BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Edremit’te hayat başka

Edremit’te hayat başka

Şehir hayatında ne zaman bir koşuşturmanın içinde olsak, hemen sakin bir sahil kasabasında yaşadığımızı düşünür, böyle rahatlamaya çalışırız. Ancak özellikle kışın o bölgelerin boşaldığını ve yalnız kalıp, sıkılabileceğimizi hiç düşünmeyiz. İşte Edremit de böyle bir sahil kasabası...



> PAZAR KAHVESİ - Betül Altınbaşak - betul.altinbasak@tg.com.tr Büyük kentlerde yaşayan birçok insanın hayalidir, bir gün bir sahil kasabasına yerleşmek... Küçük bir bahçe, domates biber yetiştirmek, denizle iç içe yaşamak.... Ne zaman şehirde koşuşturmanın içerisinde yorgun düşsem, hep kendimi böyle bir ortamda hayal eder, oralarda zamanın sonsuz, güneşin de hiç batmadığını düşünürüm. Yaşamak için en çok hayalini kurduğum yer de; Edremit Körfezi... Sıcaklık çok kavurmaz, havası eşsizdir. Zeytin ağaçları, balığı, denizi ile yaşanası bir yerdir. İnsanları güleç yüzlü, sakindir. Ancak yine de bu kıyılarda görünenden farklı bir hayat var mı, merak ettim... Aldım elime kayıt cihazımı, düştüm Burhaniye yollarına. Benim sohbette aldığım hazzı bakalım siz okurken alacak mısınız? Osmanlı’nın izleri... Burhaniye’de eskiden bir hanın olduğu -kim bilir yüzyıllardır kaç kişinin uğradığı en merkezi- sokağına girişte; sizi önce ulu bir cami ve onun yanında koca bir çınar karşılıyor. Sokağın zamana direnmeye çalışan bir hali var. Hemen girişte, Osmanlıdan kalma binalar, hanı hatırlatan kemerli bir sokak göze çarpıyor. Sokağın başındaki cami; adını Muhittin-i Rumi’den, Osmanlı döneminde Anadolu’nun yurt olmasında hizmet veren bir gönül erinden almış... Caminin yanında bir çınar ağacı var. Bu ağaçlar bir başka olur. Namaz vakitleri beklenirken gölgesinde bir çay, kahve içilir; kahve bahanedir, gönül dost arar sohbet edilir. Oradan geçenler altında serinler, çeşmeden bir su içer; daima bir sükûnet hissi kaplar içinizi, huzur bulursunuz. Bu çınar altı da öyleydi. Ancak bu yıl gördüm ki, burası da zamana ve ekonomik şartların zorlamalarına dayanamayan her köşe gibi, “cafe” kültürüne yenik düşmüş... Camiden az ileride bir esnaf; bir saraç ustası. 53 yaşında. Doğma büyüme Burhaniyeli. Bilmem kendisi de farkında mı, ama sanki ona ahi eli dokunmuş; artık çok sık rastlanmayan, ahlakla sanatın ahengini yaşayan bir esnaf... Ahi Evran’nın dediği gibi; eli, kapısı, sofrası açık, güler yüzlü, hoş sohbet, bilgili... Buyur ediyor bizi, Saraç Ustası Muhsin Namlı (M.N.)... Baba yadigârı eski hanın karşısındaki küçük dükkanına giriyoruz. İçerde gözümüze saraç malzemeleri, eyer, hamut, hayvan süslemeleri, deri, muşamba, eski bir dikiş makinesi, rahmetli babasının resmi, altında Şeyh Edebali’nin oğula nasihatleri gözümüze çarpıyor. Daha konuşmadan Muhsin Bey başlıyor: Her şey para değil M.N- Babam 1969 yılında rahmetli oldu. Ben okulu bıraktım ve o gün bu gündür buradayım. Babam ustasından öğrenmiş bu sanatı. Ben de babamdan. Yıllardır bu dükkânda hiçbir şey değişmedi. Yenilemeyi, dükkânı değiştirmeyi hiç düşünmedim. Ben ölene kadar böyle kalır. Bazen hiç iş olmayan günler olur. Ama ben her gün gelirim. Burada otururum. Belki birisi gelir, işini görürüm; insanlara hizmet etmek lazım, her şey para değil. B.A- Bize saraçlıktan bahseder misiniz? M.N- Saraç Ustası, eyer takımları yapar. Deri ve muşambayı işler. Kemer, bavul yapar. Atlara hamut, koyun ve develere çıngırak yapılır. Hasır işleme, atlara başlık, hayvan süsleri, heybe yaparız. Ben son zamanlarda deve işleriyle ilgileniyorum. Benden sonra kapanır B.A- Sizin çocuklarınız... M.N- İki kızım var, onlar okudu. Kendi yollarında. Anlayacağınız, babamdan kalan tezgâhı bırakacağım bir oğlum yok. Hoş, olsa da bu işi yapmasını istemezdim. Biz devrimizi kapıyoruz. Değişime engel olamıyorsunuz. Yeni gelen eskiyi acımasızca yok etti. Mesleğimiz, zamanın çok önemli bir ihtiyacını karşılıyordu. Eskiden adamın arabası, atıydı. Ona süsler alırdı. Teknolojinin karşısında durulmuyor. Sayımız 5’i geçmez B.A- Şimdi yalnız mı çalışıyorsunuz? Bu meslek geleceğe nasıl taşınabilir? M.N- Şu anda bana kim çırak olur? İşi öğrense, hangi işle karnını doyuracak? Kim çocuğunu bu işe verir ? Eğer bu mesleklerin devamı isteniyorsa, bazı hukuki ve mali kolaylıklar sağlanabilir. Mesela vergi indirimi gibi... Çıraklık eğitimi ve kurslar açılabilir... Saraç ustaları ülkede çok az kaldı. 3-5’i geçmez. Yenileri yetişmezse, bu meslekte kaybolup gidecek... >> Kışın topla, yazın sat! Günlerden pazartesi ve Burhaniye’nin pazarı... Pazar içinde ayrı bir yer var. Köylü pazarı diye anılıyor. Bir teyzenin yanına sokuldum. Adı Makbule (M.T). Biz konuşurken, yan tezgahtan bir grup köylü kadını daha söze karışıyor. Kayıt cihazını fark edince, “sen ne yapıyorsun” deyip önce sustular, sonra güldüler ve bölgenin güzelliklerini anlatmaya başladılar. - Sohbet edelim azıcık, işler nasıl? - İyi gari. Yumurtaları, bademleri sattım, az bir zeytinim kaldı. Onu da satayım, benden mutlusu yok. Sen al birazını, va mı zeytinin. - Memnun musun burada yaşamaktan, herkese tavsiye eder misin, biz de buralara yerleşelim mi? - Tabii memnunum, beni alın götürün başka yere, yaşayamam. Suyu güzel, havası güzel. Sen de onun için gelivermedin mi buralara. - Haklısın, ama ben kışın ne yaparım buralarda. Siz ne yapıyorsunuz kışın? - Zeytini hazırlıyoruz, ağaçların bakımı, toplanması bahçe işleri... Yapana iş çok, uğraşırsan... Yazın da, pazar yerleri, düğün, dernek, günler geçiyor... Bu yörenin köylüsü mutlu, hele yaz gelince yazlıkçılardan bolca kazanıyorlar. Bu durumda kimler mi mutsuz, diğer yerli halk! Zira fiyatlar da yazla birlikte artıyormuş... >> Dünyanın en kaliteli zeytini Herkes zeytin ve zeytinyağı deyince; bölgedekilerin tavsiyesi ile Laleli Zeytin ve Zeytinyağları ile tanıştım. Kurucusu Prof. Dr. Yahya Laleli Bey’in uzmanlığı Nükleer Tıp ve Biyokimya. Aile yıllar sonra ata memleketi Edremit’in Taylıeli Köyü’ne gelerek, alışılmışın çok dışında bir işletme kurmuş. Bana göre “Laleli Zeytinyağı Kültür Merkezi” demek hiç yanlış olmaz. Zira bölgeye hizmet amaçlı oluşturulmuş seminer salonları, çok özel şartlarda oluşturulmuş bahçeleri, zeytin yağlı yemekleri ve işletmenin bahçesine kurulmuş köylü pazarı ile herkesin ziyaret etmesi gereken bir işletme. İşin başında oğul Mehmet Laleli (M.L) var. Boğaziçi Moleküler Biyoloji ve Genetik Mezunu. ‘İşi ticari görmedik’ B.A- Kaç yıldır burada faaliyettesiniz? Gördüğüm kadarıyla amacınız sadece zeytin ve zeytinyağı üretimi değil? M.L- 2001’den beri bu tesislerin bölgeye hizmet vermesi için uğraşıyoruz. Amacımız; zeytinyağını antioksidan etkisiyle de ön plana çıkararak eski saygınlığını kazanmasına ve Edremit Bölgesi’nin zeytin üretiminde dünya çapında hak ettiği yere ulaşmasına bir nebze de olsa katkıda bulunmak. B.A- Zeytinyağının kalitesini belirleyen nedir? M.L- Ürünün kalitesini belirleyen; zeytinin tipi, üretildiği yer, toplanış, sıkılış, saklanış ve şişeleniş şeklidir. Dünyanın en kaliteli yağlık zeytinlerinden biri Edremit körfezi çevresinde yetişir. Bu bölgedeki kendi ağaçlarımızdan elde ettiğimiz zeytinlerimizi kendi tesislerimizde, özel şartlarda işleyip antioksidan gücünü kaybetmeyecek şekilde saklayıp, ihtiyaç olduğu zaman şişeliyoruz. B.A- Sizin bu kadar iddialı ürününüzü tanıtım eksikliğiniz mi var? M.L- Haklısınız, markamızı ön plana çıkaralım diye yoğun bir çabamız olmadı. İşi çok ticari görmedik. Ticaretten çok farklı noktaların peşine düştük. Aslında dünya çapında ödüllerimiz ve ihracatımız var. Büyük şehirlerdeki bazı noktalarımızda satışımız var, ancak daha çok kendi bölgemizde tanınıyoruz. B.A- Biraz da ödüllerden bahseder misiniz? M.L- Ürettiğimiz yağların Extra Virgin (Sızma) kalitesinde olduğunun teyidini, en kaliteli yağların üretildiği söylenen Kuzey İtalya bölgesinden de almamız gerekiyordu, öyle de yaptık. Yağlarımızın “Extra Virgin” yağlar gurubunda olduğu, Siena Belediyesi Tadım Komisyonu tarafından onaylandı... ‘Toprak genlerimde...’ B.A- Ülkenin en seçkin üniversitelerinden birisinde eğitim almışsınız, yurt dışı deneyiminiz var, çok gençsiniz. Buradaki hayat sizi ve eşinizi sıkmadı mı? M.L- Burada olmaktan çok mutluyum. Eğitimim ile ilgili çalışmalarıma da zaman ayırıyorum. Diğer taraftan toprak genlerimde var benim ve hiç sıkılmadım. Başlangıçta eşim için çok zor oldu, kendini yalnız hissetti. Şimdi o da çok mutlu ve büyük şehir özlemimiz yok. Ayrıca kış mevsiminde zeytinlerin üretime hazırlanması da ciddi bir iş. Ancak böyle bir hayat tarzı için karar verilirken iyi düşünmek lazım. Arkadaş sıkıntısı çekebilir, kendinizi yalnız hissedebilirsiniz. Yaz bitince ortalığın sessizleştiğini, koşuşturmanın azaldığını bilmek lazım. Bir meşgalenizin olması şart. >> ‘Tanıtım şart’ Tatil beldesi olur da, turizm konuşmadan olur mu? Şimdiki durağımız gürültüden, kalabalıktan, sesi sonuna kadar açılmış müzik seslerinden uzak Pelitköy’deki Otel Polat Riva... Büyük şehirlerde çalışan, çocuklarını büyüten, evlendiren, artık torun sevmeye hazırlanan bir çift tarafından işletiliyor. İlhan Bey (İ.P), elektrik mühendisi. Mühendislik yapmamış. Çalışma hayatı biraz da aileden gelen bir gelenekle ticaret hayatında geçmiş. Şimdiki durak bu sevimli otel. Eşi Yasemin Hanım (Y.P) ise İngilizce okutmanı. Halen çalışıyor. B.A- İlhan Bey, buralara gelmek, bu otel fikri kimin? İ.P- Biz yazları Ayvalık’taki yazlığımıza gelirdik. O zamandan beri bu bölgeyi çok seviyoruz. O tarihlerde buralara çok turist gelirdi; özellikle Alman turistler karavanlarıyla gelirlerdi. Müteşebbis bir ruhumuz var. Burada yaşamayı da çok seviyoruz. Önce otelin olduğu yeri aldık. Sonra yavaş yavaş inşaatı sürdürdük. Üç yılımızı aldı. Büyük havaalanı şart B.A- Bu bölge yabancı turist açısından yetersiz... İ.P- Şimdilik yerli turiste hizmet veriyoruz. Bunun yanı sıra bizi tanıyan, bilen yabancılar da her sene gelir. Kuzey Ege’nin tanınması gerekiyor. Ama önce devletimizin bu bölgeye de turistik payesini vermesi gerekiyor. Sonra yöre insanının kendisine bir soru sorması lazım; “Turist bu bölgeye niye gelsin?” B.A- Ben size sorayım, niye? İ.P- Bu bölge kültür turizmi için çok zengin kaynaklara sahip. Burhaniye’nin tarihi çok eskilere dayanıyor. Nem oranı da düşüktür. Daima serin bir yer bulma şansınız var. Deniz temiz. Kaplıcalar var. Bütün bunları el birliğiyle geliştirirsek, bu bölge önemli bir gelir kaynağı olur. Özellikle büyük havaalanı şart. (Yasemin Hanım sohbetimize katılıyor) Kışlar gri geçiyor Y.P- Bilhassa kültür turizmi için havayolu ulaşımı çok önemli. Turist zaman kaybetmeden ulaşabileceği yerlerde turlara katılmak istiyor. B.A- Yazın otel işlerinden sonra, kışı da burada geçirmeyi düşünür müsünüz? İ.P- Düşünmem. Bunu düşünenlere de çok dikkatli olmalarını tavsiye ederim. Çevremizde böyle insanlar var. Geçirdikleri ilk kış mevsiminden sonra pişman olmuşlar. Buralarda kışlar gri. Siz o güzel güneşleri hatırlıyorsunuz, hava erkenden kararıp eve girdiğinizde ne yapacağınızı şaşırabilirsiniz. Büyük kentlerin ışıkları, caddeleri her zaman insanı oyalar... Bir de çevre meselesi var. Arkadaşlarım İstanbul’da...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT