BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Allah’ın, kullarına gönderdiği nimetler

Allah’ın, kullarına gönderdiği nimetler

Bütün Peygamberler ve onların vârisleri olan İslâm âlimleri ve Evliyâ-yı kirâm, hep gıdâ gibi, bütün insanlara lâzım olan iyi fertler, âileler ve cemiyetler teşkîl etmek için uğraşmışlardır...



İlk insanın, aynı zamanda ilk Peygamber kılınması, “Ülü’l-azm” diye anılan 6 adet büyük Peygamberin, bunların aralarında takrîben 1.000 senede bir “Resûl” ismiyle zikredilen 313 Peygamberin, bunların aralarında da yine takrîben 100 senede bir “Nebî” ismi verilen 124.000’den ziyâde Peygamberin gönderilmesi, bunlardan bazılarına da, (100’ü küçük, 4’ü büyük olmak üzere) 104 kitâbın indirilmesi, Allahü teâlânın, kullarına gönderdiği nimetlerinin en büyüğüdür. Aslında Hazret-i Âdem’den itibâren gelmiş-geçmiş bulunan, ister “Ülü’l-azim”, ister “Resûl” ve isterse “Nebî” olsun bütün Peygamberlerin eğitimdeki hedefleri aynıdır. Bu Peygamberlerden bazılarına gönderilen 104 kitaptaki hedef de, altını çizerek ifâde edelim ki, insanların dünyâda huzûr ve sükûn içerisinde yaşamaları, âhirette de ebedî saâdete kavuşmalarıdır. Bütün Peygamberler ve onların vârisleri olan İslâm âlimleri ve Evliyâ-yı kirâm, hep gıdâ gibi, bütün insanlara lâzım olan iyi fertler, âileler ve cemiyetler teşkîl etmek için uğraşmışlardır. Dînimize göre aklın yeri Mukaddes dînimiz İslâmiyet, akla çok önem veren bir dîndir. Akıl bir ölçü âletidir; ama her işte ve hele dînî işlerde akla güvenilemez. Zîrâ akıl, göz gibidir; İslâmiyet bilgileri de ışık gibidir. Gözümüz, maddeleri, cisimleri karanlıkta göremez. Allahü teâlâ, gözümüzden faydalanmamız için, güneşi, ışığı yaratmıştır. Güneşin ve çeşitli ışık kaynaklarının nûru olmasaydı, gözümüz işe yaramazdı. Tehlikeli cisimlerden, zararlı yerlerden kaçamaz, faydalı şeyleri bulamazdık. Dîn işleri, akıl üzerine kurulamaz. Çünkü akıl, bir kararda kalmaz. Akıl, insanlar arasında da eşit olarak bulunmaz. En yüksek akıl ile en aşağı akıl arasında binlerce derece vardır. Herkesin aklı, birbirine uymadığı gibi, hattâ aynı kişinin, selîm olmayan aklı da, bazen doğruyu bulur, bazen de yanılır ve yanılması daha çok olur. En akıllı denilen kimse bile, sadece dîn işlerinde değil, uzman olduğu dünyâ işlerinde de çok hatâ eder. Çok yanılan bir akla nasıl güvenilebilir? Devâmlı, sonsuz olan âhiret işlerinde, nasıl olur da, akla uyulur? Akıl, insandan insana değiştiği için, bazı insanlar dünyâ işlerinde isâbet ettiği hâlde, bazıları yanılabilir. Aklın belli bir sâhası vardır. Bunun dışındakileri ölçmeye, anlamaya gücü yetmez. Onun için akıl, Allahü teâlâya âit bilgilerde ve dînî konularda ölçü olamaz. Aklın anlayamadığı veya yanlış anladığı çok şey vardır ki, bunları ancak “Peygamber”ler bildirir. “Peygamber”, ilaçların tesîrlerini iyi bilen uzman bir tabip gibidir. “Peygambere lüzûm yoktur” demek, “Tabîbe lüzûm yok” demekten daha yanlıştır. “Peygamber”in bildirdiği teklîfler, Allahü teâlâdan gelen vahiyler olduğu için, hepsi doğrudur ve tamâmı faydalıdır. Peygamberimiz en güzel örnektir Ahzâb sûresinin 21. âyet-i kerîmesinde de ifâde buyurulduğu üzere, Peygamber efendimiz, bizler için, her husûsta, en güzel örnek olduğuna göre, eğitimde de en güzel bir örnektir. İşte bu husus, iyi anlaşılacak olursa, dînî ve dünyevî işlerimizde, kimi örnek almamız gerektiği açıkça ortaya çıkar. Çünkü Allahü teâlâ, bir insanda bulunabilecek, görünür görünmez bütün iyilikleri, bütün üstünlükleri, bütün güzellikleri, o “üsve-i hasene” olan “Habîb”inde toplamıştır. O’nun hiçbir hareketinde, hiçbir işinde, hiçbir sözünde, hiçbir zaman, hiçbir çirkinlik, hiçbir kusur görülmemiştir. O, her zamanda, her memlekette yani dünyâ yaratıldığı günden kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiçbir kimse, hiçbir bakımdan, O’nun üstünde değildir. O, güzel huyu, yumuşaklığı, afvı, sabrı, ihsânı ve ikrâmıyla herkesi hayrân bırakmış, O’nu görenler ve sözlerini işitenler, seve seve Müslüman olmuşlardır. Son peygamber olan Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), 23 senede, 150 bin mübârek insan, güzîde sahâbe, “hayırlı ümmet” meydâna getirmiştir. Onlar da, 50 sene gibi çok kısa zaman zarfında, gâyet mahdût imkânlarla, Endülüs’ten Çin’e kadar olan geniş coğrafî bölgeleri fethedip oralara ilim, irfân, ahlâk, fazîlet, adâlet, medeniyet, hakkâniyet, insanlık, insan hakları, nûr ve hidâyeti, tek kelimeyle söylemek gerekirse, Allahü teâlânın mukaddes dîni İslâmiyyet’i götürmüşlerdir. Bu konu, ciddiyetle incelenmesi gereken bir konudur. Şüphesiz ki, eğitimciler için nümûne-i imtisâl yanî örnek insan, ideal eğitimci, bundan 14 asır evvel, tek başına teblîgâta başlayarak 23 sene gibi çok kısa zaman zarfında, târihin bir benzerini görmediği ve kıyâmete kadar da göremeyeceği 150.000 kâmil insânın meydana gelmesine vesîle olan, “Asr-ı Saâdet”in mimârı sevgili Peygamberimizdir. Şüphesiz ki, sevgili Peygamberimizi, belirli kişilere veya özel bir sınıfa ders veren klasik bir eğitimci olarak kabûl edemeyiz. Netîce olarak söylemek gerekirse, eğitimde işin esâsı, hem kendisine faydalı, hem de âilesine, milletine, vatanına ve devletine faydalı bir unsur meydana getirmektir. İşte millî eğitimimizdeki ana hedef de bu olmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT