BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nerede yeryüzünü Er Meydanı bilenler?

Nerede yeryüzünü Er Meydanı bilenler?

Yüce Mevla’m gani gani rahmet eylesin, tanımakla şeref bulduğumuz destan şairi rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ağabeyimiz ne güzel söylemiş. Şu yeryüzü er meydanı, Gönül sevmez her meydanı, Yüreksize yorgan döşek, Koç yiğide ver meydanı



Yüce Mevla’m gani gani rahmet eylesin, tanımakla şeref bulduğumuz destan şairi rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ağabeyimiz ne güzel söylemiş. Şu yeryüzü er meydanı, Gönül sevmez her meydanı, Yüreksize yorgan döşek, Koç yiğide ver meydanı Söylemiş de gönüller, gerçeğe, aslına dönsün diye. Ama hangi gönüllere? Her halde egosunun esaretine girememiş gönüllere, yani er olanlara. Gönül egonun, nefsin hakimiyetine girdi mi, hayvandan da aşağıya düşer. Dinimize göre yeryüzü nefis ve şeytanla yapılacak güreşin kazanılacağı Er Meydanı, ahiretin tarlasıdır. İşte ecdadımız, yeryüzünün, ebedi güzelliklerin kazanılacağı imtihan yeri, insanların da bu meydanda şeytana, nefsine ve çevresine karşı doğumdan ölüme mücadele etmek mecburiyetinde olan “er” olduğunu anlatmak için “Kırkpınar geleneğini” en güzel vesile bilmişler. Kırkpınar’ı, yağlı güreşi, nice bin güzelliklerle, insanlığın unuttuğu mesajlarla donatmış. Onlar; örf, adet ve geleneklerimizi, ata sözlerimizi binbir güzelliklerle donatmış. Onlar; konuşmayı muhabbet, sevgi diye bilmişler. Onlar; hayrete, gayrete düşünce “aşk olsun” diye naralanmışlar, bu sözle insanın, kainatın yaradılış gayesini haykırmışlar, “eden kendine eder”, “arayan bulur” diyerek varoluş hakikatini dillendirmişler. Onlar; bunları yapmışlar, bize Kırkpınar güzelliğini miras bırakmışlar, ya biz? Aldığımız emaneti ne hale getirdik? Daha da ileri götürdük, yoksa magazinleştirdik mi? Nerede yeryüzünü Er Meydanı bilenler? Yeryüzünü Er Meydanı bilmek için er olmak, gönlü ve aklı nefsin zincirlerinden kurtarabilmek gerekir. İlk önce er olmadan erenliğe, gerçek insanlığa yol bulunmaz. Yeryüzünü Er Meydanı bilen erler gelmedikçe, Kırkpınar günümüzde, taşıdığı manaya uygun kutlanamaz. Biz de yalnızca 646., 647. Kırkpınar’ı kutluyoruz diye iftihar etmekle kalır, 1000. Kırkpınar’da da aynı şeyleri söyler, aynı şeyleri yapar, onu manasından uzaklaştırıp yalnızca kuklaların yaptığı gösteri sporu haline dönüştürmüş oluruz. Senelerdir söylediğimiz gibi, ilk önce Kırkpınar’ın ne olduğunda, kimlerin hatırası olduğunda, neyi temsil ettiğinde, peşrevin neyi anlattığında mutabakat sağlamalı, sonra da Kırkpınar’ı bu mutabakat üzerine inşa etmeliyiz. Yoksa, alperenleri temsil ettiği söylenen güreşçiler, birbirleriyle kavga ederler, küfürleşirler, şike dedikoduları göğe çıkar, yağlı güreş diye turistler önünde, domatesler üstün gösteri yaparlar, yönlendirmesi gereken yöneticiler, medya ve akademisyenler de birileri tarafından yönlendirilirler, nutuk atmakla kalırlar. Eğer yeryüzünü Er Meydanı, kendimizi de er bilmezsek, 43 yıldır aralıksız Kırkpınar’a geldiğini, sevgisini hasta olmakla ifade edemeyip de, “Ben Kırkpınar’a kanserim” diyen yetmiş yaşındaki Adapazarılı Mülayim Gürbüz amcayı bir nebze olsun anlayamayız. Ay ışığında değil, elektrik ışığında... Efsanede, Kırkpınar’ın doğmasına vesile olan alperenlerden Veli ile Selim’in ay ışığında güreşirken şehit olduğu söylenir. Artık Er Meydanı Kırkpınar’da güreşçiler ay ışığında değil, ama elektrik ışığında güreşmeğe başladılar. Yazın sıcağında bunalan güreşçiler, uygulamadan çok memnun, “Keşke bütün güreşlerimizi geceleyin yapsak” diyorlar.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT