BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eldeki kuş daldaki kuştan evladır

Eldeki kuş daldaki kuştan evladır

Sakarya ili futbolcu fabrika çıkışlı, yüzü doğuştan utangaç ve al al doğmuş bir Türk çocuğunun “ihanet” giydirilmiş elbisesine çamur atacak kadar gaflet içinde bir davranıştır Türkiye’de içinde spor olmayan futbolun neden az gelişmişliği... Hamaset duygularının baskın etkisi kullanılarak kaçırılan eldeki varlığa “eldeki kuş” muamelesi yapılması, aslında kendi değerini kuşa benzeterek küçültmektir.



F.Bahçe’nin şampiyon olur olmaz ilk “helalleşmesi” gereken kişi Tuncay Şanlı olmalıydı; eğer “vefa” bir boza anlatmaktan öte ise. “Kim” olmasa, şampiyon olamazdı F.Bahçe?.. Serdar mı?.. Hayır... Kezman veya Alex?.. Hiç değil... Ya Volkan veya Deniz?.. Asla o ayarda olamadılar... Edu veya Lugano... I-ıııh... Deivid?.. Güldürmeyin beni... O zaman Tuncay, tekmeye kafa sokarak, en az 8-10 maçı çevirerek, gitmiş üç - beş maçı tek başına kurtararak, birkaç yabancıya karşı dikilişin mimarı olarak, senede 50’nin üzerinde ve her kategoride maçı “kılı bile dönmeden” oynayarak, topu ısıra ısıra takımını şampiyon yaparak, apoletlerin en sırmalısını hak etmedi mi?.. O kadar iyi oynadığı maçlar var F.Bahçe’nin ve grubunda kimseyi yenememesine rağmen beğenildiği ve alkışlandığı. O takımlardan hangisi F.Bahçe’den bir adamı istedi. Hiçbiri... F.Bahçe ise “daha iyi oynadığı” her takımdan bir çok oyuncuya ihtiyaç duyuyor. KÜÇÜK TAKIMA DEĞİL VİTRİNE KONMAYA GİTTİ F.Bahçe Türkiye’nin en “görkemli” takımıdır. Ama “Türkiye’nin...” Hangi maçı bir başka ülkenin yayınına malzeme edilmiştir? Mesela Alex, niye bir Avrupa takımının gündemine asla girmez? Giremez, çünkü... Brezilya Milli Takımı’nın tamamen Avrupalı oyuncularını pazarlamaya yönelik “turne” misali özel milli maçlarına bile çağırılmaz. Çünkü oralarda futbol oynanır, koşulur, mücadele edilir. Oraları “sirk” değildir ki; Alex’e ihtiyaç olsun. Ama Avrupa’nın her takımının Tuncay gibi bir gence ihtiyacı vardır. Bizim ülkemizin gözümüzde çok büyüttüğümüz futbolu ve habire “doldurduğumuz” oyuncularının oluşturduğu ligimizi bizden başka yayınlayan var mı?.. Yok... Peki, İngiliz Premier Ligi’nin sadece lig maçlarını yayınlamak isteyen ülkenin 1 milyon eurodan fazlasını ödemesi gerektiğini ve bu ligin, sadece ligin 26 ülkede canlı yayınlandığını biliyor musunuz? Özetlerle 41 ülke... Tuncay’ın bir pasını tüm dünya görecek Middlesbrough takımında... F.Bahçe’de ise bir golü sadece Bağdat caddesinde sempati toplardı o kadar... GALATASARAY FOBİSİ DEVAM EDİYOR Tam bir yıldır Seyrantepe’yi engellemek için tüm dinamiklerini harekete geçiren ve alarm durumunda bekleyen F.Bahçe, Tuncay’ın gidişinden de Emre Belözoğlu marifetiyle, G.Saray’ı suçlamayı sürdürdü. Aklının karıştırıldığını söyledi Sayın Mahmut Uslu... Zaten hep “önce söyler, sonra düşünür” Sayın Mahmut Uslu... Bir kere, sizi şampiyon yapacak kadar hırslı, kaliteli ve yetenekli bir adam, üstelik kaptanınız, affedersiniz ama “aklı üç günlük kampta kolayca çelinebilecek” kadar şapşalsa, bu da sizin yanlışınız olur. “Onlar hiç hata yapmazlar.” Kaybederlerse hakem, kazanırlarsa Aziz Yıldırım... Oyuncu gelirse “takımın büyüklüğüne” gelmiştir, giderse “ahlaksızlığından...” 4 değil, 6.5 milyon euro ilk yılı için verilen 34 yaşındaki bir yıldız ile onun neredeyse dörtte birine mahkum edilmek istenen 24 yaşındaki bir büyük oyuncu... Bu denklem Tuncay’ın hatası mıdır, yoksa onun aklını sorgulayanların mı? COLİN Mİ, KAZIM MI OLACAK? Şimdi mesele Tuncay’ın yerine konacak isimde. F.Bahçe yeni Tuncay bulmak zorunda. Tuncay Şanlı’nın Türkiye’deki tek karşılığı Mehmet Topuz’du, o da kaçtı. O işin yarısını yapabilirdi Mehmet Yozgatlı... Son ihtimal Ali Bilgin, ama ne deneyimi, ne de aniden bastıran McDonalds yeme isteği, beni tutuyor. Üstelik kim olursa olsun ancak iki senede belli eder bir Tuncay Şanlı olup olamayacağını. Colin Kazım’ın ise ne kadarı Colin, ne kadarı Kazım, göreceğiz... Colin kısmını öne çıkarabilirlerse bir ihtimal... Kazımlaşırsa, bizde yüzlerce var ondan... Tuncay, F.Bahçe’nin “olmazsa olmazı” idi. Hocaların üstüne taktik geliştirebileceği, şablonlarını değiştirmesinin gerekeceği, ülkenin en iyi “doğaçlama” oynayan oyuncusu idi. Yerine biri zor bulunur... >> Taş atarak duvar olur mu? Oluyor... İki sezondur taşlaya taşlaya bir hal oldum bu takımı... Aldım Özhan Canaydın’ı, vurdum Adnan Polat’a. Gerets’den girdim, Necati’den çıktım... Stadını mıtadını vurdum tepelerine. Feldkamp’ı, “Felçkamp” bile yaptım. Camianın çekirdeğinden olduğum için hakkımı fazlasıyla kullandım ve hiç esirgemedim lafımı. Ama sabır galiba doğru yolu buluyor, ya da bulduruyor sonunda... Feldkamp’ın markası işe yarıyor ve “ister revizyon, ister yeniden yapılanma, ister operasyon deyin”, tünelin ucundaki ışığı gösteriyor. Bunları sadece Lincoln hamlesi veya Linderoth transferi nedeniyle söylemiyorum. G.Saray Yönetimi’nin “organ nakli” gibi transfer yaptığını görüyorum ve daha önemlisi “liseli veya liseli değil” ama “projesi var veya yok” ayrımıyla yönetimini de hareketlendirdiğini gözlemliyorum. Sadece Feldkamp’ın altında tereddütlerim devam ediyor. Adnan Sezgin’in bile eşofman giyip o işi yapmasını kabul edebilirim ama geleceğin orada sekteye uğratılmasından korkuyorum. >> Bir taşla bütün kuşlar F.Bahçe Yönetimi tarafından tüm işlerin “bir ambalajlanan” yüzü var, bir de gerçekler... Taraftarına bir şeyler satabilmek üzerine kurulu bir “yaşam biçimi” nedeniyle sıkıntıların eşiğine geliyorlar. Beşiktaş, hem işine yarayacak adamları rakibinden alıyor, hem de önemli ölçüde rakibinin “içini boşaltıyor.” Rüştü Reçber ve Mehmet Yozgatlı olayında, tıpkı Tuncay Şanlı’da olduğu gibi, giden oyuncularına değil, gönderen yöneticilerine tepki koymaları gerekirken, tam tersi “empoze” ediliyor sadık “müşterilere...” >> Taş ve gedik Eleştiri esirgemesi hiç yapılmayan bu köşede, doğru ve güzeller de altı çizilerek anlatılır. SELVER YAZGAN Birdenbire nüfusunu 50’ye katlayan bir ilçe düşünebilir misiniz?.. Yaşayan insan sayısı, kullanılan elektrik, harcanan su 50 misline çıkıveriyor üç gün içinde. Toplanan çöp miktarı tonlarca katlıyor kendini. Kuş uçmaz kervan geçmez yollarda trafik sıkıntısı başlıyor. Bütün bunlar üstelik aniden bastırarak yapılıyor ve aniden de çekiliveriyor ortadan insanlar. Üstelik sadece bir iki haftalığına gelip sürekli şikâyet işitmek de cabası. Buna ne zabıtası yeter, ne de teknik imkânları. Ama Turgutreis Belediyesi Başkanı Selver Yazgan’ı bütün bunlarla başa çıkarken takdir etmek istiyorum. Koca bir yazı insanlar sağlıklı tatil yapabilsin, hatta yaşayabilsin diye denizin en güzelinin kenarında ve denize girmeden geçirmek... Helâl olsun vallahi... SERDAR ŞENSEZGİN Bir de Bodrum Halikarnassos tarafında MAVİ diye bir yerde Serdar Şensezgin diye bir gitar ustasını dinledim ki, değmeyin keyfime... Müziğin son 50 yılında inanılmaz bir gezinti yaptırdı bana. Tek bir gitarla ve tek başına üstelik. Tek başına yapılan bütün işlere saygı duyarım da o nedenle bu iki ismi sizlere havale ettim. >> POST-İT Soru şimdiden tartışılıyor. Herkes, her yerde kendi 10 numarasını öne çıkarıyor. Alex - Lincoln - Ricardinho üç takımın üç “şişinme” nedeni oldu. Bu sezon futbol maçları değil “uzay savaşları” izleyeceğiz taş ve sopalarla. >> S-ÖZ Albert Einstein’a sormuşlar: - “Hocam, Birinci Dünya Savaşı’nı uçaklar, İkinci Dünya Savaşı’nı atom bombası bitirdi. Üçüncüsüne ne bitirecek?” Bilgin cevaplamış hemen: - “ Nasıl biter bilemem ama Dördüncü Dünya Savaşı’nın taş ve sopayla yapılacağını söyleyebilirim.” >> Bu Linderoth var ya, “transfer” falan değil, tren gibi gidip gelmesiyle ve doksan dakikalık seferleriyle, olsa olsa “tren sefer” demektir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT