BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ramazan Günlüğü

Ramazan Günlüğü

“Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ay öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası afv ve mağfiret ve sonu cehennemden azad olmaktır. Bu ayda, emri altında olanların vazifesini hafifletenleri Allahü teala affedip cehennem ateşinden kurtarır.”



HADİS-İ ŞERİF “Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ay öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası afv ve mağfiret ve sonu cehennemden azad olmaktır. Bu ayda, emri altında olanların vazifesini hafifletenleri Allahü teala affedip cehennem ateşinden kurtarır.” HER GÜNE BİR DUA Korkulu zamanlarda okunacak duâ Korkulu zamanlarda, “Kelime-i temcîd”, yani “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil’aliyyil’azîm” çok okumalıdır. Muhammed Mâsum Hazretleri buyurdu ki: “Dertlerden kurtulmak ve murâda kavuşmak için beş yüz kere Lâ havle velâ kuvvete illâ billah ile evvelinde ve âhırında yüzer defa salevât-ı şerife okuyup duâ etmelidir” Mu’avvizeteyn, yâni iki Kul-e’-zü’yü çok okumak da faydalıdır. Ayrıca, Li îlâfi sûresi, her gün ve her gece hiç olmazsa on birer defa okunmalıdır. Sübhânellahi vel-hamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil’aliyyil’azîm, duâsını da gece gündüz çok okumalıdır. Peygamberimiz, Allahümme innî es’elüke bihakkıssâ’ilîne aleyke, yanî (Yâ Rabbî! Senden isteyip de, verdiğin kimselerin hâtırı için, senden istiyorum!) derdi ve böyle duâ ediniz buyururdu. Sebeplere yapışıp, emredilen şeyler okunduktan sonra böyle duâ etmelidir. MENKIBELER En lezzetli yarışma Toplumun yüksek kültürünü oluşturan en önemli ramazan geleneklerinden biri de Osmanlı sultanlarının ramazan öncesinde kutsal emanetleri ziyaret etmesiydi. Peygamberimiz’in vasiyet ederek Veysel Karani’ye hediye ettiği hırkanın bulunduğu Hırka-i Şerif’e ramazandan bir gün önce gitmek, Osmanlı Sarayı için en önemli törenlerden biriydi. Bu törenin hemen ardından saray sultanlarına meşhur aşçıların hazırladığı soğanlı yumurtalar ikram edilirdi. Her bir soğanlı yumurtayı tek tek tadan sultanlar, aşçıların ustalıklarını lezzet testine tabi tutardı. En beğenilen soğanlı yumurtanın aşçısı, ramazan ayı boyunca sultanın yemeklerini pişirmeye hak kazandırılarak ödüllendirilirdi. Bir Osmanlı Saray geleneği olan bu yemek, günümüzde de bir çok yerde iftar sofralarının olmazsa olmazları arasında yer almaktadır. Bereket ve huzur ayı Çocukluk yıllarında yaşanan ramazanlar, hemen hemen her yetişkinin içinde bir hasrettir. H. Nusret Zorlutuna’nın yıllar önce kaleme aldığı yazı, eski ramazanların güzelliğini bir defa daha gözler önüne seriyor. Ufacık bir çocukken; “Ramazan geliyor” denilince, evdeki mutlu değişikliği sezer, o telâşlı, heyecanlı havaya kendimi kaptırıverirdim. Evde bir temizlik, bir temizlik... Parlatılan gümüşler, aynalar, camlar, kapı tokmakları. Tekrar tekrar gıcır gıcır silinen tahtalar. Bir yandan da o kadar sevgi ile saygı ile, özel hazırlıklarla beklenen “Mübarek Ramazan”ı merak ederdim doğrusu. ... Bir iki yıl böyle geçti. Yaşım altıyı bulunca, bir ramazan gecesi birden bire kafamda bir şimşek çaktı sanki; O’na “Bereket ayı, huzur ayı” denmesinin sebeplerini de artık açık seçik anlamıştım. Rahmetli anacığımın, teravih namazından sonra, beni dizlerine oturtarak, o pek tatlı sesiyle yavaş yavaş anlattığı güzel gerçekler bende bu ani uyanıklığı meydana getirmişti. Sevinç içinde: - Anneciğim bende oruç tutacağım, demiştim. - Olur yarın tut, ama daha çok küçüksün, bütün ramazan oruç tutamazsın. Cevabını vermişti. Yardımlaşma örneği O gece kalkıp büyüklerle beraber sahur yemek pek hoşuma gitmişti. Ertesi gün akşama doğru, orucun o kutsal havasından duyduğum ilk büyük manevi haz, hâlâ bütün kutsallığı ile parıl parıl içimde yaşar. Etrafımdaki insanların yüzlerimdeki ilahi nuru da o gün ayan beyan görmüşümdür. “Bereket ayı” demişlerdi ona. Evet... Sanki yerden bereket fışkırıyor, gökten bereket yağıyordu. Ramazan başında arabalar dolusu gelen o çeşit çeşit ramazaniyelik erzak; bütün sene her mevsimin meyvelerinden yayılıp “ince kiler”in bembeyaz keten örtüler serili raflarda ramazan için ayrılan reçeller... Kavanozları içinde altına, zümrüde, yakuta benzettiğim parıl parıl kayısı, incir, vişne, kızılcık, gül reçelleri... Artık biliyordum: Bütün bu bol ve nefis yiyecekler bir evde yenilip tüketilmiyordu. Her konağın, her büyük evin kanatları altında bir iki küçük ev vardı ki, ramazan için hazırlanan erzakın bir kısmı, sessiz, sedasız, gizlice o evlere akıyordu. Ve bu mübarek ayda, her evden bereket, neşe taşıyordu. Hastalar, yaşlılar, yetimleriyle dullar, erkeksiz ya da az gelirli evler aynı gıdalarla doyup besleniyordu. İşte İslam’ın istediği müsavat. Dinimizin bize emrettiği eşitlik, en çok mübarek ayda kendini gösteriyordu. Bayramlıklar ihmal edilmezdi Küçük evlerin bayramlıkları da, ramazan ayı içinde büyük evlerde hazırlanır, gizlice bohça bohça yavru evlere gönderilirdi. Bu bohçalar içinde ihtiyar ninelerin baş örtülerinden, küçük torunların çoraplarına, pabuçlarına kadar bütün iç ve dış giyecekler bulunurdu. O zamanlar memlekette şimdiki gibi yüzlerce hayır cemiyeti, yüzlerce sosyal dernek yoktu. Amma dinimizin beş temel direğinden biri olan “Zekât” müessesesi vardı. Bir de mahalle teşkilatları vardı ki, yardım edenle, yardım edilenin adları, sanları, boy boy resimleri teşhir edilmezdi. Hastalara, ilaçları, öğrencilere kitapları defterleri, gelinlik kızlara çeyizleri derhal el altından yetiştirilir, el birliği ile yeni evlere her şeyi tamam, mükemmel bir evceğiz hazırlanıverirdi... Yitirdiğimiz güzel dini ve milli geleneğimiz arasında bana en çok acı vereni bu gizli mahalle teşkilâtımız olmuştur. Onu kaybetmiş olmanın ıstırabını hâlâ içimde taşırım... (Halide Nusret Zorlutuna) Yorulmayan seyyah İbn-i Batuta 7 Ümeyye Camisi Müslümanlar fetih sırasında Şam’a iki yönden girer. Ebu Ubeyde bin Cerrah mukavemetle karşılaşmaz ancak Rumlar Halid bin Velid’i çok zorlarlar. Ordunun iki kanadı şehrin en büyük kilisesinde buluşurlar. Hazreti Halid, girdiği tarafı mescid yapar, Hazret-i Ubeyde anlaşma gereği yerli halka bağışlar. Şimdi bir bina düşünün yarısını Müslümanlar, yarısını Hıristiyanlar kullansınlar... Bir yanda çan, öbür yanda ezan... Halife Velid kargaşayı bitirmek için binanın kalan kısmını satın almayı arzular, kilise yapsınlar diye yer de gösterir ama Rumlar anlaşmaya yanaşmazlar. Kilisenin camiye çevrilemeyeceğine, buna kalkışanın cinnet geçireceğine inanırlar. Velid “öyleyse bırakın bu yolda delireyim” deyip balyozu kapar. Müminler de onu takip eder binayı yıkarlar. Kimseye de bir şeycik olmaz. Abdülmelik bin Mervan camiyi silbaştan yaptırır. Bunun için İstanbul’dan (Kayser’in rızasıyla) 12 bin Rum usta getirir ve her istediklerini önlerine koyar. Camiyi fuseyfisa (mozayik) denilen renkli taşlarla donatır, Yahya Aleyhisselam’ın lahdi üzerine sanatlı bir türbe yaparlar. Yollar mescide çıkar Bilindiği üzere Hazret-i Yahya, Zekeriyya Aleyhisselam’ın oğlu olup annesi Elisa da (Elizabeth) İmrân’ın kızıdır. Hazret-i Yahya, İsa Aleyhisselam’ın geleceğini haber vermekle kalmaz, göke çıkarıldıktan sonra da “hakiki İncil”e uygun yaşar. Bu yüzden Yahudi hükümdarı Herod tarafından parçalanıp şehit edilir. Diğer azalarını bilmiyoruz ama mübarek başı Ümeyye Camisinde bulunmaktadır. Hıristiyanlar Müslümanların bu emaneti korumasına hem şaşar, hem de hoşnut olurlar. Mâlum biz Hazret-i İsa’nın sağ olduğuna inanırız, kıyamete doğru Ümeyye Camisinin minaresine inecek, evlenecek, çocukları olacaktır. Hazret-i Mehdi ile buluşup birlikte İslamı yayacaklardır. Kırk sene yaşadıktan sonra Medine-i Münevvere’de (Hücre-i saadette) toprağa bırakılacaktır. İbn-i Batuta’nın Şam-ı Şerif’de bulunduğu yıllarda Ümeyye Camisinin güçlü vakfiyeleri vardır, her yıl kasasına 25 bin altın akar. Yüze yakın müezzin vazife alır, 600 hafız kuran-ı kerim okur. Halk günü mescitte geçirir, haftada bir hatim indirmeye çalışırlar. Zikrler dualar... Ortada hoşça bir seda çınlar. Mescidin dört kapısında yüzer lüleli şadırvanlar şakırdar. Bu muhteşem camiye açılan yollar cıvıl cıvıl insan kaynar yol üstünde sarraflar, bezzazlar billurcular... Mesicidin doğu kapısı (Bâb-ı Ceyrûn) bir dehlizle büyük bir cenaha açılır. Burada kitapçılar kırtasiyeciler vardır. Adil kadılar gün boyu bekler, müracaat edenlerin nikahını kıyarlar. Kemerler, kabirler mescidler, meşhedler, apayrı bir dünya... Mermer direkler altında yer alan berrak havuzun içinde bacak kalınlığında bir boru (fevvare) görünür ve adam boyu su fışkırır. İbn-i Batuta bu arada İbn-i Teymiyye ile tanışır, lâkin hiç hoşlanmaz. Onu “ilim ve fen sahibi ise de akıldan nakıs” diye tanıtmaktan sakınmaz. İbni Teymiyye’nin söylediği şeyler şeriata uymaz ama dinletmekte zorlanmaz. Sorguya alınınca “la ilahe illallah” der başka şey konuşmaz. Mısır Melik’i Nasır, onu hapse attırırsa da, tevbe edince salar. Ama tevbesine uymaz. Bu kez yalvarıp ağlayan annesinin hatırına kurtulur ve gider Şam’ı mekân tutar. İbn-i Batuta, bir Cuma günü İbn-i Teymiyye’nin kürsüden “mahsurlu” şeyler söylediğine şahit olur. Nitekim Maliki alimlerinden İbn-i Zehra ikaz eder, halk üzerine yürür. İbn-i Teymiyye’nin başından imamesi düşer, ipek takkesi ortaya çıkar. Tekrar sorgu sual ve yine hapis hayatı başlar. ¥ Devamı yarın Kamboçya’da Ramazan Ülkenin en yoksul kesimini oluşturan Kamboçyalı Müslümanların yüzleri, ramazanla birlikte yardım kuruluşlarının bölgeye ulaştırdığı erzaklar sayesinde gülmeye başladı İSTANBUL- 11 Ayın Sultanı Ramazan’ın rahmeti ve bereketi sadece İslam ülkelerinde değil diğer ülkelerde de yaşanıyor. 14 milyon nüfuslu Güney Doğu Asya ülkesi Kamboçya’da nüfusunun yüzde 5’ini oluşturan yoksul Müslümanlar, Ramazan ayını en güzel şekilde idrak etmeye çalışıyor. Maddi imkânsızlıklar içinde hayatlarını sürdüren Kamboçyalı Müslümanların ramazanı buruk yaşamamaları için yardım kuruluşları harekete geçti. Türkiye’den de, İHH İnsani Yardım Vakfı, Kamboçyalı Müslümanlara yardım elini uzattı. İHH ekipleri, ülke genelinde, yaklaşık 4 bin kişiden oluşan 700 Müslüman aileye çeşitli gıda maddelerinden oluşan kumanya paketleri dağıttı. Kumanya dağıtımı esnasında Müslümanların devlet kademelerindeki önemli temsilciler de katıldı. 22 camide iftar yemeği Dini ve Kültürel İşler Bakan Yardımcısı Zekeriya Adem ve Sosyal İşler ve Gençlik Rehabilitasyon Bakan Yardımcısı Şem Şoka ile Kamboçya Müftü Yardımcısı Üstad Yusuf Said yardımların dağıtılmasını yerinde izledi. Ayrıca muhtelif alanlarda faaliyet gösteren Müslüman sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve civar camilerin imamları ile önde gelen kişiler de programda hazır bulundu. İHH ekipleri kumanya dağıtımının yanı sıra 22 camide yaklaşık 3 bin kişiye iftar yemeği verdi. Ayrıca Müslüman fakir köylerine gidilerek ev ziyaretleri gerçekleştirildi ve muhtaç durumdaki ailelere nakit yardımı yapıldı. Dağıtım esnasında yapılan törende konuşma yapan Zekeriya Adem; bu yardımların İslam kardeşliği açısından büyük bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak önümüzdeki yıllarda Türk kardeşlerimizle daha yakın ilişkiler içerisinde olmayı temenni etti. > İstihbarat Servisi Türkiye’ye dua ettiler Kendilerine binlerce kilometre uzakta bulunan Türkiye’den yardım getiren İHH ekibine yoğun bir sevginin gösterildiği dağıtım esnasında duygu dolu anlar yaşandı. Ayakta durmakta zorlanan ihtiyar kadın ve erkekler, yaşlı gözlerle Türkiyeli hayırseverlere dua ettiler. Çoğunluğu yetimlerden oluşan 400 çocuğa da çanta, kalem, on adet defter ve birer paket çikolatadan oluşan kırtasiye yardımı yapıldı. İFTAR LEZZETİ Etli çoban güveci Malzeme: * 5 adet toprak güveç * 1 kg kuzu but (kebaplık doğranmış) * 250 gr arpacık soğan * 2 adet domates * 5 adet tatlı sivri biber * 100 gr tereyağı * 1 diş sarımsak * Yarım tatlı kaşığı tuz * Yarım çay kaşığı karabiber * Yarım çay kaşığı kekik * 2 bardak et suyu Hazırlanışı: Yayvan bir tencereye etler konur ve suyunu salıp çekinceye kadar kavrulmaya başlanır. Tereyağı ve arpacık soğanlar ilave edilip 5-10 dakika daha kavrulur. Etlerin pişmesine yakın tuzu, sarımsağı ve karabiberi ilave edip üzerini örtecek kadar sıcak su konup tencerenin kapağı kapatılır. Bu arada, çekirdekleri temizlenmiş biberler ve elma dilimi doğranmış domatesler hazır edilir. Pişen etler güveçlere, suyu ile birlikte paylaştırılır. Üzerine kekik serpilip, domates ve biberler dizildikten sonra bir tepside önceden ısıtılmış fırına verilir. Domates ve biberler kızarınca servis yapılır. Yemek Zevki Dergisi’nin katkılarıyla...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103310
    % -1.48
  • 5.471
    % -0.15
  • 6.2116
    % -0.1
  • 7.2201
    % -0.63
  • 228.954
    % -0.48
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT