BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sivil, kısa, öz ve açık anayasa

Sivil, kısa, öz ve açık anayasa

Türkiye’nin ilk anayasası 1876 tarihlidir. Meşruti demokrasiye mahsus bu anayasanın adı Kanunu Esasidir. O anayasa ile sonraki anayasalar arasında haylice benzerlikler vardır. 1921Anayasası ise bir geçiş anayasasıdır..



Türkiye’nin ilk anayasası 1876 tarihlidir. Meşruti demokrasiye mahsus bu anayasanın adı Kanunu Esasidir. O anayasa ile sonraki anayasalar arasında haylice benzerlikler vardır. 1921Anayasası ise bir geçiş anayasasıdır.. Bir tarafta İstanbul hükümeti devam ederken diğer tarafta Ankara’da TBMM Hükümeti vardır. 1924 Anayasası, Cumhuriyetin ilk anayasasıdır. Onun ismi de Teşkilatı Esasiye Kanunudur. Bu kanun 40’lı yıllarda öz Türkçeleştirme ameliyesine tabi tutulmuş 50’lerde tekrar eski haline iade edilmiştir. 1960 darbesiyle 1924 Esas Teşkilat Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.. Darbeciler DP yönetimini “anayasayı ihlal ettikleri gerekçesiyle devirmişlerdi. Darbelerin garabet tarafına bakınız ki anayasayı fiilen ihlal edenler başarınca kurtarıcı, başaramayınca hain olmaktalar. Bir anayasa hocamız derste anlatmıştı, o sırada doçentmiş. Darbeciler, İstanbul Hukuk Fakültesindeki anayasacıları bir uçağa doldurup Ankara’ya getirtirler. Talepleri akademisyenleri şaşırtacak mahiyettedir. Dedikleri şudur “hadi, iki saat içinde yeni bir anayasa yapın” Tabii iki saatte değil bir buçuk senede yapılabildi. Devletin esaslarının ve hükümet etme şeklinin yer aldığı kanunun adı bundan böyle “anayasa” olmuştu. Ana-Yasa, 12 Martta haylice değişikliklere uğradı. 12 Eylül’de ise ortadan kaldırıldı. Bu defa gündemimize bir başka darbe anayasası girdi.. 61 Anayasası 24 Anayasasına, 1980 Anayasası 1961 Anayasasına reaksiyonlar taşıyordu. Bu sebeple keskin taraflar oldu. Bu keskinliklerden de toplum, çok ziyan gördü. ‘80 Anayasası da yakın tarihlere kadar devam eden değişiklikler yaşadı. O kadar ki yamalı bohçaya döndü. Böyle bir hal alınca da dikiş tutmaz oldu. Bu arada Turgut Özal ve Süleyman Demirel dönemlerinde uzun uzadıya Başkanlık Sistemi tartışıldı. Bu tartışma, Recep Tayyip Erdoğan zamanında da bir miktar yaşandı, sonra unutuldu. Derken 1980 Anayasası ile yine bir cumhurbaşkanı seçme dönemi geldi.. Fakat olmadı, yapılamadı. Dikiş tutmayan bir anayasa ile bu işin üstesinden gelinemedi, hukuk 367 Mecburiyetiyle siyasete mağlup oldu. Bunun üzerine AK Parti son dakika hamleleriyle anayasayı değiştirme ve cumhurbaşkanını halka seçtirme arayışlarına girdi. Burada niyet daha ziyade halka dönüp “ne bize seçtirdiler, ne size seçtirmekteler” diyebilmekti. Nitekim öyle de yapıldı. Halbuki iki yıl boyunca yazdıklarımız göz önüne alınsaydı ne cumhurbaşkanlığı krizi yaşanır, ne de seçimler vaktinden önceye alınırdı. Tayyip Erdoğan, partisinin seçim beyannamesini açıkladı. Bu beyannamede anayasaya da temas edilmekte.. Erdoğan, uzlaşmaya dayalı sivil, kısa, öz ve açık bir anayasa yapacakları vaadinde bulunuyor. Bunlar aynı zamanda Turgut Özal’ın da fikirleri. Zaten yeni dönem Erdoğan ve ekibi, Milli Görüş değil Turgut Özal çizgisine yakındır. Şu gün olmuş hâlâ sivil bir anayasa yapamadık. Bir darbe anayasası ile üstelik de delik deşik olmuş şekliyle yönetilmek bu millete reva değildir. Demokrasi sivil sistem olduğuna göre onu işletecek hukuk bütünlüğünün de sivil olması gerekir. Anayasa gerçekten uzun, gerçekten muğlak, gerçekten yer yer net değil. Net olsaydı üç cumhurbaşkanı seçiminde aranmayan 367 dördüncüde mahkemeyle gelen mecburiyet olmazdı. Erdoğan, bunu açıklamakla seçmenden Anayasa değiştirecek destek istediğini de ortaya koymakta. Bu zor görünmekte. Buna rağmen en azından tek başına kuvvetli bir iktidarda bu işler ele alınabilir. Muhakkak ki “neden daha evvel 361 Milletvekili varken olmadı?” diye sorulacaktır. Soru haksız değil. Ancak bir iktidar da devleti üç günde kavrayamıyor. AK Parti iktidarı, ekonomik buhran yaşayan bir Türkiye’yi devralmıştı. Öncelik, ekonomik refahı temin etmekti, ilk üç yıl bunu temin için geçti.. Bir de şu mesele ortaya çıkmakta, Erdoğan, seçim sonrasında cumhurbaşkanlığı krizi yaşayacağımızı haber vermekte. Bu haberle beyannamedeki anayasa mevzuu birleşince şu soru da kendiliğinden doğmakta. Çankaya seçimi neye göre yapılacak? Mevcut ‘80 Anayasasına göre mi, yeni yapılacak sivil, kısa öz ve açık mahiyetteki anayasaya göre mi? Birinci düşünülürse başbakan bizzat krizden söz etmekte. İkinci düşünülüyorsa sivil, uzlaşmaya dayalı kısa, öz, açık anayasa ne zaman yapılabilir belli değil. Öyle anlaşılıyor ki Çankaya’nın yeni sakini yürürlükteki anayasaya göre seçilecek. Seçimlerden sonra bir orta yol bularak makulde anlaşmak, vakit kaybetmemek en güzeli. Herkesin ismi üzerinde ittifak edeceği çok insan AK Parti’de var. İlla Abdullah Gül denirse bu defa çalışmalar buna göre yapılmalı. Ama, dışişlerini boşaltmak ne kadar doğrudur? Abdullah Gül Türk hariciyesinde bir marka oldu. Ülkemizi hakkıyla temsil edebilmekte.. Burhan Kuzu. Bir anayasa hocası, yanı sıra bir de Zafer Üskül’ün partiye dahil edilmesi de gösteriyor ki AK Parti, yeni dönemde anayasa için ağırlıklı bir çalışma yapacak.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT