BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İstanbul üzerine bir yazı

İstanbul üzerine bir yazı

İstanbul’da yerleşim problemi büyüdükçe büyüyor. Şehre şöyle bir tepeden baksanız ne kadar genişlediğini hemen fark edersiniz.



İstanbul’da yerleşim problemi büyüdükçe büyüyor. Şehre şöyle bir tepeden baksanız ne kadar genişlediğini hemen fark edersiniz. Benim çocukluğumda Yeşilköy Havaalanı, merkezi kabul edilen yerlere göre çok uzak sayılıyordu. Uçakla bir seyahat yapmak gerektiğinde, insanlar havaalanına nasıl gideceklerini, en az yolculuklarını düşündükleri kadar çok düşünüyorlardı. Emlak Bankası Ataköy’deki konut inşaatlarına hız verince, pek çok kişi, bu mekanlara talip olan tanıdıklarına tuhaf gözlerle bakmaya başladı. “İnsan nasıl taa Ataköy’de oturur ki?” sorusunu sık sık soruyorlardı. Sonra bir de bakıldı ki şehir büyüye büyüye Ataköy’ü de yuttu ve adeta bir merkez nokta haline getirdi. Ataköy’e uzak diyenler için Florya adeta uluslararası uzaklık gibiydi. Florya’ya ancak yazlığa gidiliyordu. Maddi durumu refah düzeyine ulaşmış aileler genellikle kışın Nişantaşı ya da Şişli’de oturuyor, yaz gelince de ya adalardan birine ya da Florya’ya sayfiyeye gidiyorlardı. Bu sebeple o zaman inşa edilen evlerde genellikle ısıtma sistemi olmuyor bunun yerine bazı hafta sonu tatillerinde gelenlerin ısınması için geniş şömineler yapılıyordu. Şimdi baktığınızda Florya’nın da sayfiyelikten çoktan çıktığını, bayağı bir yerleşim merkezi halini aldığını görüyorsunuz. Her şeye rağmen bu şehrin genişlemesinin bu sınırlar dahilinde kalacağını düşünüyordum. Yanılmışım. Şehir, tıpkı bilim kurgu filmlerindeki yeşil canavarlar gibi, büyüdükçe büyüyor. Bundan yirmi sene önce Florya ile Büyükçekmece arasında tek tük evlerin dışında bina göremezdiniz. Kumburgaz’a ya da Silivri’ye doğru yola çıktığınızda uzun süre boş arazinin görüntüsü eşliğinde ilerlerdiniz. Şimdiyse binalara hiç ara kalmıyor. Koskocaman gökdelenler sarmış her yanı. Her tarafta kooperatif inşaatları var. Öyle ki sanayi amaçlı fabrikalar bu gökdelenlerin arasında küçücük ve şipşirin kalmış. Peki bu kadar çok evde kim oturuyor. İşin ilginç tarafı da bu zaten. Bu tip kooperatiflerde ya da bankaların satışa sunduğu dairelerde genellikle yatırımlarla karşılaşıyorsunuz. Yani bir tarafta toplu parası olan kişiler “nasıl olsa prim yapar” mantığı ile yola çıkarak bir defada altı yedi tane konuta talip oluyorlar. Başka semtlerde de pek çok evin sahibi pozisyonunda olduklarından, bu yeni evleri ya boş tutuyorlar ya da satın almaya gücü yetmeyen ama kiralamaya gönüllü olan müşterilere kiralıyorlar. Sonuç olarak gece olduğunda dev binaların siluetleri neredeyse karanlıkta kalıyor. Bir taraftan Sarıyer diğer taraftan Silivri yoluyla Edirne’ye kadar uzayan bir İstanbul Avrupa yakası mevcut. Anadolu yakasının durumu da bundan pek farklı değil. Polonezköy neredeyse şehirle yani Beykoz’la birleşmiş vaziyette. Bostancı ise bir “Üst Bostancı” kültürüyle tanıştı. Bizim bildiğimiz Caddebostan, Bağdat Caddesi oluşumu yozlaşma ile karşı karşıya. Bana kalırsa bu spastik şehirleşme devam ettiği müddetçe İstanbulluların huzura kavuşması mümkün değil. Bütün tanıdıklarımda “şehirden uzaklaşma” eğilimi var. Ama herkes birden uzaklaşmaya kalkınca, uzaklarda yeni şehirler oluşmaya başlıyor. Kendi içinde bütünlük sağlayan, dışarıdan kopuk kalan uydu kentler bana hep asık suratlı bilim kurgu filmlerindeki zavallı görüntüleri hatırlatıyor. Anneannemin detaylarıyla anlattığı Çengelköy’deki yalıyı gözümün önüne getirmeye çalışıyorum. Denizin üstünde yer alan otuz altı odalı yalının yüzlerce ağaçtan oluşan güzel bahçesinde insanların evlerini sevdiklerini anlatan yüz ifadeleriyle dolaşmalarını hayal ediyorum. Garaj yerine kayıkhanesi olan, meyve ve sebze ihtiyacını kendi bahçesinden karşılayan ve adeta yaşayan, soluyan bu güzel evlere karşılık, şimdi bizlerin içine sığmaya çalıştığımız üst üste kurulmuş kibrit kutularına benzeyen evler var ortada. Nasıl, gelişmekte olan bir ülkeyiz değil mi? SÖZÜN ÖZÜ Bir güve, nasıl esvabı delik deşik ederse, kıskançlık da insanı öyle yer bitirir. LEVHA Efendi insan kendisinden çok şey başkalarından az şey bekler.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT