BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nîmetin değeri, sonsuz olmasındadır

Nîmetin değeri, sonsuz olmasındadır

“Dört şey vardır ki, kadrini, kıymetini ancak dört kimse bilir. Hayâtın kıymetini ölüler, nîmetin kıymetini azâb çekenler, servetin kıymetini fakîrler ve Cennet ehlinin kadrini de, Cehennem ehli bilir...”



Nîmet, insana faydalı olan, tatlı gelen şey demektir. Bütün nîmetleri gönderen Allahü teâlâdır. Ondan başka yaratıcı ve gönderici yoktur. Nîmetin ise, geçici olanı değil, devamlı, kalıcı olanı makbuldür. Dünyâ, nîmet ve lezzet için değil, âhireti kazanmak için yaratılmıştır. Dünya hayatı, âhiret için bir tarla gibidir. Zaten insan da, dünyâda yemek, uyumak, istediği gibi yaşamak, nefsinin arzûlarını yerine getirmek ve böylece geçici nîmetlerle zevklenmek için yaratılmamıştır. Nîmetlerin ve yaşamanın asıl yeri, âhirettedir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “Dünyâ hayâtı çok kısadır. Âhiretin azâbları pek acı ve sonsuzdur. İleriyi gören akıl sâhiplerinin hazırlıklı olması lâzımdır. Dünyânın, güzelliğine ve tadına aldanmamalıdır. İnsanın şerefi ve kıymeti dünyâlıkla ölçülse idi, dünyâlığı çok olanların herkesten dahâ kıymetli ve dahâ üstün olması lâzım gelirdi. Dünyânın görünüşüne aldanmak akılsızlıktır, ahmaklıktır. Birkaç günlük zamânı büyük nîmet bilerek, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmaya çalışmalıdır. Allahü teâlânın kullarına ihsân, iyilik etmelidir. Azâblardan kurtulmak için... Kıyâmette azâblardan kurtulmak için, iki büyük temel, yanî iki yol vardır: Birincisi, Allahü teâlânın emirlerine kıymet vermek, saygı göstermektir. İkincisi, Allahü teâlânın kullarına, yarattıklarına şefkat, iyilik etmektir. Peygamber efendimiz, her ne söyledi ise, hepsi doğrudur. Şaka, eğlence, sayıklama sözler değildir. Tavşan gibi gözü açık uyku ne kadar sürecek? Bu uykunun sonu, rezîl, rüsvâ olmak ve eli boş, mahrûm kalmaktır. Mü’minûn sûresinin 115. âyetinde meâlen; (Sizi abes olarak, oyuncak olarak mı yarattım sanıyorsunuz? Bize dönmeyecek misiniz diyorsunuz?) buyuruldu...” İmâm-ı Gazâlî hazretleri de, nefsine hitaben buyuruyor ki: “Ey nefsim! Anladım ki, dünyânın nîmetlerine ve lezzetlerine alışmışsın ve kendini onlara kaptırmışsın! Cennete ve Cehenneme inanmıyorsan, bâri ölümü inkâr etme! Bu nîmet ve lezzetlerin hepsini senden alacaklar ve bunların ayrılık ateşi ile yanacaksın! Bunları istediğin kadar sev, istediğin kadar sıkı sarıl ki, ayrılık ateşi, sevgin kadar çok olur. Dünyâya niye sarılıyorsun? Bütün dünyâ senin olsa ve dünyâdaki insanların hepsi sana secde etse, az zamân sonra sen de, onlar da toprak olacaksınız! İsimleriniz unutulacak, hâtırlardan silinecek. Geçmiş pâdişâhları hâtırlayan var mı? Hâlbuki sana dünyâdan az bir şey vermişler. O da bozulmakta, değişmektedir. Bunlar için, sonsuz Cennet nîmetlerini fedâ ediyorsun. Bir kimse, kıymetli ve sonsuz dayanıklı bir mücevheri verip, bununla, kırık bir saksı satın alırsa, ona nasıl gülersin? İşte dünyâ, alınan saksı gibidir. Onu kırıldı bil ve ebedî cevheri, elinden çıktı bil ve sana pişmânlık ve azâb kaldı bil!” Murâd-ı Münzâvî hazretleri buyurdu ki: “Bu dünyâda, insana bitmeyen bir vakit, bir ömür verilmemiştir. İnsan için belli bir ömür vardır. Bu ömür de, herkese nasîb değildir. Zaten büluğ çağına kadar olan zamân hesaba dahil edilmemiştir. Büluğ çağına eren bir kimsenin, mâzîsi geride kalmıştır ve onu hiçbir şekilde geri getiremez. İstikbâl yani gelecek ise, belli değildir. Yarına kavuşacağımızı kim kesin olarak söyleyebilir. O halde bizim için hayat, içinde bulunduğumuz andır. Vakit de, aldığımız bu nefestir.” Ömer bin Abdülazîz hazretleri, birisine yazdığı mektubunda; “Şimdi sana, Allahü teâlâdan korkmayı ve Onun sana ihsân ettiği şeylerle, âhirete hazırlanmayı tavsiye ederim. Sen sanki ölümü tatmış, ölümden sonra olan şeyleri görür gibi amel yap. Günler ve geceler, süratle gidiyorlar. Ömür her gün noksanlaşıyor. Ecel ise yaklaşıyor. Kötü amellerimizden dolayı Allahü teâlâdan af ve magfiret dileriz. Günahlarımızdan ve bu yüzden bize gazab etmesinden Ona sığınırız” buyurmuştur. Nîmetlere kavuşmak için... Dünyâda ve âhirette saâdete, sonsuz nîmetlere kavuşmak, râhat ve neşeli yaşamak için Müslümân olmak ve Müslümanlığın emirlerini yerine getirmek lâzımdır. Fırsat elde iken, geçici nîmetler için değil, bizimle devamlı kalacak olan nîmetler için çalışmalıdır. Hikmet ehli buyuruyor ki: “Dört şey vardır ki, kadrini, kıymetini ancak dört kimse bilir. Hayâtın kıymetini ölüler, nîmetin kıymetini azâb çekenler, servetin kıymetini fakîrler ve Cennet ehlinin kadrini de, Cehennem ehli bilir.” Netice olarak, her şeyin geçici olanı değil, kalıcı olanı makbuldür. Nimetin de geçici olanı değil, kalıcı olanı kıymetlidir. Abdurrahmân Câmî hazretlerinin buyurduğu gibi: “Akıllılar, ölümle sona eren her nîmeti, nîmetten saymazlar. Ömür, ne kadar uzun olursa olsun ölüm yüz gösterince, o uzunluğun ne faydası olur? Nîmetin değeri, sonsuz olmasında ve yok olmak tehlikesinden uzak bulunmasındadır.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT