başlamış, zaten florürlü macunlar da aynı tarihlere dayanırlarmış. Coca Cola şişesi dünyada en çok tanınan ikinci şekilmiş. Birinci şekil yumurtaymış.
Kapat
KAPAT