BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rahat bir hayatları vardı...

Rahat bir hayatları vardı...

Doğan Serdaroğlu üzerinden damlayan suları eliyle silkeleyerek girdi içeriye.



Doğan Serdaroğlu üzerinden damlayan suları eliyle silkeleyerek girdi içeriye. - Oktay geldi mi? - Geldi Doğan, o da ıslanmış senin gibi. Duş alıyor yukarıda. Sıcak bir çorba yaptım hemen, içiniz ısınır içince... Yaşlı adam iri yarı vücudunu karısının uzattığı havluyla üstün körü bir şekilde kuruladı. Şakakları dökülmüştü. Bayağı topluydu. Perihan hanımın hep yakındığı şeydi bu konu. Sürekli kocasına müdahale eder onun çok yemek yemesini engellemek isterdi. Haksız da değildi. Doğan bey ipin ucunu kaçırıyordu hep. Bir oturduğu zaman neredeyse üç dört tabak yemeği hiç zorlanmadan silip süpürüyordu. Karısı ise müdahale ediyor: - Kendin doktorsun Doğan, insanlara ne yapıp ne yapmamaları gerektiğini sen söyleyecekken şu hale bak, diye sızlanıyordu... İki kere fenalaşmıştı son üç sene içinde yaşlı doktor. Kalbi sıkıştırmış, sonuncusunda bayağı korkutmuştu çevresindekileri. Hemen sınıf arkadaşları, meslektaşları tarafından kontrole alınmış, iki ay çok sıkı bir perhizle ancak toparlanabilmişti. Ama son günlerde yine boşlamış görünüyordu kendisini, perhiz falan düşünmüyordu. Doğan bey geniş alnını buruşturdu. - Fena yağıyor. İnsan anlamıyor ama bayağı etkili. Sabaha kadar yağsa bir yerleri su basar yine... Perihan hanım mırıldandı kocasının terliklerini uzatırken: - Allah fakire fukaraya, muhtaca yardım etsin... Doğan bey salona doğru yürüdü. Her gün eve aynı saatte gelirdi. Gelir gelmez yemeğe oturur, karnını doyurduktan sonra çayını içer, ayaklarını uzatıp televizyon karşısına geçip çok geçmeden oturduğu yerden uykuya dalardı. Yaklaşık on senedir küçük muayenehanesinde görev yapıyordu. O zamana kadar çeşitli hastahanelerde çalışmış, devlet hizmetinde uzun yıllar geçirmişti. Sonunda emekliliği gelince hastahaneden ayrılıp bir muayenehane açmıştı. İyi para kazanıyor, bayağı üstün bir seviyede hayatlarını sürdürüyorlardı. Perihan hanımın babadan kalan oldukça yüklü serveti de bu kazanca eklenince bayağı kalbur üstü bir hayatın fertleri oluveriyorlardı. Oturdukları evi yaklaşık yirmi sene önce almışlardı. O zaman İstanbul’da şimdiki gibi gökdelenler, sekizer, onar, on beşer katlı binalar yoktu. Zengin muhitlerde daha çok villa tipi iki katlı dubleks evler vardı. Erenköy, Caddebostan, Feneryolu, karşı tarafta Levent, etiler hep böyle villa tipi yapılarla doluydu. Zamanla birçok kişi bu tip evlerini müteahhitlere vermiş, arsasından faydalanarak kocaman evler yaptırmışlardı. Ama Doğan beylerin oturduğu sokakta bir kişi bile böyle bir girişimde bulunmamıştı. Bu nedenle sokak iki yanlı hep aynı tipte çift katlı evlerle doluydu. Bahçeler ise yemyeşildi. İçlerinde çeşitli meyve ağaçları, süs bitkileri doluydu. Evin içi ise oldukça kullanışlıydı. Alt katta mutfak, salon, bir veranda ve lavabo vardı. Hemen sokak kapısından girince karşıya gelen tarafta, salona girişin yanından tahta döner bir merdivenle çıkılıyordu yukarıya. Üç oda vardı yukarıda. İki de banyo. Bir tanesinde Doğan beyle Perihan hanım kalıyordu odaların. Biri de Oktay’a aitti. Diğer odayı ise Doğan bey çalışma odası olarak kullanıyor, özellikle tatil günlerinde oraya kapandı mı çıkmak bilmiyordu. Perihan hanımın en büyük şikayetlerinden biriydi o odanın temizliği. Her seferinde sesler yükselir, karşılıklı suçlamalar başlardı. Doğan bey kendine ait bir sistemle oldukça dağınık bir şekilde çalışıyor, karısı ise ailesinden gördüğü gibi neredeyse rahatsız edici bir titizlik göstererek kendi istediğince düzenlemek istiyordu etrafı. Sonunda anlaşmışlardı bir süre önce. Doğan bey çalışmalarını istediği gibi yapacak, Perihan hanım da o odayı yok farz edecekti. Odanın rutin temizliğini ise Doğan bey kendisi yapacak, eşi hiç karışmayacaktı. Yaşlı adam kahverengi gözlerini kısarak sofraya baktı. Gördüğü manzaradan memnun olmuştu: - Eline sağlık hanım, döktürmüşsün yine... Hale bak... - Az yiyeceksin Doğan, yine ipin ucu kaçtı haberin olsun. Bir kere ekmek yemek yok! İri yarı adam omuzlarının sarsarak güldü: - Tamam yahu, tamam, bir şey demedik. Gözümüzü doyurmakta mı yasak? Omuz silkti kısa boylu kadın. O sırada oda kapısı açıldı ve Oktay girdi. Gülerek babasını öptü. Sofraya oturdu hemen: - Kurt gibi acıktım anne. Hemen başlayalım ne olur... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT