BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dost dost...

Dost dost...

Sait Faik çoğu zaman dostluğu anlatırdı ya da siz onun anlattıklarında yazarın yeryüzüyle, ağaçla, çocukla, köpekle, kuşla bir takım insanlarla alabildiğine katıksız dostluğunu bulurdunuz.



Sait Faik çoğu zaman dostluğu anlatırdı ya da siz onun anlattıklarında yazarın yeryüzüyle, ağaçla, çocukla, köpekle, kuşla bir takım insanlarla alabildiğine katıksız dostluğunu bulurdunuz. Belki hayvanlarla, kıyılarla, sokaklarla dosttu ama insanlara yaklaşmasında bir karşılık bulamama ezikliğini taşıyor olmalıydı.. Kahvelerde, şurda burda ayaküstü sohbet ettiği kafa denkleri dışında, şöyle pekişmiş, muhkem bir dostluk kurabilmiş miydi bilemiyorum. Herhalde o da dostsuzluğun talihsizlerindendi... Necip Fazıl “Bâbıâli”sinde Sait Faik’in Baylan Pastanesinde azaplı iç benliğini açığa vuran ellerini ne de güzel tahlil etmiştir... Hatırımda kaldığı kadarıyla kendini bir yere oturtamamış bir sanatçının kıvranışıdır o... Bana göre de yalnızlığının... Dostluktan bahsedeceğim evet... Ben dostluğun ille iç içe yaşamakla kökleşen bir bağ olduğuna inanmıyorum. Dostlukta ille övgüler olmasından da yana değilim. Dostluk güzel, destekleyici hatta okşayıcı sözlerle yürür, diyenlere katılmıyorum. “Dost acı söyler” sözü boşuna söylenmemiş. Çünkü ben nice sözde dostluklar bilirim, koltuklamalarla başlamıştır, yermeyle ya da kayıtsızlıkla, vefasızlıkla bitmiştir... Bana övgülerle yaklaşanlardan öteye durmam bu yüzdendir. Düşünün birileri hiç aklınızda yokken ve kapıyı çalmadan gelip dünyanıza giriyor, sizin müsaadeniz olmadan içeriye giriyor. İlle de bir bağ kurulsun diye size şatafatlı sözler söylüyor, sizi yukarılara çekiyor. Anlaşılmayacak ne var? Aslında bir iş meselesidir bu. Hayır hayır kendisine iş arayan, ya da mağdur durumda olan birinin başvurmasıyla bunu karıştırmayalım. Üstüne bastığım olay, sizin bir basamak gibi görülmeniz, size bir araç ve aracı gözüyle yaklaşılmasıdır. Birisi vardı, hiç gereği yokken, daha ilk “hoş beş”te “Sizinle çok iyi anlaşacağız; çünkü siz de benim gibi aynı şeyleri duyuyor ve düşünüyorsunuz” demişti de doğrusu tuhafıma gitmiş, biraz da sinirlenmiştim. Ona şu sözleri söylemeyi ne kadar isterdim... “Durun yahu! Anlaşmak da nereden çıktı? Bakalım ben sizin bu bacadan inme ve çala kalem dostluk gösterinizi kabul ediyor muyum? Hem siz beni daha doğru dürüst tanımadan nasıl oluyor da sizin gibi duyduğumu ve düşündüğümü iddia edebilirsiniz!” Böylesi kendini sizden daha fazla beğenir, size yaklaşması, sizin için bir lütuftur onun gözünde. Bazısı da gözünüze girmek için sizi allayıp pullar. “Aman efendim çok özel bir insansınız, meziyetlerinizle bizleri ihya ediyorsunuz” gibisinden sizi bir anlatır, bir tasvir eder ki ister istemez ayaklarınız yerden havalanır. Ben her iki tür insandan da rahatsız olurum. Bilirim ki bunlar çıkarları için sizden yararlandıktan sonra çekip gidecek, bir daha aramayacak, bu defa daha başka benzerlerinizi kullanmaya seferber olacaktır. Aşık Veysel boşuna mı, “Dost dost diye nicesine sarıldım Benim sadık yarim kara topraktır” demiş? Şimdilerde böylesi dostluklar olacağına, dostsuz kalmak daha iyi diye düşünüyorum.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT