BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mum ışığından gün ışığına

Mum ışığından gün ışığına

Yokluk edebiyatı diye adlandırılan şey, aslında tam bir yokluk edebiyatıdır. Rakiplerinin “ağlama - acındırma - sızlanma - mızıldanma” gibi isimler koyduğu durumun taaa dibinden çıkıp gelmiştir G.Saray... Bunu kendi içindeki dinamikleri harekete geçirmek için kullanmış, doğru kullanmış ve başarmıştır. Oyuncuların “cebine” girmeye çalışan rakibine karşı, oyuncularının “kalbine” girmeyi başararak şampiyon olmuştur. “Ruh” denilen kavram, parasını verip köşedeki bakkaldan satın alınamadığı gibi, Avrupa’dan filan da getirtilemiyor.



Yokluk edebiyatı diye adlandırılan şey, aslında tam bir yokluk edebiyatıdır. Rakiplerinin “ağlama - acındırma - sızlanma - mızıldanma” gibi isimler koyduğu durumun taaa dibinden çıkıp gelmiştir G.Saray... Bunu kendi içindeki dinamikleri harekete geçirmek için kullanmış, doğru kullanmış ve başarmıştır. Oyuncuların “cebine” girmeye çalışan rakibine karşı, oyuncularının “kalbine” girmeyi başararak şampiyon olmuştur. “Ruh” denilen kavram, parasını verip köşedeki bakkaldan satın alınamadığı gibi, Avrupa’dan filan da getirtilemiyor. Bizler Akdenizliyiz... Duygularımızla yaşarız... Yüreğine giremediğiniz oyuncu “hızlı yürür.” Ya da “yavaş koşar.” Ama yüreğinde hissettiği duyguları kramponlarına döktürdüğünüz zaman, o da döktürür ve tekmeye kafa sokar. 6 maçını seyircisiz oynayıp, büyük maçların çoğuna tek yabancıyla çıkan, bazı kritik maçları hiç yabancısız oynayan G.Saray, ne zaman ki soyunma odasında maç konuşmasını kendi dilinden dinlemeye başladı; işte o zaman “yırttı.” Rakibi ise hocasının Portekizcesiyle “aslanlarım benim, yürüyün koçlarım, kim tutar sizi” dedi. Sonra Samet bunu Türkçe olarak Volkan, Gökhan ve Uğur’a çevirdi. Ardından bir başkası devreye girdi ve “ne diyor bizim hoca” bakışları atan Kezman’a anlattı. İspanyolca bilen bir başkası Lugano’ya çevirdi. İngilizcesi Colin Kazım’a aktarıldı. Veee büyü bozuldu... Bu bile bir nedendir topluca hareket edememek için... Motivasyon denilen ilacın idman kadar kudretli olduğu o mahrem ortamda birbirine bakan adamlar, demek ki biraz “boş” bakmışlar. Bir Hint atasözü şöyle der: “İneği bir kez ahırdan çıkarırsan, çeltik tarlasını çiğnemesini engelleyemezsin.” HOMOJENİTAL LEVİTRA İlaç prospektüsü gibi oldu ama kestirmeden anlatmanın yolu da bu... Çelikten, dişleri çok büyük, görkemli birkaç “çark” getirin. Bunları bir kayışa irtibatlayın. Basın düğmeye... Dönmez... Ihlaya tıhlaya döner ama tekler... Basit, hatta plastik bile olabilir, ama dişleri birbirine uyumlu çarkları doğru bir biçimde eşleyin, sonra da doğru kuvveti kullanın, bakın kayış nasıl dönüyor. Hem de hiç gıcırtısız... Yağlama işlemi de usta başına kalır. Yani hocaya. O doğru yağlayamıyorsa fabrikanın sahibi ustayı değiştirir ve makine düzenli olarak işler... İşte Kalli - Cevat takası ve Polat’ın yaptığı... Birbirini tamamlayan oyuncuların çoğunlukta olması “homojen” yapının sağlıklı bir biçimde kurulduğunu gösterdi bize. Ardından; rakibin sizi küçümsemesi ve hor görmesi, küllerinden doğabilmek yeteneği de “motivasyon” unsuru olarak doğru kullanıldı. Bu da gelmiş geçmiş en iyi performans arttırıcı olan levitra etkisi yaptı takımı. Zaten, malzemesi insan, hatta ve hatta malzemesi “erkek” olan bir gruba, takviye için daha başka bir şey düşünülemezdi İşte başarılan şeyin reçetesi... >> Nelere layık, ne kadar laik? Hakan Şükür’ün Sivas’ta attığı golün sonrasındaki görüntünün üzerine ben de küçük bir araştırma yaptım. Becerebildikleriyle “her şeye layık olan” bu muhteşem adamın, “şükür etme biçimi” nedeniyle sorgulanmasını da yadırgamadım değil hani... Vardığım sonuç şu oldu: Hakan Şükür “bir” kere yukarıya bakıp, ellerini açtı ve yüzünü sıvazladı. O da attığı kader golünün kendine nasip olmasından sonra. Aynı saatteki Gençlerbirliği maçında, başlarken, bittiğinde, ikinci yarının başında ve arkadaşının attığı golden sonra tam 7 kere “haç” çıkardı Alex... Deivid ile birlikte toplam 11 kez yaptılar bunu... 4 kez de “bel planı” ile görüntüdeyken hem de... 11’e 1... Tüm sezonu düşünürsek, “fark çok büyük.” Onlar yapınca “dini bütün, düzenli yaşayan ve alemci olmayı günâh sayan” çocuklar... Bizimki yapınca yobaz... Bundan böyle oyuna sonradan girerken bile “iki Kulhuvallahü bir Elham” okumazsa iki elim yakasında olur Hakan’ın... >> Onur Şahin Bu köşede genç meslektaşlarımdan söz ediyorum zaman zaman. Geçtiğimiz haftalarda Bülent Ülgen’i eleştirmiştim maç anlatımından dolayı ama dünyanın en zor programının ve en zor konuklarının “moderatörlüğünü” çok büyük bir başarıyla yaptığını da teslim etmeliyim. Tam bir ekran adamı oluyor. Benim, bu sezona ait “yıldızlarımdan” birisi de Lig TV’nin maç spikeri Onur Şahin oldu. Ancak; kupa finalinde, penaltılar Hint filmine döndüğünde, canlı canlı tarihi 1-1 biten maçın uzatmasında 17-16’lık (G.Saray-G.Birliği) kupa maçını belirtememesi bir şanssızlıktı. Belli ki, hazırlıksız yakalanmıştı. Bir maç spikeri her anlattığı maçta bir şeyler “biriktirir” ve bu son anlattığı maça kadar sürer. Demek ki, en basit maç için bile “sıkı bir ders çalışmak” gerekiyor. Sezonun kralı ise tek kelimeyle “belli” olmuştur: TV’de Melih Şendil... Radyo’da Yalçın Çetin... Lig TV ve TRT... >> POST-İT Beşiktaşlılardan bir mesaj aldım... “Bobo’nun yanına Bebe’yi alıyormuşuz. Arkalarına da Dortmund’da oynayan Dede’yi koyduk mu bu iş tamam. Kesin şampiyonuz,.. Bobo -Bebe - Dede...” >> S-ÖZ “Ne kadar yüksekten uçarsan, düştüğünde o kadar çok incinirsin...” Tek bayrakla iki kupa... Çek sarı-kırmızı bayrağı at turunu... İster Kayseri için, ister Cimbom için. Lig ve Kupa sarı-kırmızı da ondan... Aynı bayrakla da Süper Kupa’ya...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 98466
    % -0.17
  • 5.714
    % -1.25
  • 6.623
    % -1.19
  • 7.5476
    % -0.83
  • 225.606
    % -1.18
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT