BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hazreti Nuh’un gemisi Ağrı’da değil Cudi’de

Hazreti Nuh’un gemisi Ağrı’da değil Cudi’de

Geçtiğimiz günlerde Greenpeace’in Ağrı Dağına getirdiği 20 marangozun yaptığı Hazret-i Nuh’un temsili gemisi, söz konusu geminin ‘Ağrı’da mı yoksa Cudi’de mi?’ tartışmalarını gündeme getirdi.



* İnan Arvas Greenpeace geçtimiz günlerde küresel ısınmaya karşı dünya kamuoyunun dikkatini çekmek için Ağrı dağına 20 marangoz getirip kısa sürede Nuh’un gemisinin maketini yaptırmıştı. Nuh’un gemisinin Cudi’de değil, Ağrı Dağında olduğuna dair maksatlı girişimlerin sıkça yapıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Maksudoğlu, yaptığı çalışmalarla Hazreti Nuh’un gemisinin Cudi’de olduğunu bilgi ve dökümanlar ile ortaya koyuyor. Tufan hakkında 72 dilde 80 bin eserin olduğunu kaydeden Prof. Maksudoğlu, “Dr. Smith 1951 yılında 40 kişilik ekibiyle Ağrı Dağı’nda hiçbir şey bulamadı. Gılgamış Destanı’nda geminin Nisir Dağı’nda, Tevrat’ta ise Ararat dağlarında karaya oturduğu anlatılıyor. Eski Babil çivi yazı tabletlerinde ise Nisin Dağı ibaresi geçiyor ki bu dağın araştırmalara göre Cudi olduğu anlaşılıyor” diyor. Diğer bir araştırmada ise ilginç bulguları ortaya koyan Maksudoğlu; “Bilindiği gibi, Basra Körfezi’nden başlayıp Mısır’a uzanan hilal biçimindeki bölgeye Bereketli Hilâl diyoruz. Tecrübeli Amerikan ve İngiliz arkeologlar, 1923 yılından başlayarak, kazı mevsimlerinde 6 yıl müddetle, Basra Körfezi’nin kuzey-batısında, Sümer Kral mezarlarlarının bulunduğu Tell Mukkayyar’da kazı yaparak Ur kentini ortaya çıkardı. O gün “Mezopotamya’dan tufanı bulduk” telgrafı çekildi. Gördüğümüz haritalar ile Cizre ve Cudi Tufan alanına girer.” diye konuşuyor. Kur’an-ı Kerim’de yazıyor Ağrı Dağına Nuh’un gemisi olayının sürekli tekrarlandığını kaydeden Maksudoğlu, “Düşündürücü olan, yüksek öğrenim görmüş, “yetişmiş” kabul edilen insanlarımızın, kendi kutlu kitabı Kur’an-ı Kerim’de, Hazret-i Nuh’un gemisinin Cudi’de karaya oturduğunun belirtildiğini bilmelerine rağmen tahrif edilmiş kitaplarına sıkı sıkı bağlı diğer dinler mensuplarını sorgusuz sualsiz takip etmeleri. Sonuç olarak, bu trajikomik olay geçiştirilir, üzerinde durulmazsa, bu yanlış tekrarlana tekrarlana sanki gerçekmiş gibi kabul edilmeğe başlanır; böylece, değişikliklere uğramış son kullanma tarihi geçmiş Kitab-ı Mukkaddes doğru, bir harfi bile değişmemiş Kur’an-ı Kerim, haşa yanlış zannedilir. Bu ise yalnız Müslümanlara değil bütün insanlar için felaket olur” diyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT