BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > USTA YÖNETMEN MESUT UÇAKAN: Türk sinemasını ticari kaygı ilerletmiyor

USTA YÖNETMEN MESUT UÇAKAN: Türk sinemasını ticari kaygı ilerletmiyor

“Biz bir film yaparken bunu nasıl satarız diye düşünüyoruz. Halbuki seyircinin seçimi çok farklı olabiliyor. Yaptığınızı hem halk anlayacak hem sanat yapmış olacaksınız. İşte bizim kaosumuz bu. Sinema böyle yürümez ki...”



> Tuncay Önür ‘Reis Bey’, ‘Yalnız Değilsiniz’ ve ‘Kelebekler Sonsuza Uçar’, ‘Anne ya da Leyla’, ‘Anka Kuşu’ gibi başarılı yapımlara imza atan Türk sinemasının duayen yönetmenlerinden Mesut Uçakan’la sinemamızı konuştuk. Yılların usta yönetmeni Uçakan, sinema hakkında düşündüklerini samimi bir ifade ile dile getirdi. Sinema sizce nedir? Biz filmler çekiyoruz, farklı imkanları bir araya getirerek seyirciye sunuyoruz ama onun arka planında yer alan çok şey var. Mesela sinema baz alınarak hayatı sorgulayabiliriz. Çünkü hayatın da gerçekten bir sinema gibi olduğu söylenir. Kavramları sorguladığınız zaman hayatın da bir sinema gibi senaryo çerçevesinde akıp gittiğini, yönetmenlerin yönetmenini farkediyorsunuz. Dehşete kapılıyorsunuz. Filmlerimde bu inancımı hep yansıtmaya çalıştım. * Yeni sinemacıları nasıl buluyorsunuz? Gençler şimdi o kadar filmler çekiyorlar ki güzel şeyler çıkartıyorlar. Açılar, karşı açılar, kurgular, objektif kullanımları fena değil. Şimdi her şey dijital oldu, kolaylaştı. Ama, daha detaylı bir iş haline geldi. Bilgi gerekiyor, birikim gerekiyor. Yapılan iş ne kadar detaylı ve derinlikli işlenmişse, siz o kadar yönetmen oluyorsunuz. Hayat bir hayal * Sinemadaki sanat anlayışı nedir? Sanat bir dışa vurumdur. Sanatçının kendi dünyasının çeşitli şekillerde yansımasıdır. Sinemada bunu yönetmen kamera vasıtası ile yapar. Aslında hayatın kendisi de sinema gibi bir hayaldir. Sinemada o salondaki beyaz perdede koşanlar, ağlayanlar, gülenler var ama film bitince her şey bitiyor. Gidiyorsunuz sadece beyaz bir perde var. Makinist dairesine geliyorsunuz, akan film karelerinden oluşan hareketli görüntüler yaşamaya, hareket etmeye başlıyor. Orada bir dünya kuruluyor. Ama her şey hayal. Hayatın kendisi de öyle. Anlık durgun karelerden. Beyin onu hareketli algılıyor. Aslında hepsi aynı anın içinde yer alan kareler gibi. İşte hayatın bir takım kavramlarını anlamadan sinemada da derinleşme imkanı yok. Sanat sanat için, sanat insan için yok öyle şeyler. Siz ne kadar hayatın içindeyseniz, sinema o kadar doğal ve inandırıcı olur. * “Reis Bey”, “Yalnız Değilsiniz” gibi hep öz kültüre ve inanca yönelik filmlere imza attınız. Batının önündeyiz Sinema hayatın gerçeğini anlattığı ölçüde anlamlıdır. Onun dışındakiler oyun ve eğlencedir. Geçmişte sadece madde vardır diyen, maddeden başka şeyleri inkar eden, görmediğine inanmayan Batı, şimdi de metafizik biliminin gelişmesi ve quantum fiziğinin ilginç yaklaşımları ile kainatta maddenin ötesinde bir enerji var demeye başladı. Mesela Matrix filmi quantum fiziğinin arka planındaki olayları incelemiş, ekrana aktarmış. Görünmeyen gerçeği, yönetmenin anladığı ölçüde anlatmaya çalışmış. Biz onların yeni ulaştığı bu inanca çok önceleri inanmıştık zaten. Bizim özümüz ve kültürel değerlerimiz daha sağlam ve inandırıcı olduğu için kendi dünyamdaki bu inancımı, yorumumu yaptığım filmlere yansıtıyorum. İran sineması bile iyi * Sinemada teknik ne kadar önemli? Teknik; sinemada son yıllarda önemli hale geldi ama, teknik tam anlamıyla sinemanın kendisi değildir. Mesela bir İran sinemasında yeni teknik imkanlar çok kısıtlı olmasına rağmen, izlediğinizde filmin etkileyici yüzü ile karşılaşırsınız. Çünkü İran sinemasında teknikten önce estetik gelir ve estetiği iyi bilen insanlar var. İşte İran sinemasının başarılı olmasının sebebi de burada yatıyor. * Türk sinemasında estetik kaygısı yok mu? Elbette var. Ama genellikle ticari kaygı öne çıkıyor. Biz bir film yaparken bunu nasıl satarız diye düşünüyoruz. Halbuki seyircinin seçimi, kültür ve estetik anlayışı çok farklı olabiliyor. Bizi çok parçaladılar. Ortak duyguyu ve noktayı yakalayamadığımız için de yeterli seyirci toplayamıyoruz. Entelektüel bir grubun beklediği film farklı, avamın algıladığı film farklıdır. Bu ikisi arasında sanatçı da yapımcı da bocalıyor. Bazen de uygulamada sanatın gerektirdiği sınırlar var, biraz daha konuyu ajite etseniz belki daha çok seyirci toplayacaksınız ama bu sefer de sanattan taviz vermiş olacaksınız. Film sıradanlaşıyor. İşte biz bu ikisi arası bir şey yapmaya çalışıyoruz. Yaptığınızı hem halk anlayacak hem sanat yapmış olacaksınız. İşte bizim kaosumuz bu. Bu durumda eğer ticari kaygınız olmazsa, sanat yapmağa kalkarsanız bütçeniz o filme yetmeyebilir. Sinema böyle yürümez ki... > Yapımcıların ciddi desteğe ihtiyacı var * Türk sinemasına destek mi olmalı? Evet. Mesela İran sineması neden iyi? İran devleti, dış dünyada oluşan kötü imajını düzeltmek için sinemaya karşılıksız destekte bulunuyor. Rusya’da da sinema öyleydi. Devlet, dış dünyaya yansıyan baskıcı totaliter rejim imajını düzeltmek için, sevimli bir yüz olarak sanat ve sinema dünyasını kullanıyor ve bunun için de karşılıksız büyük paralarla destekliyor. Ama Türkiye’de öyle mi? Tamamıyla özel sektörün gücü ile ayakta durmaya çalışan sinemaya son yıllara kadar ciddi bir destek bile yapılmadı. Yapımcının mali gücü ne ise sinema da o kadar ilerledi. Mesela “Uzak” filmi, onca başarısına rağmen seyirci sayısı 55 binde kaldı. Bu zarar demek. Türk sinemasının dünya sineması ile yarışabilmesi için ciddi bir desteğe ihtiyacı var. Bu olmazsa durum ortada. Ortalama bir filme bütçeyi düşük tutmaya çalışsanız 600-900 bin YTL gibi bir rakam gidiyor. Devletin ise, eğer projeyi desteğe uygun görmüşse verdiği rakam 225 bin lira, o da geri ödemeli. Bu rakamı kurtarmak için en az 300 bin seyircinin bu filmi izlemesi gerekiyor. Fransa’nın bir yılda sinemacılara devletten aktardığı para ne kadar biliyor musunuz? Tam 960 milyon eurodur. Bu tamamen karşılıksız verilen destektir. Türkiye’de ise bu sadece 4 milyon YTL’dir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT