BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Canavar “kan” ile besleniyor!..

Canavar “kan” ile besleniyor!..

Ne zaman ki, İnönü Stadı’nın tribünleri “Ahmet Dursun, Seba gitsin” çığlıkları ile çınladı ve hakikaten “Ahmet durdu, Seba gitti”, ortaya dehşet verici “Frankeştayn canavarları” çıktı!..



Ne zaman ki, İnönü Stadı’nın tribünleri “Ahmet Dursun, Seba gitsin” çığlıkları ile çınladı ve hakikaten “Ahmet durdu, Seba gitti”, ortaya dehşet verici “Frankeştayn canavarları” çıktı!.. Kulüp yöneticileri ya da başkanları tarafından beslenen “tribün amigoları”, artık “Doktor Frankeştayn’ın korkunç zombileri” hâline gelmişlerdi; “dur durak” bilmiyor, “giderek iştahları artan” ve “her şeyi isteyip yiyen” bu canavar, “verilmeyince” de “her şeyi göze alan ve yapan” bir makine hâline gelip, “kendisini yaşatanları bile hedef alacak kadar” pervasızlaşıyordu!.. Başta büyük kulüpler olmak üzere, hemen hemen “profesyonel futbol şubesi olan” her kulüpte meydana çıkan “bu garip, çarpık ve ürkütücü tablo”, giderek kararı yor ve tam bir “baş belâsı” oluyordu!.. Ne yazık ki, “bunların” kulüp içinde de, özellikle medyada da “savunucuları” ve “destekçileri” vardı!.. Medyadaki destekçileri tam bir “popülist yaklaşım” ile, bu “canavar mekanizmaya söz söyletmiyor”, onları koyacak yer bulamıyor, övdükçe övüyor, “reytingini ve tirajını yükseltme pahasına” spordaki şiddetin maşalarını koruyor, korumakta devam ediyorlardı. “Tribün çeteleri” tam “profesyonel” bir organizasyon hâline gelmişlerdi. Tribünleri istedikleri gibi dizayn ediyor ve ettiriyor, “istekleri yerine gelmeyince” de, resmen “işgal ediyor”, zorbalıkla “biletli ve kombineli insanları yerlerinden ediyorlardı”; bunlara kimse mâni olamıyordu!.. “Birkaç” bedava bilet, deplâsmanlara “bedava” otobüs ve grup liderlerinin ceplerine konan “birkaç kuruş” ile başlayan “iyi niyetli” uygulamanın “Frankeştayn’ın canavarı” değişimine kadar giden yolculuğuna, ne yazık ki devletin güvenlik güçleri ve savcıları da seyirci kalıyorlardı!.. Ne zaman ki “kan dökülmeye başlandı”, yaralamalar ve öldürmeler gündeme geldi; tam bir telâş içinde “tedbir” alınmaya çalışıldı; alelacele bir “şiddeti önleme kanunu” bile çıkarılarak. Ama “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş”, tribünler “Cosa Nostra mukallidi maskaraların oyuncağı” olmuştu!.. “Resmen söylenen” sözlere bakarsanız, hiçbir kulüp, hiçbir başkan, hiçbir yönetim “bu canavarı beslediğini” kabul etmiyordu, iyi de bu canavarın başlarının yaşantılarının, lüks otomobillerinden, evlerine kadar, suyu nereden geliyordu?.. İşte, “Çarşı Grubu’nun menfaat, bedava bilet uğruna birbirine düştüğünü ortaya koyan” son cinayet!.. Kulüp “bedava bilet” iddiasını yalanlıyor ama, kim inanacak, nasıl inanacak?.. Medya “böyle” bir olayın, “böyle” bir cinayetin üzerine gitmiyor, “suyuna tirit” haberlerle işi geçiştiriyor!.. “Birkaç” yürekli spor yazarı ve yorumcusu olmasa, “neyin ne olduğunu” biz gazeteciler bile öğrenemeyeceğiz!.. İşte “kanlı olay” birkaç gün içinde unutuldu, unutturuldu, gitti bile!.. “Yeni bir kanlı olaya kadar” kulağımızın üzerine yatacağız!.. Kulüpler ve yetkililer gibi!.. Yazık!.. Sporda şiddet “böyle” önlenemez, aksine “böyle uygulamalar” ile beslenir ve canavar daha da canavarlaşır; itirazı olan var mı?.. > Komik!.. İnanılacak gibi değil, “Türkiye Ligleri’nin en çok gol atan oyuncusu” unvanını Hakan Şükür eline geçirdi ya, “Hakan düşmanları” Kazım Kanat’lar, Osman Tanburacı’lar, “saçma sapan” karşılaştırmalar ve hesaplarla “Yooo. O rekortmen değil” diye diye, “çatlayıp patladıklarını” ortaya koyuyorlar; gülünç oluyorlar!.. “Yok efendim Tanju şu kadar golü, bu kadar maçta atmış” da, Hakan Şükür “Bu kadar golü, şu kadar maçta atmış!..” “Metin Oktay şu kadar golü o kadar maçta atmış, o zaman sahalar tarla gibiymiş, bugünkü sahalarda bin gol atarmış, Hakan’ın attığı gollerin onun yanında lâfı mı olurmuş!..” Hiç insafları da, iz’anları da yok!.. Dünyanın neresinde “gol kralları”, attıkları gol sayısına göre değil de, “attıkları gol bölü oynadıkları maç oranına göre” tayin ediliyor; bir örnek versinler bakalım!.. Brezilya’da kimse çıkıp “Pele 1000 golü şu kadar maçta attı, Romario ise bu kadar maçta, rekortmen falandır” diye yazıp çizmiyor; “hangisi daha çok gol attıysa” rekortmen o saylıyor!.. Üstelik, “Hakan’ın o kadar golü, o kadar maçta atması”, onun futbolculuk hayatında “dim dik kaldığı” onca sezonun ispatı, Metin Oktay, Tanju Çolak “bu kadar uzun süre” oynayabildiler mi?.. Pekâlâ denebilir ki, “Hakan Şükür o günkü defans anlayışı içinde çok daha fazla gol atabilirdi ve belki de Metin Oktay bugünün defans taktikleri arasında o kadar gol atamayabilirdi”; ama bu “bilim kurgusal bir fantezi olurdu”; tıpkı “Hakan düşmanlarının yapmaya çalıştığı” kelime ve rakam oyunları gibi!.. Bakın bakalım, mesela Tanju milli maçlarda kaç gol atabilmiş, ya da Avrupa Kupaları’nda?.. Milli takımlarda “en çok gol atanlardan” Metin Oktay artı Lefter artı Tuncay’ın toplam golü kadar Hakan’ın golü var; daha da atmaya devam edecek, oynadıkça!.. Böyle bir “anıt adamı” küçültmek için ellerinden geleni yapanlar, kendilerinin küçüldüğünü nasıl fark etmiyorlar, şaşıyorum!.. Kuzum sizlerde “mahcup olma” duygusu da mı yok?.. > Yorumsuz!.. Bir okuyucu mektubu: “Sayın Uluç, Ben Almanya’da yaşıyorum. Almanya’nın en güzel ve pahalı şehirlerinden olan Heidelberg’te Süreyya Ayhan ve Yücel Kop ikilisini alış veriş yaparken gördüm. Dünya umurlarında değil,Türk milletinin vergileriyle buralarda günlerini gün ediyorlardı, haziran ayında. Süreyya’ya Almanya yaramış, oldukça kilo almış, “atlet” demeye “bin şahit” lâzım, daha çok “ev kadını” havası var. Sanıyorum yakında yine ortaya çıkarlar, USA vs... seneye Çin’de “altın madalya” masalını Türk insanına yutturmaya çalışır, onların “vergileriyle” Çin’e kadar bu masal devam eder sonra yine bir “sakatlık” ortaya çıkar ve bu masal da nihayet biter. Saygılarımla. Süheyl Çalışkanoğlu - Almanya” > İkide iki!.. Bu gece Malta, Çarşamba gecesi de Macaristan’ı yenemezsek, gitti gider!.. Bu iki maçın hiçbir mazereti yoktur. “Efendim, o sakat”, yok “Efendim, lejyonerlerden beklediğim verimi alamadım” gibi lâflar karnımızı doyurmuyor!.. Seçilen kadrodan “iki ayrı takım çıkar” ve “bu iki takım” iki gece de “iki rakibi de yener”; yenebilmeli; bunun başkaca izahı ve tahmini yoktur!.. Bu arada bir de not düşeyim, elbette “iyi niyetle söylendi” ama Fatih Terim Hocamızın bu “lejyonerler” benzetmesini hiç sevmedim. “Lejyoner” lâfı, genelde hele hele Türk insanına “Cezayir’deki paralı Fransız Lejyonlarındaki paralı ve eli kanlı askerleri” hatırlatır; bunu Terim gibi “tecrübeli” bir Hoca’nın bilmesi ve ona göre konuşması gerekirdi. Kendisi de, İtalya’ya gittiğinde “lejyoner” mi idi?.. > Olmadı, Fatih Çekirge!.. Öyle “her tarafa çekilen” bir özür dileme ile, “böyle” bir gazetecilik skandalı örtbas edilemez!.. Senin başında bulunduğun “Hürriyet internet sitesinde” koca bir kulübü “şike yapmak” ile suçlayan yazı, hem de Anadolu Ajansı’ndan aldığın “araştırmada olmadığı hâlde”, ona ekleyerek yayınlanacak, üstelik Galatasaray Kulübü Başkanı’nın ağzından “bu olayın doğru olduğunu gösteren” sözler uydurulacak; sonra da sen çıkıp “maksadını aşan haber” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışacaksın; olacak şey mi?.. Senin Galatasaraylı olman “işi” daha da vahim hâle getiriyor; “en tepede oturduğun” hâlde, “senden habersiz”, milyonlarca taraftarı olan bir kulüp “ipe sapa gelmez iddiaların”, bu iddialar “gerçekmiş gibi gösterilerek” pervasızca ve korkusuzca karalanıyor; bu nasıl bir düzendir, disiplindir?.. Daha da kötüsü; yoksa haberin var mıydı?.. > Herkes pişman!.. Kaç kişiyle konuşsam, “Medya bizi kandırdı, basketbol milli maçlarını seyretmek uğruna voleybolcu kızlarımızın muhteşem maçları kaçırdık” diye yakınıyordu!.. Evet “göklere çıkardığımız” basketbolcüler, “rezalet” bir basketbolle “utanç verici” mağlûbiyetler alırken, voleybolcu kızlarımız “inanılmaz şeyler yaptılar” ve yenmedik rakip bırakmadılar; Dünya, Avrupa, Olimpiyat Şampiyonları dahil; hem de nefes kesen mücadelelerle ve voleybol ziyafeti vererek!.. Tanjeviç’in “Ben sahada buz adam isterim” diyerek basketbolde “yeni bir çığır açan” ve “ısınan adamı hemen yanına alıp, yerine ısınmamış adamları süren” uygulamasının getirdiği perişanlık yerine, “gururla ve keyifle alkışlayacağımız” voleybol maçlarını seyretmemek, herkesi pişman etmiş!.. Turgay Demirel hâl⠓Takımıma güveniyorum” diye hikâye anlatıyor!.. Bir etrafına bir baksın bakalım, millet güveniyor mu?..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT