BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kupa gezer mi?

Kupa gezer mi?

İki sezon önce Beşiktaş’ın kazandığı Fortis Türkiye Kupası’nı, Başkan Yıldırım Demirören, eşinin hastanede yatan amcasının yanı başına kadar götürmüştü. Bu amca, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un babası idi...



İki sezon önce Beşiktaş’ın kazandığı Fortis Türkiye Kupası’nı, Başkan Yıldırım Demirören, eşinin hastanede yatan amcasının yanı başına kadar götürmüştü. Bu amca, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un babası idi... Hal böyle olunca da kızılca kıyamet kopmuş, eline kalemi alan, ekrana çıkan veryansın etmişti. Neydi bu yangının çıkış noktası? Bir kupa böyle gezdirilir miydi? Gezdirilmezdi elbette... Ama biz yanlış biliyormuşuz. Oysa, kupa gezdirmek adetmiş... Nasıl mı? Baksanıza, Fenerbahçe de, yıllar sonra kazandığı basketbol kupasını Yüksek Divan Kurulu Başkanı ve asbaşkanlarından biri ile sponsor Ülker’in en yüksek makamına taşımış. Doğrusu nedir? Kazananın müzesine gidilir, kupa orada görülür. >> Ümit Özat neymiş be! Ben de Ümit Özat, Daum tarafından, hayatında hiç oynamadığı sol arkaya konduğunda “Olur mu yahu” diye eleştirmiştim. Ama Ümit, inanılmaz bir inanç ve özveriyle oradan sol ayağıyla kesme ortalar bile atıp, goller yaptırdı. Sonra da gitti. Gidiş sebebi, taaaa Denizlispor’la oynanan kupa maçına dayanır. Neyse... Bu Ümit’in yerine iki Brezilyalı’ya toplam 20 milyon dolar verilip dolgu yapıldı. Demek ki, Ümit ne oyuncuymuş da haberimiz yokmuş... Ya da orada oynamak için Ümit olmak bile yeterliymişken... Sizce bu alışveriş nasıl bir alışveriş? >> Hayal satan, hayal görür! Türkiye’nin en çok satan gazetelerinden birinin genel yayın yönetmeni, TSYD’nin bir seminerinde, yalan haberler gündeme gelince, “Biz hayal satarız” deyip, ustalığını (!) haykırmıştı. Tabii bu yönetmenin spor müdürü aynı zamanda TSYD’nin de başkanı olunca, tıs-pıs... Şimdi aynı genel yayın yönetmeni tutmuş, “Eski gazetecilik-yeni gazetecilik” kıyaslaması yapmış. Ve de Abdi İpekçi ile Uğur Mumcu’yu günümüzün gazeteciliği ile tartıya çıkarmış. Destur beyim! Hele hele söz konusu gazeteciliğin spor kolu olunca, Abdi Beyin ismini, iki kere düşünüp ağzınıza alacaksınız. Aman haaa! Çünkü onlar hiçbir gün hayal satmadılar. >> Moggi’yi savunan adam! Demek ki, biz yanlış adresteyiz... Demek ki, doğruyu, doğruluğu, dürüstlüğü, dik duruşu savunurken hata yapıyoruz... Neden mi? Baksanıza, Ercan Saatçi, Aziz Yıldırım’ı örnek ve ulu yönetici olarak gösterirken, Juventus’un şimdi hapiste olan ünlü menajeri Moggi’ye benzetmiş... Yuh! Moggi, yıllardır yaptığı karanlık işler sonucu hapse mahkum oldu, bir de koca Juventus’a küme düşürttü. Ne yani Ercan Bey; Aziz Bey, Moggi gibi bir yönetici mi? Öyle ya, yazınızda, Aziz Beye benzettiğiniz, ya da Aziz Beyin benzediği yöneticiler arasında Moggi’yi göstermediniz mi? İşte, her eline kalem verilen yüzünden spor basınının hali... >> Ya Kalli stop ederse! Galatasaray, içindeki bulunduğu krizden kurtulmak adına, futbol takımını, bence doğru bir model kılıfına sokmayı akıl etti. Ama, Kalli’nin yerine benzeri formatta bir faal teknik patronla, altına da takımı sırtlayabilecek bir teknik direktör ve alt kadrosunu getirmeliydi. Şimdi model yırtık pırtık durumdadır. Kalli, on senedir faal değildir... Bu biiir... İkincisi ise, ya yarın kalbi tekler de, ben birkaç gün yatayım derse, takımı Ahmet Akçam mı sırtlayacak? Derwall-Denizli, Piontek-Terim modelleri de mi akla gelmedi? Haaa şunu ilave edeyim, kimse Galatasaray’dan bomba transfer falan beklemesin... İki gurbetçi ile iş bitmiştir... Biraz PAF’tan takviye... Biraz da eldekiler... İşte size Galatasaray 2007-2008... Kalli’nin, içinden tavşan çıkan şapkası... >> Kayıp aranıyor! Ne ülke ama... Seksen yılda bir bayan atlet bulmuşuz, dünya pistlerinde adımızdan söz ettirebilecek, onu da kayıp ilanlarıyla arıyoruz. Bu ilan nerede mi çıktı? İlan şeklinde değil de haber olarak çıktı; Süreyya Ayhan’ın ortalarda olmadığı ve Almanya’daki aramaların sonuçsuz kaldığı... Hayret değil mi? Neyse, bir iki gün sonra ünlü atletin sakatlığı sebebiyle ortadan kaybolduğu anlaşıldı. Ne diyelim, Allah selamet versin; atlete de, Türk atletizmine de... >> Aktüel’e alkış! Bu ülkede, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş önemli bir başarı elde ettiler mi, herkes bunların tarihleri yazmaya meraklanıyor... Galatasaray’da pek falso olmuyor. Çünkü orada ciddiyet ve dışa kapanıklılık sürüyor. Ama ya diğerlerinde... Ne gezer! Aktüel Dergisi de, Fenerbahçe’nin 100. yıl şampiyonluğu uğruna, tutmuş, bilmem kaç sayfasını, “Fenerbahçe tarihine” açmış... Sen misin açan? Antu.com başta olmak üzere bütün taraftar siteleri dört köşe... Ama tarihçe seksen köşe... Şöyle bir bakayım dedim... Okumadım haaa... On beş dakikada 20 hata buldum... Bir de okursam... Yapmayın, etmeyin, bu üç kulübün tarihleri, en az Cumhuriyet kadar değerlidir. Orasıyla burasıyla oynanamaz, tahrif edilemez, değiştirilemez, ekleme yapılamaz. Peki, kulüpler bu konuda hassas mı? Yok canım... Zaten oralarda tarihi bilen var mı? >> Gelen gideni aratır mı? Bu sezon, Gençlerbirliği OFTAŞ, Büyükşehir Belediyespor ve Kasımpaşa dışındaki kulüplerde teknik adamlık yapacaklar, şimdiden söyleyeyim, çok rahat edecekler. Geçenlerde Rıza Çalımbay’la birlikteydim, Rize’deki durumunu sordum. Belli değil dedi. Aman dedim, hemen anlaş... Puan rekoru bile kırabilirsin. Zaten zirvede de, şampiyon 80 puandan aşağı düşmez... Yani öyle bir lig izleyeceğiz ki, yeme de yanında yat cinsinden... >> Komite mi, Kolot mu? Beşiktaş’ın çağdaş bir yapıya bürünmesi galiba giderek zorlaşıyor. Baksanıza; eski futbolculardan kurulu bir transfer araştırma ekibi var, bir de mutlaka yıldız alacağız diyen futbol şubesi sorumlusu... Başkan mı? Sinan’la görüşmeden karar vermiyor diyorlar... O halde? Beşiktaş kötü halde... O zaman neden, eski futbolculara dünyayı dolaştırdınız? Öyle ya, yıldız alacaksanız, gezmeye ne gerek var? Yine de Tello hayırlı olsun! Bu kimin ürünü? Galiba eski futbolcuların... İster misiniz, yakında da “Benim oyuncum seninkini yener” kapışması yaşansın? >> İliç gitti, sıra Alex’te mi? Galatasaray, İliç’i, hem de 900 bin euroya mektep etmiş. Vallahi bravo! Demek ki, Avusturya hâlâ aynı yerde... Neyse... Fenerbahçe de Alex’le oralı değil... Bu da iyi işaret... Yani koşmayan, yanından adam geçince rüzgârdan düşen oyuncuların, adları bizim spor medyasınca ne kadar büyütülürse büyütülsün, edecekleri para ortada... >> Trabzon doğru yolda! Fenerbahçe’den Serkan... Hem sağ önde, hem sağ arkada, ihtiyaç olursa orta alanın ortasında da oynar. Samsunspor’dan Adnan... Genç, dinamik, forvet arkası ciddi tehlike... Jabi... Erciyesspor’da ne olduğunu gösterdi. Büyük takımda sanki daha etkili olacak. Trabzonspor’da Ziya Hoca biraz daha zengin düşünürse, bu sezon Fenerbahçe’nin tek rakibi olabilir. Tabii Avni Aker’in eski özelliğine kavuşması kaydı şartıyla... >> Genç Parti’ye akraba olmak varmış! Gazetelerden okudum... Genç Parti’nin İzmir ekibinden 15 kişi istifa etmiş. Gerekçe; başkan Cem Uzan’ın, sekreterini, danışmanını, mali müşavirini, eniştesini listeye alışı imiş... Bir tek muhterem peder ve muhterem birader eksik listede... >> Penaltı atmayı Çin’den öğrenin! Avrupa’da ligler biter ve özellikle de Fransa’daki Toulon Gençler Turnuvası’na ve de benzeri bazı turnuvalara gözler çevrilir. Tabii çağdaş kulüpler için bu böyledir. Manchester United’in ünlü menajeri Ferguson da, Portekizli Ronaldo’yu 17 yaşındayken buradan kapmıştı. Hem de son maçını açık tribünden izleyerek... Geçtiğimiz günlerde bir yenisi daha oynandı. Şimdi size izlediğim Çin-Fildişi Sahili maçından bir pasaj aktarayım. Golsüz biten maç penaltılara gitti. Aman Allah’ım... O Çinliler bir penaltılar attılar, parmak ısırırsınız. Fildişi’ni penaltılarla eleyip bir üst tura çıktılar. Fildişi Sahili’nde de ne oyuncular vardı, bir bilseniz... Drogba nereden çıktı ki? Peki, bizim futbol bilim (!) adamları nerelere gidip kafa ve göz yoruyorlar? Olmadık yerlere... Üstelik de çuvalla parayla... Hayırlı işler! Akılsızın parası olmasa, akıllılar nasıl yaşar? >> Ribery mi bonus, Anelka mı? Ribery, Galatasaray’a geldiğinde, elinde Anelka’sı olan Fenerbahçeliler, ezeli rakiplerinin hava atışına hemen slogan ürettiler; “Ribery, ancak Anelka’nın bonusu olur.” Peki, gerçek öyle mi? Bonus Ribery, 25 milyon euro karşılığında Bayern Münih’e transfer oldu. Peki, ya Anelka? O da, Fenerbahçe’den Bolton’a zor attı kendini... Şimdi kim kimin bonusu acaba, sevgili Ömer Çavuşoğlu? Hele hele Galatasaray’ın bu büyük balığı nasıl kaçırdığını görebiliyor musunuz? Başkan Canaydın ve o günkü yönetimine gerçekten bir madalya takılması gerekir. Ne madalyası mı? Onun da adını siz koyun!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT