BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Seviyormuş gibi...

Seviyormuş gibi...

Sabah gözlerimizi açtığımız anda başlar, gün boyu sürecek yorgunluk... İlk belirtisini aynada yüzümüzü yıkarken ve kendi gözlerimizin içine bakarken hissederiz...



Sabah gözlerimizi açtığımız anda başlar, gün boyu sürecek yorgunluk... İlk belirtisini aynada yüzümüzü yıkarken ve kendi gözlerimizin içine bakarken hissederiz... Gözlerimizle gözgöze gelince... Ama sadece bir an...Yokmuş gibi davranırız sonra... O doğruları haykıran bakışlarımızı görmezden geliriz... Dekoratif ve kullanışlı bir maske takar dolaşırız bütün gün... Her an gülebilen ve her anlama otomatik ayarlı bir maske... * * * Dürüst olalım lütfen... Eğer imkanımız olsa, şu andaki gibi mi yaşardık... Bütün problem, doğru zamanda ne yapmak istediğimize karar veremeyişimiz... Daha doğrusu, bu ülkede, insanları bu doğru karara itecek bir anlayış mekanizmasının olmayışı... Nice resim dehaları, demir doğramacı olarak hayat sürüyor belki de... Onların içindeki sanatı ne kendileri anlıyor... Ne başkası... Marangoz olacak yerde genel müdür yardımcısı, bahçıvan olacak yerde santral memuru, genel müdür olacak yerde makam şoförü olarak atlıyoruz hayatın koynuna... Bir şey olmuş gözüksek de mutlu olamıyoruz... Yanlış insanlar, yanlış çevre, yanlış iş... Elimizdeki adres de yanlış, güzergahımız da .... * * * Ben neyi anlatıyorum; sadece şunu: Mecburiyetler ayağımızda pranga ve yorgunluk... Yapmak istediklerimiz ise tatlı bir hayalden ibaret... Yapmak istediklerimizi yapabilseydik... * * * “Ben bu sabah geç çıkıyorum” kararını verirdik ilk önce... Sonra daha geniş zamana yayılacak bir kahvaltıyı projelendirirdik... Belki, hergün aynı zahmetin yorgunu eşimizi mutfaktan çekip “dışarıda bir kahvaltı” fikrine adapte olurduk... Güne iyi başlangıç, keyifli bir kahvaltı... (Şu mübarek Ramazan günlerinde de en çok neyi özlüyoruz... Kahvaltıyı değil mi? Çay tabii ki bir de...) Bizi mutlu edecek bir güzergahtan sakin ve telaşsız bir şekilde işe gidince, kahveciye “sade kahve/ soğuk su” siparişini verip beklemeye koyulurduk... O çoktandır içimizde sakladığımız duyguları sunmak için: “Söylesene Allah aşkına bu kahveyi kahveden başka herşeye nasıl benzetiyorsun...” Görüşmek istediklerimizi , onlar aramasa bile arar, görüşmek istemediklerimiz için, “Şu anda yok,” anlamına gelecek kullanışlı mazeretler hazırlardık... “Olabilir... Belki daha sonra... Bi çaresine bakarız... Yapabiliriz tahmin ediyorum... Hay hay... Neden olmasın...” gibi aslında hiçbir anlama gelmeyen, vaziyeti idare edici sözler yerine, “Yapmak istemiyorum... Kesinlikle olmaz...” veya “ Harika... Bunu mutlaka yaparım....” gibi içimizden gelen cevapları kullanırdık... * * * Hayat “Ne alırdınız efendim” diye elinde zengin bir mönüyle dikilmiyor karşımıza maalesef... Önümüzde bir tabldot var... Ve yemek zorundayız... Seviyormuş gibi yaparak...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT