BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Başarının tek şartı mutluluk

Başarının tek şartı mutluluk

Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Deniz Ülke Arıboğan: Bütün kariyerimi ailemden gördüğüm desteğe borçluyum



PAZAR KAHVESİ Betül Altınbaşak betul.altinbasak@tg.com.tr Vakıf üniversiteleri sanıldığı gibi zengin çocuklarına hizmet etmiyor 42 yaşında, alımlı bir hanım, 20 yıllık mutlu bir evlilik ve iki güzel çocuk, sporcu ve sporcu eşi, ülkenin seçkin üniversitelerinden birisinin rektörü, terör konusunda ciddi çalışmaları var, bu konuda uzman bir babanın, Prof. Mahir Kaynak’ın kızı, yazıyor ve genç yaşta elde edilmiş daha birçok başarının sahibi... Bu haftaki konuğumuz Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan. Arıboğan ile ailesi, çalışmaları, politika, terör, üniversite eğitimi gibi birçok konuda görüştük. Mütevazı, sıcak bir kişiliği var... “Bu kadar çalışmanın içerisinde beni en çok 19 yaşında bir oğlunuzun olması şaşırttı” dediğimde, Arıboğan gülümseyerek “kariyer de yaparım, çocuk da” diye cevap verdi ve sohbetimize başladık... * B.A- Sanırım ülkenin en genç bayan rektörüsünüz. Şunu itiraf etmem gerekir ki, bir üniversitenin rektörü denince aklımıza en azından sizden biraz daha yaşlı birisi geliyor doğrusu, genç yaşta elde edilmiş bu başarının sırrı ile başlasak sohbetimize... D.Ü- Tabii, aslında çok gayret sarf ettiğimi de söyleyemem; ama her zaman bulunduğum yerin hakkını vermem gerektiğine inandım... Görevlerimi, sorumluluklarımı yerine getirmeye çalıştım. Çalışkanım. Çok fazla uyumam. Her zaman ailemin desteği de benimle oldu. * B.A- Lutfi Bey’le evliliğiniz üniversitede basketbol oynadığınız yıllara rastlıyor galiba... D.Ü- Üniversite bittiğinde evlendik; ama tanıştığımızda ikimiz de Ankara Üniversitesi’nin basketbol takımında oynuyorduk. Lutfi o zamanlar milli takımda oynamaya başlamıştı, ciddi bir basketbolcuydu. Arkadaşlığımız başladı. 20 yıldır evliyiz. “Siyaset gündelik hayatımdı” * B.A- Bir yerde okumuştum; sanırım anneniz akademisyen olmanız konusunda sizi yönlendirmiş. D.Ü- Evet, annem akademisyen olmamı çok istedi. Çünkü olaylara sorgulayıcı bakan bir kafa yapım vardır. Verilen bilgiyi hiçbir zaman kendi zihin süzgecimden geçirmeden kaydedemiyorum hafızama. Annem de ısrarla böyle bir mesleği seçmemin benim için daha uygun olacağını söylerdi. Tabii akademisyen bir babanın kızı olmak, öyle bir ortamın içinde büyümek insanı doğal olarak oraya yönlendiriyor. Siyaset ve uluslararası ilişkiler benim için gündelik hayatın bir parçasıydı. * B.A- Akademisyen olmasaydınız profesyonel bir sporcu olur muydunuz? D.Ü- Ortaokul ve lise hayatımda benim için öncelikli olan basketboldu. Aynı zamanda okulun atletizm takımındaydım. Hentbol takımında da oynadım. Yani gerçek bir sporcuydum. Onun için de her spora iyi kötü adapte olabiliyordum. Yüzme öğretmenliği de yaptım. Kolej ve Yükseliş takımlarında basketbol oynadım. Üniversite bittikten sonra evlilik ve oğlumun doğumu ile basketbolla ancak uzaktan ilgilenir oldum. Eşimin basketbolun içinde kalması bizim basketboldan kopmamamızı sağladı. Son üç senedir de futbol federasyonu genel sekreteri. Şimdi yoğun olarak futbol maçlarını takip ediyoruz. “Hiç tek başıma yürümedim” * B. A- Düzenli sporun disiplinli olmayı sağladığı ve iş hayatında başarı getirdiği söylenir; siz bunun güzel bir örneğisiniz. D.Ü- Size katılıyorum. Okuduğum kitaplardan çok daha fazla oynadığım takım sporlarının benim karakter gelişimimde, kendime güvenimde, asla pes etmeyen karakterimde etkisi olmuştur. Gerçekten de, ben bulunduğum her ortamda bir takım oluşturmaya çalıştım. Bahçeşehir Üniversitesi Rektörlüğü’ne geldiğimden beri de yapmaya çalıştığım şey; iyi bir takım oluşturmak. Ben bugüne kadar hiçbir zaman tek başıma yürümedim. * B.A- Erkek egemen bir dünyada çok genç yaşta çok da güzel bir başarı elde etmişsiniz. D.Ü- Aslında çalışma arkadaşlarımı erkek ya da kadın diye çok fazla ayırmıyorum. Hayatımda kadın olmanın olumlu ya da olumsuz bir katkısı olmadı. Ama şunu söyleyebilirim ki, Türkiye’de kadın olarak yol almak erkek olarak yol almaktan çok daha zor ve onun için belli bir elekten geçerek üst noktalara gelen kadınların vasıfları gerçekten tartışmasız noktalara ulaşıyor. Halen görev yapan kadın rektörlerin her biri de başarılı ve son derece vasıflı insanlar. * B.A- Türkiye İş Kadınları Derneği (TİKAD) üyesisiniz. D.Ü- Evet, Türkiye İş Kadınları Derneği üç sene önce kurulan bir dernek. Başkanlığını Nilüfer Bulut üstleniyor. Ben kadın haklarını savunan dernekleri de destekliyorum. Onların da toplantılarına katılıyorum. Ama kadın haklarındaki gelişmelerin sadece kadın hakları söylemiyle sağlanabileceği inancında değilim. Erkek egemen zihniyet başarılı kadınları da sadece kadın hakları çerçevesi içinde konuşmak mecburiyetinde bırakıyor. Kadınların yapamayacağı bir şey yok ama erkeklerin bu konuda ikna olduğu inancında değilim. Nitekim bugünkü kabine de bu konuda çok net bir görüntü sergiliyor. * B.A- Milletvekilliği düşündünüz, politika deneyiminiz oldu. D.Ü- O dönemde Türkiye’de bir gerginlik ortamı olduğunu düşünüyordum ve Demokrat Parti çatısı altında alternatif oluşturulacağını düşünüyordum. Proje gerçekleşmedi; birleşme sağlanamadı. Zaten benim amacım siyasete girmek değil bir projeye katkı sunmaktı. Türkiye için o dönemde yeni bir atılım sağlayabilmekti. Üniversitemizin yüzde 40’ı burslu * B.A- Şu anda bir vakıf üniversitesinin rektörüsünüz fakat daha öncesinde devlet üniversitesi deneyiminiz de var. Üniversiteleri kıyasladığınızda ne görüyorsunuz? D.Ü- Vakıf üniversiteleri aslında Türkiye’de çok yeni. Ortalama 10 yıllık bir geçmişe sahipler buna karşın gençlerimizin eğitim ihtiyacının karşılanmasında çok ciddi hizmetleri oldu. Vakıf Üniversiteleri eğitim amaçlı olarak kurulmuş kâr amacı gütmeyen kurumlardır ve gelirlerimizi eğitime kaynak olarak dönüştürmek zorundayız. Vakıf üniversitelerinin amacı eğitimden zenginlik oluşturmak değildir. Tam tersine ihtiyaç duyan tüm insanlara eğitim götürmektir. Düşünün ki biz yüzde 40 oranında burslu öğrenci okutuyoruz. Vakıf üniversiteleri sayesinde üniversiteler arasında önemli bir rekabet oluştu ve eğitimin kalitesi ile standardı belirgin biçimde yükseldi.. * B.A- “Eskiden, varlıklı ailelerin üniversiteyi kazanamayan çocukları yurt dışına okumaya giderdi, şimdi özel üniversiteler bu boşluğu doldurdu” diye bir yargı var. D.Ü- Evet, bu algıyı değiştirmek lazım. İki milyon öğrenci sınava giriyor ve bunun içerisinden birkaç yüz bini üniversitelere girebiliyor ve bunların içinde vakıflar da var. Yani, vakıflara giren öğrencilerin daha başarısız olduğu gibi bir kanaat aslında son derece yanlış. Çünkü 100 bin kişilik bir oynama üç tane soruyla oluyor. Üç soru daha fazla bildiğiniz zaman ya da üç tane soruyu eksik bildiğiniz zaman o öğrenciler arasında çok büyük fark olduğunu iddia etmek çok yanlış... İyi öğrenci parasıza gider, kötü öğrenci paralıya gider algısı da yanlış. Dünya standartlarında iyi olarak kabul edilen hemen bütün üniversiteler paralıdır ve bunların içerisinde de burslu okuyanlar söz konusudur. Üniversiteler arası kalite öğrencinin giriş puanıyla değil verilen eğitimle belirlenmelidir. Diğer taraftan vakıf üniversitelerinin eğitim şartları ve öğrenciye sunulan imkânlar da tercihlerde etkili oluyor. Hepimizin amacı, devlet ve vakıf üniversiteleri ile birlikte el ele, yüksek öğretim sisteminin daha da zenginleştirilmesi ve verimli hale getirilmesidir. Başarımın sırrı ailem  B.A- Sakin bir görüntünüz var, ama aynı zamanda hırslısınız galiba? D.Ü- Hırslıyım ancak ihtiraslarım yok. Hangi konumda olursam olayım işimi iyi yapmak için çabalar ve ondan mutluluk duymaya çalışırım. Benim için temel kriter bu. Şimdi de Bahçeşehir Üniversitesi için en iyisini yapmaya, en çok katkıyı yapmaya çalışıyorum. Bana hayatınızdaki “başarınızın kupaları nerede” diye sorulacak olursa, sadece iki çocuğumu söyleyebilirim. Benim için hayattaki en önemli değer onlar. Onların dışında her şey vazgeçilebilir, değiştirilebilir, üzerinde kalem oynatılabilir ama iki çocuğumun sağlıklı ve mutlu olmasından daha kıymetli hiç birşey düşünmüyorum. * B.A- Sizce başarının tarifi nedir? D.Ü - Ben başarının içeriğini çok fazla makamla, parayla pulla ya da kariyerle tarif eden bir insan değilim. Benim için tek bir başarı kriteri vardır o da mutluluğu yakalayabilmiş olmak. Kendimi mutlu hissediyorsam ve bu mutluluk çevremdekilerle hep beraberse o zaman başarılı olmuşum anlamına gelir. Küresel kriz olursa askerî eğilimler artar * B.A- Aynı zamanda terör uzmanısınız, bu özellik nereden geliyor. D.Ü- Ben doktora tezimi yazarken, devlet dışındaki aktörlerin uluslararası sistemdeki rollerini incelemeye çalıştım. Temel amacım şuydu: Devlet denilen şey bitmiştir; Uluslararası ilişkilerde devlet dışında aktörler vardır; Terör grupları, mafya, uluslararası şirketler, örgütler, Vatikan tipindeki cemaatler ve kurumlar artık çok etkin hale gelmişlerdir. Tezimin sonunda devletin yanı sıra devlet dışı aktörlerin de, uluslararası ilişkilerde hesaba katılması gerektiğini, aksi halde dünyayı algılayamayacağımızı söyledim. Böyle başladım ve ondan sonra St. Andrews Üniversitesi’nde NATO ve Kiel Üniversite’sinin ortaklaşa yürüttüğü “Uluslararası Güvenlik Yaz Okulunu” tamamladım. Sonra Amerika’da terör konularında eğitimlerim, sunumlarım oldu. 11 Eylül örneği * B.A- 11 Eylül’den önce Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırı olacağını söylediğiniz doğru mu? D.Ü- Ben Dünya Ticaret Merkezi’ne önceden bir saldırı olacağını söylemedim. “Kitle imha silahıyla Dünya Ticaret Merkezi’ne bir saldırı yapılsa bu saldırının sonuçları nasıl olur” konusunu yorumlamış ve böyle bir şey olursa dünya finans sistemi çöker demiştim. Ondan sonra bir anda ortaya sanki Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırıyı bilmişim gibi bir sonuç çıktı. Böyle bir durum söz konusu değildi. Aslında ben o makalede bence daha önemli şeyler de söylemiştim. Huntington’un uygarlıklar çatışması tezinin bir siyasal proje olarak gerçekleşmesini iddia etmiştim. Terör bir çarpan etkisi meydana getirecek ve dini olarak tanımlanan uygarlıklar karşı karşıya gelecek demiştim. Bence bu yorum daha önemliydi. * B.A - Şu anda dünyadaki terör eylemleri konusunda ne düşünüyorsunuz? D.Ü - Terör düşünüldüğünden çok daha fazla etkili bir eylem türü. Terörün medyanın desteğiyle etkisini katlanarak büyütmesi hesaba katılırsa terör eylemlerinin önümüzdeki dönemlerde de politik etkileri olacak. Ama şu anda terörden daha farklı bir mücadele alanı var. Daha çok iktisadi araçlar kullanılacak gibi görünüyor. Özellikle ekonomik güce dayanan devlet dışı, şirketler, bankalar gibi küresel sermayenin aktörleri ile devletin merkezi yapısı arasında genel bir çatışma var ve bu çatışma devletler düzleminde de kendini hissettiriyor. Kanımca önümüzdeki dönemde ekonomik araçlar kadar askeri güç enstrümanları da gündeme gelecek ve ekonomik sistemde daralmalar ve çalkantılar daha fazla ortaya çıkacak. Eğer önümüzdeki dönemde bir ekonomik kriz çıkarsa askerî araçlar kriz sonrasını toparlamanın tek yolu haline gelir. Görüyoruz ki Rusya askerî güce ekstra önem vermeye başladı. Amerika’da müthiş rakamlara ulaştı savunma bütçesi. Dünya çapında yeniden bir soğuk savaş atmosferi oluşabilir ve hatta danışıklı dövüş olarak da ortaya çıkabilir böyle bir durum. Kendi dilini konuşamayanın yabancı dil bilmesi vasıf değil * B.A- Yabancı dilde eğitim konusunda ne düşünüyorsunuz? D.Ü- Prensip olarak, evrensellik ilkesi çerçevesinde üniversitelerin çok yerel kalamayacağını düşünüyorum. İngilizcenin eğitim dili olması dünyada da genel kabul görmüş bir durum. Özellikle teknik alanlarda eğitim dili İngilizce. İngilizce’den vazgeçmemiz mümkün değil. Rekabette bizi buna zorluyor ve maalesef kitaplar, yayınlar yerel düzeyde yeterli olmuyor. Ama ana dilimizin iyi kullanılmasını da her şeyden önemli buluyorum. Kendi dilini konuşamayan bir öğrencinin iyi yabancı dile sahip olması bana bir vasıf gibi gelmiyor. * B.A- Anlıyorum ancak sosyal bilimlerde bu çok zor olmuyor mu? Bir yıl hazırlık okumak ne kadar yeterli olabilir? D.Ü - İngilizce eğitim vermek, farklı bir dilde öğrenmek, öğrendiklerini ifade etmeye çalışmak çok kolay bir şey değil. Sürekli mücadelemiz, bunu mükemmel hale getirebilmek. Diğer taraftan ben, aslında üniversitelerin İngilizce kursu haline getirilmesine de fevkalade karşıyım. Üniversitenin esas misyonu akademik eğitim vermektir. Bahçeşehir Üniversitesi’nde biz bunu başarmaya çalışıyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT