BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir edebiyat seminerinin düşündürdükleri

Bir edebiyat seminerinin düşündürdükleri

Basında, bazı köşelerde çıkan yazılardan öğrendim; geçtiğimiz hafta Milas’a bağlı Ören’de şair Melih Cevdet Anday anısına bir edebiyat semineri yapılmış. Bu çerçevede Türkiye Yazarlar Sendikası ile Ören Belediyesinin ortaklaşa düzenledikleri Melih Cevdet Anday Şiir Yarışmasında birinciliği Keskindoreke/Fındınfalava (İnce’nin çocukluğunda kırlangıçlarla yarışırken söylediği bir tekerleme) isimli kitabıyla Özdemir İnce kazanmış. Özdemir İnce, günlük yazılarını ilgiyle okuduğum saygın yazarlardan biri. Bu ödülü bileğinin hakkıyla kazandığına eminim, kendisini kutluyorum.



Basında, bazı köşelerde çıkan yazılardan öğrendim; geçtiğimiz hafta Milas’a bağlı Ören’de şair Melih Cevdet Anday anısına bir edebiyat semineri yapılmış. Bu çerçevede Türkiye Yazarlar Sendikası ile Ören Belediyesinin ortaklaşa düzenledikleri Melih Cevdet Anday Şiir Yarışmasında birinciliği Keskindoreke/Fındınfalava (İnce’nin çocukluğunda kırlangıçlarla yarışırken söylediği bir tekerleme) isimli kitabıyla Özdemir İnce kazanmış. Özdemir İnce, günlük yazılarını ilgiyle okuduğum saygın yazarlardan biri. Bu ödülü bileğinin hakkıyla kazandığına eminim, kendisini kutluyorum. Bazı belediyelerin onca altyapı sorunlarıyla uğraşmalarının yanı sıra kültür ve sanata destek olmalarını, yazar ve şairleri birtakım ödüllerle yüreklendirmelerini, anmalarını takdir ediyorum. Ancak bütün bu iyi niyetli ve yararlı etkinliklerde duyuru alanının ve yarışmaya katılacak aday yelpazesinin geniş tutulması gerektiğini düşünüyorum; hatta düşünmekten öteye temenni ediyorum. Genel olarak baktığımızda görüyoruz ki, ülkemizde ideolojilerin egemen olduğu yetmişli yıllarda başlayan sağ-sol kamplaşmaları, sağcı yazarlar-solcu yazarlar ayrımcılığı küresel rüzgârların her şeyi altüst ettiği günümüzde bile devam etmekte. Vahşi kapitalizmin tüketim aracı haline getirdiği, akıl almaz boyutlarda gelişen teknolojinin “kader”ine tuzaklar kurduğu insan, bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirip hayatın merkezine yerleştirilemiyor. Varsa yoksa ideoloji bezirgânlığı, birbirine kapalı “cemaatleşme” alışkanlığı, benim düşüncem seninkinden üstündür ve tek doğrudur zıtlaşması, sürekli ötekileştirme bağnazlığı; bizim yazarımız, onların yazarları ayrımcılığı ile yazarların özgürlüklerine ve beyinlerine ipotek koyma ilkelliği... Ben, ideolojinin edebiyata bu derece egemen olmasına hiçbir zaman alışamadım. Aslında insan sevgisinden yoksun sözde aydınların, kuramcı devrimcilerin kendini beğenmiş tavırlarıyla, kuru ruhlarıyla kendi fikirlerini, tek doğru olduğu inadıyla şiddet ve baskı yoluyla kabul ettirmeye çalışmaları, bende derin bir yalnızlık duygusu uyandırdı. “Toplumsal şekilleri değiştirelim, toplum mutluluğa ve bolluğa kavuşur! İnsanın iyiliği böyle kolayca sağlanabilseydi çok güzel olurdu. Ama durum böyle değil. Hayat, dış şekillerin değişmesiyle değil, ancak her kişinin kendi kendisi üzerindeki iç çalışmasıyla düzelir” diyen Tolstoy gibi düşünüyorum. Netice olarak; dünya görüşleri, politik düşünceleri ne olursa olsun, yazar ve şairleriyle edebiyat dünyamızın bir bütün olarak ele alınması gerektiğine inanıyorum. Yazmanın çilesini çeken, edebiyatta emeği geçen herkesin değerlendirilmesi, edebiyata renk ve boyut getiren her sanatkârın emek ve sanat adına yerli yerine oturtulması taraftarıyım. Bunun için de sanatta kaliteyi ön planda tutan sağlam ve objektif bir eleştiri mekanizmasının işlemesi zaruri. Eski zamanlarda olduğu gibi politik tavırları esas alınarak sanatkârları sağ ve sol diye ayırmanın sanatın tabiatına ve sanatkârın özgürlüğüne aykırı düştüğü kanaatini eskiden olduğu gibi bugün de muhafaza ediyorum. Mademki daha fazla demokrasi ve fikir özgürlüğü talep ediyoruz önce aydınlar olarak bunun gereğini yapmak, hayatımızın ve ideallerimizin merkezine insanı, yüreğimizin baş köşesine insan sevgisini yerleştirerek ötekileştirmelerden, sanat çevresinde cemaatleşmelerden kaçınmamız gerekiyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT