BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ten ve gen

Ten ve gen

Marco Aurelio oldu Mehmet Aurelio ve alındı Milli Takım’a. Devşirme Mehmet’in Lüksemburg karşısında forma giymesi bile tartışmaların sonunu getirmedi. Aksine ivme kazandıran bir gelişme oldu. Sadece spor kamuoyu değil, kanında biraz Türklük olan herkes bu konu hakkında söyleyecek, tartışacak bir şey buldu. Nobre’nin Türk olması ve kapının yeni gelene açık durması da “Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” olarak özetlenebilecek bu ateşin sönmesinin pek mümkün olmadığını gösteriyor.



Marco Aurelio oldu Mehmet Aurelio ve alındı Milli Takım’a. Devşirme Mehmet’in Lüksemburg karşısında forma giymesi bile tartışmaların sonunu getirmedi. Aksine ivme kazandıran bir gelişme oldu. Sadece spor kamuoyu değil, kanında biraz Türklük olan herkes bu konu hakkında söyleyecek, tartışacak bir şey buldu. Nobre’nin Türk olması ve kapının yeni gelene açık durması da “Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” olarak özetlenebilecek bu ateşin sönmesinin pek mümkün olmadığını gösteriyor. Hollanda, Fransa, İngiltere, İspanya gibi sömürge sahibi ülkeleri bir kenara koyarsak, Asamoah gibi bir siyahinin Almanya Milli Takımı’nda, Alex isimli bir Brezilyalının Japonya Milli Takımı’nda forma giydiği dünyamızda, Mehmet Auerlio’nun tenin rengi, ülkemizdeki tartışmalara bambaşka bir renk katıyor. Ten denince akla ister istemez gen geliyor ve Avrupa’nın bir çok ülkesinde başarıyla top koşturan Türk gençlerini çağrıştırıyor bana. Yıldıray, Altıntop ve Yakın kardeşler, Nuri, Önder ilk aklıma gelen isimler. Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda Türk futbolunun son yıllarına damga vurmuş isimlerin bir çoğunun altyapı eğitimini yurt dışında aldığını da görüyoruz ki; bunlardan ilk akla gelen isim “İmparator” lakabını alan Oğuz Çetin olsa gerek. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Türkiye’de yetişip yıldız olan futbolcularımıza baktığımızda ise dünya çapında isim yapsalar bile Avrupa’da bekleneni veremediklerini görüyoruz. Tugay’ı ve Nihat’ı bir kenara koyarsak ki; onlar da başarılarına karşın üst düzey takımlarda oynayamadılar, Hakan Şükür, Hakan Ünsal, Arif, Okan hayal kırıklığıyla geri döndü. En iyilerimizden biri olarak gösterilen Emre 3 sezonluk Inter macerasını akıllarda kalan 2 maçla tamamlayıp, Premier Lig’in vasat takımlarından Newcastle’a gitti. Orada da takımının en iyisi olduğunu söylemek mümkün olamıyor maalesef. Nüfusa oranla lisanslı futbolcu sayımızın vahim olduğu bir başka içler acısı gerçek ki; bunun sıkıntısını en net şekilde Milli Takım’da yaşıyoruz. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım; eğitimlerini Avrupa’da alan Türk oyuncular dünya çapında başarılı oluyorsa, yurt içindeki oyuncularımızda ise sıkıntı yaşıyorsak, sorun malzemede, yani Türk genlerinde değil!. Sorun eğitimde. Birileri, bir yerlerde bir şeyleri yanlış yapıyor. Eğitimcilerimizde bir eksiklik, bir sıkıntı var ki; çocuklarımız yanlış eğitiliyor. Bu yüzden sil baştan yapmamız şart! Yoksa Milli Takım’ı hepten devşirme yapsak yine kâr etmez. Ha bu arada sanmayın ki; bu sorun yalnızca futbolda. Şöyle geniş açıdan baktığımızda dünya çapında isim yapmış Türklerin ya yurt dışında eğitim aldığını ya da eğitimlerini yurt dışında geliştirip tamamladıklarını görüyoruz. Sözün özü: Eğitim şart kardeşim! > O diyor ki! Her şeyin olsa da fakirsindir, karakterin yoksa eğer... > Abide şahsiyet O Türk futbolunun efendi yüzü... Yeşil sahalarda top koştururken edindiği bu lakabı, teknik adamlık kariyerine de taşımayı bildi. Futbolculuk başarısını hocalık başarısıyla perçinlediği gibi. Sessiz, sakin, kararlı. Adam gibi adam. Oturması, kalkması, konuşmasıyla örnek alınması gereken şahsiyet. Hani içimden bu adamı klonlamak geliyor desem yalan olmaz. Evet hepinizin anladığı üzere Ertuğrul Sağlam’dan bahsediyorum. Kayserispor ile Türk futboluna yepyeni bir hava katan genç hocadan. O Ertuğrul ki; farkını 4-0 kaybettiği G.Saray maçında da ortaya koydu. Hakemin sonuca direkt etki eden yanlış kararlarını başkaları gibi bağıra çağıra eleştirmedi. Her zamanki soylu edasıyla, sakin tavrıyla söylenmesi gerekeni en kibar şekilde dile getirdi ve yoluna devam edeceğini söyledi. Kayserili futbolcular da hakemin başkalarını çıldırtan kararlarına ve 4-0’lık skora rağmen 90 dakika sanki maç 0-0’mış gibi bir performans sergileyerek hocalarına lâyık bir ekip olduklarını gösterdi. Lütfen, bu ekibin kıymetini bilelim, sahip çıkalım, örnek alalım. Büyüklük isimle, parayla, taraftarla, yıllarla değil, duruşla olur. Bunu bir kez daha bize hatırlatan Sağlam’ı ve öğrencilerini alkışlayalım...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT