BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Hani bir gün, dertler, belalar, çileler, gamlar sarmıştı etrafını, ahlar vahlar içindeydi gönlün. Bir mum misali yanıp durmaktaydın kendi kendine. Ya da hırgürler, kırmalar, kırılmalar içinde kapkaranlık olmuştu dünyan. Oysa bilmez misin ki bütün bunlar bir kemend-i mahbubdur ki, kulu şaşmadan Hak’ka ulaştırır.



> FAKS: 0 212 454 30 24 - diyalog.kosesi@tg.com.tr > Gönül yolcusu... Hani bir gün, dertler, belalar, çileler, gamlar sarmıştı etrafını, ahlar vahlar içindeydi gönlün. Bir mum misali yanıp durmaktaydın kendi kendine. Ya da hırgürler, kırmalar, kırılmalar içinde kapkaranlık olmuştu dünyan. Oysa bilmez misin ki bütün bunlar bir kemend-i mahbubdur ki, kulu şaşmadan Hak’ka ulaştırır. Bütün bunlar, insanın Hak’ka sarılması için bir fırsattır kula verilen, bir nimet aslında. Yırtınıp, çırpınıp kara bulutlar misali kararıp durmak da niye? Bilmez misin ki, dünya bir imtihan yeri. Dert geldiyse kapına, bil ki imtihandasın. Gönlünü dar edip hayata küsmekte neyin nesi? Derdinde derman olduğunu bilirdin oysa sen, gönlün şenken. Unutma uç, kanatlanmanın vaktidir şimdi. Karanlıklardan kurtulmak için bir fırsattır belalar, dertler, çileler, kırıklıklar, yokluklar. Bu bir imtihan Ahlanıp vahlanarak mum misali kendini yakıp bitirip, dünyanı karatıp durma. Göğe ağ, kuş olup kanatlan. Derdinde dermanın gizli, hadi bul onu, bari ara. Coşkun ırmaklar gibi çağlayarak gönlün ne zaman Hak’ka yönelir ki? Derdin yokken, gönlün nasıl yanıp yakılır ve Yaradana sığınır ki? Bu imtihan, bu dert bir fırsat. Kaçırma bu fırsatı. Kaç kurtul bu dünya zindanından. Her dert ve bela gönlün zulmetten bir perdesinden kurtulmak için verilmiş bir fırsattır sana. Kır, kopar, yırt at bir bir zulmet perdelerini ve nura kavuş. Selamete eriş. Sonsuz sükuneti tat. Bir şeker misali tatlansın, ömrün de kendin de. Ver bütün kırıklıklarını, hüzünlerini, isteyişlerini kuşlara, uçsun dilediğince. Güneşin ateşinde kavrulsun, pişsin, yok olsun, hiç olsun, hamlıktan kurtulup kul olsun Ebedi saadet için Hakka. Sevdanın rüzgarında savrulsun gönlün, derd-i gamını silsin bütün yüreğinden. Gülistana dönsün gönül sarayın. Ahh bu dert de neyin nesi deme. İşte o derttir sana bunları verecek olan. Ebediyyen seni saadet yolunda yürütecek ve sonsuz güzelliklerin içinde seni kul yapacak olan. Ahlardan vahlardan, çırpınıp yakınmaktan vazgeç. Bil ki, derdi verenin, Hakk’ın davetidir bu sana. Melekler saf saf olmuş gökyüzünde, “Allahü ekber” nidaları bütün âlemi doldurmakta. Her şeyi bir kenara bırak. Kulluğun tadına var. Ebed-i saadet’in güzelliklerine garkolsun gönlün. > Tahire Mermer > Dönüşsüz bir yoldayım Düşmeli bir damlayım, Trapen avcunu aç. Ellerine dalayım, yüzeyim kulaç kulaç. Köknarın gövdesine gömseler şakağımı, Sağsalar sinesine kehribar ırmağımı... Kuruyan kâsesine dolsa ağır reçine... Gözünden kirpiğine benzese bir burçine. Yosunlu sularında yüzer mavi bir kayık. Likenli dallarında göğsün yarar şakayık. Kıyısında dudağı çil dökmüş orkideler, Kalbi ceylan sadağı ve daha neler neler... Göz göz sümbüllerinin kirpikli çanakları... Sözsüz bülbüllerinin gül kokar damakları. Nur yürür ki tayfına ışık sıratlarının, Dizilir duldasına ibrişim otlarının. Kafkas zambağı takın, “nefesin miracı”na; Çıksan da varamazsın bu dağların tacına. Buzuldan sularına aklını koy, çatlasın. Düğmesi bu göllerdir, şu koskoca atlasın. Ben ki gökte titreyen düşmeli bir damlayım, Aklımı düğümleyen dönüşsüz bir yoldayım. Trapen avcunu aç, yüzümü sende sakla. Yüzeyim kulaç kulaç, akıldan öte akla. > Hatice Bayramoğlu > Gurbete doğru Bir ciritçi, beni kalbimden tutmuş, Atıyor, gurbetten gurbete doğru. Sol döşümde, kanadı kırık bir kuş, Ötüyor, gurbetten gurbete doğru. Yönümü, rotamı çoktan şaşırdım, Aklımı başımdan sanki düşürdüm, Canım çekti, düğün aşı pişirdim, Tütüyor, gurbetten gurbete doğru. Aşkı, dert beslemiş, gurbet büyütmüş, Gece-gündüz, sıla gözümde tütmüş, Ömür trenimi, kaderim tutmuş, İtiyor, gurbetten gurbete doğru. > Ahmet İrgin / Tarsus > Eyvah! Yaldızla setredilmiş zehir zemberek sözler, Dinlemek için binler bölük bölük üşüştü! Yalanını gizlerken bin maharetle gözler, Bilmeyenler mest oldu, bilenlere âh düştü... Kırk dereden kırk suyu getirip kurdu bağı. Dilinden dökülenler söz değil sanki ağı. Aldananın gönlünde gevşerken iman bağı, Dilimizden çaresiz bir kuru eyvâh düştü... Acep cehlinden midir, yoksa bir kastı mı var? Bilenlerden utanıp biraz eylemez mi ar? İnsanları ifsâda ne mecbûriyeti var? Yüzündeki necs maske gâh kapandı gâh düştü!.. > Hicran Seçkin
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT