BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Tabiatın sonbahar kıyafetini giymeye hazırlandığı, ama yaz sıcaklarının da insanların yakasını bırakmadığı günler yaşanıyordu. Genç adam sahilde bir başına yürüyor, akşam karısıyla yaşadıklarını kafasından atmak istiyordu. 1 Eylül karısının doğum günüydü ve ona özel birşeyler yapılmasını istiyordu. Genç adam ise tamamen farklı düşünüyordu. Kendisini karısının yerine koyuyor, onun duygularını anlamaya çalışıyor fakat yine de başarılı olamıyordu.



> diyalog.kosesi@tg.com.tr > Doğum günü hediyesi Tabiatın sonbahar kıyafetini giymeye hazırlandığı, ama yaz sıcaklarının da insanların yakasını bırakmadığı günler yaşanıyordu. Genç adam sahilde bir başına yürüyor, akşam karısıyla yaşadıklarını kafasından atmak istiyordu. 1 Eylül karısının doğum günüydü ve ona özel birşeyler yapılmasını istiyordu. Genç adam ise tamamen farklı düşünüyordu. Kendisini karısının yerine koyuyor, onun duygularını anlamaya çalışıyor fakat yine de başarılı olamıyordu. “Anlamıyorum arkadaş bu kadınları. Tuttururlar doğum günü, evlilik yıldönümü, anneler günü hediyesi diye... İnsan sevgisini bir güne mi sığdırmalı, ille de bir hediyeye mi bağlamalı. Doğum günü dediğin çocukları oyalamak, eğlendirmek, sevindirmek için iyi bir fırsat olabilir ama bu kocaman kadınlara da ne oluyor” diye söylene söylene ilerliyordu. Sahilde uzun uzun yürüdü, kendini muhasebeye çekti. Sonunda karar verdi. Ne olursa olsun bu günde, kendisi için fedakarlıklara katlanan, sevincini üzüntüsünü paylaşan, can yoldaşını, hayat arkadaşını sevindirmeli, ona sevgini bir defa daha ifade etmeliydi. Hemen yönünü çevirdi, bir kuyumcuya yöneldi. Onun beğeneceği bir kolye aldı. Yaldızlı, çiçekli şirin bir paket yaptırdı, kalbinin üzerine, ceketinin sol cebine koydu ve evinin yolunu tuttu. Karısı ise güzel bir akşam yemeği hazırlamış, sofrayı kurmuş eşinin gelmesini bekliyordu. Bu sırada sokaktan acı bir fren ve ardından şiddetli bir çarpma sesi duyuldu. Belli ki kaza olmuştu. Sokağın bakkalı “Araç çok hızlı geliyordu, adama çarptı. Ambulans ambulans çağırın!” diye bağırıyordu. Herkes apartmanların camına yığılmış, aşağıdaki olayı izliyordu. Diğer komşuları gibi o da pencere yönelince irkildi. “Aman Allah’ım” diye bir çığlık attı. Yerde yatan kocasıydı. Merdivenleri nasıl indiğini bilemedi. Gözyaşları içinde eşine sarıldı. Ağır yaralanan eşi kanlar içinde kalmıştı. Karısını görünce acılar içinde gülümsedi ve elinde sıkı sıkı tuttuğu hediyesini uzattı. Paketin içinde şunlar yazıyordu: “Karıcığım, sultanım doğum günün kutlu olsun.” Evine bir an önce gidip karısını sevindirmek için sokakta etrafına bakmadan koşan genç adam bu sebeple kaza geçirmişti. Hastanede bir hafta kaldı, iyileşti ve evine döndü. İkisi de yıllarca o acı günü hatırlattığı için bir daha doğum gününden bahsetmediler. Aksine her yıl 1 Eylül geldiğinde o gün, kendilerini bağışlayan Allah’a bir defa daha şükrettiler. > Işık Sarı / İstanbul > Bizlere Doğru Gel Yağmur Çatlamış dudakların, kurak toprağın ümidi. Kara sinede yatan tohumların can simidi. Nâçâr mahzun gönüller, dil tekrar eder tahmîdi. Âlem-i Gayb’dan rahmet ve sekineyle gel yağmur! Sensiz boyunlar bükük, bağırlar yaralı, yanık. Buna bütün günahsız, dilsiz ümmetler de tanık. Sanma ki bu alemde bütün herkes suçlu sanık! Bizi de o günahsız masumlara kat gel yağmur! Katrelerle buluşsun dallardaki her bir yaprak. Çeksin seni sineye doya doya kara toprak. Seninle ıslansın tüm çocuklar, gülsün şen şakrak. Şimşek kırbaçlarını çek, korkutmadan gel yağmur! Boyun büken laleler, sümbüller, kekikli dağlar. Cennet gibi mis kokan üzümler, asmalı bağlar. Sensiz bahçeler hasat bekleyen kalpleri dağlar. Sakin ol, sükunet bul; olma taşkın bir sel yağmur! Aranırsın, semada gözler; kara bulutlarda. Yaşarsın yeşil fidan gibi, bitmez umutlarda. Sessiz dua gibisin şu gizemli sükûtlarda. Âlem-i Şühûd’u da meleklerinle del yağmur! Susuzdur börtü böcek, ot ağaç hep sana bakar. Laleler sümbüller hep kanaatle buldu vakar. Bülbül sanki hep ağlar, nağmesiyle yürek yakar. Ot fışkırsın, kalmasın yeşil tepeler kel yağmur! İnce ince yağarak hep ‘ahmak ıslatan’ sensin. ‘Bardaktan boşalıp’ da canları koşturan sensin. Suları kabartarak dereyi coşturan sensin. Milletin dilinde hep oldun darb-ı mesel yağmur! Rabbimizin izniyle inersin nizamla yere. Dolular hep taş gibi, meyvelerde açar bere. Sel, fırtına ve tayfun yıkar göğsü gere gere. Afetin ayağını bereketinle çel yağmur! Rahmetini sererek bizlere doğru gel yağmur! > Necmi Ünsal - Bilecik > Türk Oğlu Türküz Türkoğlu Türküz biz şanımız şandır Bu yurttan gör nice cengaver çıkar Ölüm mü o bize büyük bir şandır Toprağı kanıyla yoğuran çıkar Dünyaya nam verdi Türklerin şanı Cennete kavuşur şehidin canı Kardeşim Türk isen ecdadın tanı Bir avuç toprağa ölenler çıkar Tetikte ordumuz bütün ahali Terör belasından yangın zevali Allah göstermesin böyle bir hali Yarılıp topraktan şüheda çıkar Zulmeden düşmana vermeyiz aman Gelirse eşkıya göğsümüz kalkan Barışta dosta dost savaşta yaman Çeliği yoğuran Mehmetçik çıkar Asla uyku tutmaz Mehmetin gözü Vatan sevgisiyle doludur özü İnşallah kuruyacak terörünün kökü Canını vatana verenler çıkar Semadan melekler yardıma iner Düşmanın silahı kendine döner Cihattan dönmeyin diyor peygamber Yeşile bürünmüş evliya çıkar Zefilî’m(*) der âleme eylerim nazar Şehitlik sevdası serimde gezer Türk’ün bir tek eri bin düşman bozar Yeşil ordu düzen kumandan çıkar Zefili: Tokat Üzümören kasabasından Hüseyin Kılıçbay
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT