BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cazibeli casus Suzy Liberman

Cazibeli casus Suzy Liberman

Öz babası “farkında mısın Suzy” der, “yakıcı bir güzelliğin, akıcı bir dilin var. Bu silâhlar sende oldukça budala avlamakta zorlanacağını sanmam!”



Hudeyra köyündeki evler Avrupa’nın önde gelen mimarları tarafından tasarlanmıştır, ferahtırlar, aydınlıktırlar. Her şey düşünülmüştür, su yolları, ziraat mühendisleri, bağ çubukları ve fidanlar. Arapları üç kuruş paraya çalıştırır, efendiliğin tadını çıkarırlar. Artık kimse onları aşağılamaz, Müslümanlar kul hakkından korkar, “pis Yahudi, çıfıt, iğneli fıçı katilleri” diye hakaret yağdırmazlar. Nerede Karakov’un küflü karanlık izbeleri, nerede şu çiçek kokan villalar. Şu mevsimde Polonya’da çatır çatır bir ayaz olmalıdır, sisli puslu bir hava. Suzy, Filistin’i çoktaan sahiplenmiştir, Avrupa’ya ve Avrupalılar arasına dönmekten çok korkar. Ancak ırkdaşları onu rahat bırakmaz, alımlı endamına bakarak fısıldaşırlar. Nitekim “seni büyük vazifeler bekliyor” deyip Yafa’da bir çiftliğe çağırırlar. Orada kendisi gibi biblo güzelliğinde kızlar vardır. Gün boyu yumruk sıkar, slogan atarlar. Roçild’in ve Alyans İsraelit Üniversel’in parasıyla kurulan dershanelerde teorik eğitim alırlar. Fevkalade lezzetli yemekler yer, pahalı elbiseler kuşanırlar. Oturup kalkmasını, dans etmesini, alkol sunmasını öğrenirler, mesela sadece Rişon le Zion şarabı hakkında saatlerce lügat paralar. Niyesini sormayın! Ayrılırken çiftliğin yöneticisi Zebulun bir konuşma yapar ve “sizler, size gösterilen yolda yürüyeceksiniz” der, “bu yol bazen dikenli de olabilir, emredileni yapın, niyesini niçinini sormayın!” Konaklardan konaklara geçerler. Toplantılar, toplantılar, toplantılar... Ancak çok zengin insanların ulaşabildiği nimetlere sahip olurlar. Hatipler onlara “İsrail’in fedakâr kızları!” diye hitap eder, hep birlikte marşlar haykırırlar. Suzy’nin kelime haznesi daralır, papağanlaşmaya başlar. Artık sadece “yaşasın”lı ve “kahrolsun”lu cümleler kurar... Görünen o ki fırtına evveli sessizlik yaşamaktadırlar. Bu topraklarda kalabilmek için fedakârlık yapmak zorundadırlar. Her biri birbirinden zarif ve güzel genç kızlar ne gibi bir fedakârlıkta bulunabilirler ki? Bu narin eller çapa, mala tutamaz, silah sıkamaz. Diline “fahişelik” kelimesi gelir ama terennümden korkar. Ne yazık ki korktuğuna uğrar, pratik eğitimde erkek kafalama üzerine ihtisas yapar. Bilahare Suzy’yi ebeveyninin bulunduğu köye yollarlar. Yakınlarına bir Türk birliği konuşlanmıştır. Esrarengiz insanlar gelir gider, kenara çekilip mırıl mırıl konuşurlar.. Bir gün lider kadrodan Bayan Sarah ve Bay Aron kapılarını çalar, babası onlara aşırı bir hürmetle karşılar. Teşkilat evlerini donatıverir, kilere değişik yiyecekler, pahalı şaraplar yağar. Ertesi sabah kahvaltılarımızı bahçede yapar, elleriyle ürettikleri yağları, reçelleri sunarlar. O gün babası Suzy’ye Yeruşalem’e (Kudüs’e) gideceklerini müjdeler. Mukaddes şehri görecek olmak kızı çok heyecanlandırır, âdeta kuşları uçar. İki yağız atın çektiği muhteşem bir faytonla yola çıkar, Fast Otelinde konaklarlar. Antik mobilyalar, geniş yataklar, tertemiz çarşaflar... Servis mükemmeldir, yiyecek içecek istemediğin kadar. Güneş Sahyun Dağları’nın ardından sıyrılmaktadır ki Suzy kalkar, Kudüs’ün dar sokaklarında sanki asırlar evveline seyahat yapar. Tarih, yaprak yaprak hafızasında canlanır, Titus, Nebukadnazar, Babil sürgünü, Romalılar, kılıcından kan damlayan Haçlılar ve Selahaddin Eyyubili yıllar... Suzy mazi ile ati arasında gider gelir. Daha neler görecektirler acaba? Baba kız bir sâhir-i filmenâm (uyurgezer) gibi büyük mabedin kalın duvarları önüne yaklaşırlar. O da diğerlerinin yaptığını yapar, diz çöker ve hüngür hüngür ağlar. Goyimlerin (Yahudi olmayanların) kahr-ı perişan olması için yalvarmaya başlar. Göz çukurları çanağa döner, âdeta kan damlar. Otele dönerler, bir ara Sarah gelir, onu bir odaya çekip, yüzünü okşar. “Biliyor musun” der, “sen çok güzel ve zeki bir kızsın. Sahip olduğun meziyetleri İsrail davasında kullanmalısın. Bugünden itibaren Nezach Yisraee Loyeschakev Teşkilâtının mümessilisin! Her ay Sir Levi’yi görecek ve ondan talimat alacaksın. Ben de Sihron Jakop Köyü’nde oturuyorum. İcap ettikçe Yafa’daki çiftlikte buluşuruz. Orada başka kız kardeşlerinle de tanışırsın. Şimdilik yapılacak pek bir şey yok. Araplar sadece menfaatlerini düşünür, başka şeylerle alâkadar olmazlar, Türk memurlar senelerdir köyümüze uğramazlar, tahmin edemeyeceğin kadar lâkayttırlar. Şayet sana ihtiyaç duyarsak, cazibeni kullanacak ve haber toplayacaksın. Bunu başaracak kadar becerikli olduğunu biliyorum, eğer hesaplarımız tutmazsa yine zulüm, yine sürgün, yine katliam... Artık Polonya’da bile barınamayız, bunu aklından çıkarma!” İyi de bunu ailesine nasıl anlatacaktır? Babası ondan önce mevzuya girer, “farkında mısın Suzy” der, “yakıcı bir güzelliğin, akıcı bir dilin var. Bu silâhlar sende oldukça budala avlamakta zorlanacağını sanmam.” Haydi iş başına Bir cumartesi, tek atlı bir fayton gelip onu alıp Câuna’ya götürür. Burası mamur bir beldedir Roçild’in vekilleri malikaneler kurmuşturlar. Köyün kızları Suzy’yi karşılar, emsali Varşova’da bile bulunmayan dükkânları dolaştırırlar. Köyüne dönünce herkesi neşe içinde bulur, ambarlar erzakla dolmuş, banka hesaplarına para yatmıştır. Ve derken cihan harbi kopar. Yüzler asılıverir, görülmedik bir telaş başlar. Avrupa yangınından buralara da kıvılcım sıçrar mı acaba? Yöredeki Türkler Arablar daha bir kaynaşırlar, ortalık serapa asker kaynar. Suzy’nin yakınları haber koparabilmek için geceli gündüzlü mesai yapar, subaylara bir kahve ikram edebilmek için yırtınırlar. Hiçbiri lütfetmez, gülümseyerek teşekkür eder, işlerine bakarlar. Suzy Osmanlılardan etkilenmiştir, bunlar yağma hırsızlık bilmez, aldıklarının ücretini ödemeye bakarlar. Çehreleri sert olsa da yere bakar, insan kırmaktan hoşlanmazlar. Yaşadıkları refahı görür ama kıskanmazlar. Ve Sarah’tan emir gelir, “Suzy işbaşına! Türk birliği ile ilgili en ufak bir bilgiye bile ihtiyacımız var. Nefer, zabit fark etmez, birilerine sokulmaya bak.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT