BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tanıdık biri!..

Tanıdık biri!..

İnsan yabancı bir yere gittiği zaman, ister istemez tanıdık bir sima arıyor...



İnsan yabancı bir yere gittiği zaman, ister istemez tanıdık bir sima arıyor... Çoğu kere sizde de olmuştur. Ummadığınız bir yerde, ummadığınız bir zamanda tanıdık birileri karşınıza çıkıverir. Daha bir şevkle konuşursunuz. Yakınlık gösterirsiniz. Yaşadığınız yerden ne kadar uzakta iseniz, bu ilginiz o derece artar. Ne de olsa karşılaştığınız kişiyle daha önceden yaşanmış bir ortak noktanız vardır. Hatta aynı sokakta gördüğünüz birini hiç konuşmamış olsanız bile, uzak bir yerde karşılaşsanız; - “Aaa! Sizle aynı sokaktanız, hatırladınız mı?” deyip, söze başlarsınız. Yabancı beldede o size “tanıdık biri” olarak daha yakın gelir. Hele büyük bir kurumda bir işinizi halletmek için bulunuyorsanız, orada tanıdık biri karşınıza çıkarsa, yaşadınız! Adres, yol göstericiniz oluyor, işinizi daha kısa sürede halletmenin yollarını öğreniyorsunuz. Böyle yerlerde tanıdık birini rehber edinmek büyük nimet. Eee, ne demiş atalarımız; “Komşu, komşunun külüne muhtaçtır!” Boşuna dememişler tabii. İnsan insana her zaman muhtaçtır. Tabii, insanın insana yaklaşımı, belirli nezaket kuralları çerçevesinde oluyor. Bizim kültürümüzde, edebiyatımızda bununla ilgili yaşanmış birçok örnekler yer almıştır. Bir toplumda nezaket kuralları, ne kadar köklü ve yaygın ise, insani ilişkilerde o nispette sağlıklı ve saygın oluyor. Bu kuralları hayatıyla özdeşleştirenler, her zaman, aranılan, sevilen “tanıdık biri” olurlar. Bu kuralları hiçe sayanlar, “ben, benim” tavrıyla yaşayanlar ise, görüldüğünde yüz çevrilen, uzaklaşılan “tanıdık biri” olmaya mahkum olurlar. Müslüman iyi iz bırakan insan demektir. Öyle “tanıdık biri” olun ki, herkes sizinle karşılaşmak için can atsın. *** Yolda hızla ilerleyen son model lüks bir otomobil, kavşakta kırmızı yanan trafik ışıklarını görünce birden durur. Aynı güzergâhta gelen kamyon, fren yapmasına rağmen hızını kesemez ve duran lüks otomobile arkadan vurur. Otomobilinden inen sürücü, arkasında koca bir kamyon görünce hışımla ilerler. Arabasının tamponunu göstererek kamyon şoförüne bağırmaya başlar; - Nasıl araç kullanıyorsun be adam, şu tamponun haline bak. Burası dağ başı mı? Yanan ışıklara dikkat etmiyor musun? Kamyondan ince, zayıf, gariban görünüşlü bir adam iner. Başını eğer, mahcup, ezik, yalvarır bir ifade ile konuşmaya başlar; - “Yaa, kusura bakma ağabey, kamyon ağır, frenler tutmadı, geç durabildim. Aylardır işsizdim. Daha yeni iş buldum. Sen iyi bir insana benziyorsun. Bak fazla bir zarar da yok. Senin kaskon vardır. Ne olur trafik polisine intikal ettirme işi. Şimdi ceza yazarlar. Hem işimden olurum. Hem ödeyemem. Çocuklarım var, mağdur olacaklar. Yap bi iyilik...” gibi sözlerle sinirli sürücüsünün gönlünü almaya çalışır. Otomobil sürücüsü bu yalvarmalara dayanamaz, yumuşar. İçinden; “Bu da aracım için sadaka olsun” der yoluna devam eder. Kamyon şoförü sevinçle aracına biner. O da hareket eder. Az sonra, aynı yol üzerinde trafik lambaları yeniden kırmızı yanar. Biraz önce kaza geçiren lüks otomobil durur durmaz arkasından gelen “küt” sesiyle sarsılır. Otomobil sürücüsü büyük bir şaşkınlıkla iner. Arkasında yine aynı kamyon, aynı yerden aracına çarpmıştır. İyice sinirlenen sürücü, ne yapacağını şaşırmış bir halde bakarken, kamyon şoförü gayet sakin, kaygısız bir şekilde başını camdan dışarı uzatır, elini selam verir gibi uzatarak, pişkin bir eda ile; - Ağabey, benim ben. Yabancı değil, “tanıdık biri” der!.. *** Ehh! Ne yapalım bazen de böyle tanıdıklar çıkabilir tabii...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT