BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İdare-i maslahat’ın zirvesi!

İdare-i maslahat’ın zirvesi!

Zirve “fare” doğurdu. Biliyorsunuz “fare” ürkekliğin, simgesidir...



Zirve “fare” doğurdu. Biliyorsunuz “fare” ürkekliğin, simgesidir... Zirvede üç koalisyon ortağının müştereken verdikleri karar, Avrupa Birliği’nden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden ve maalesef PKK’dan çekinildiği için alınmış bir karardır; iddia edildiği gibi “sağduyu” değil “uzlaşma” ve koalisyonu devam ettirmek kaygısı hakim olmuştur. Özeti, kısaca şudur: Türk Yargısı’nın binlerce kadın, çocuk asker polis ve korucunun kaatili Abdullah Öcalan’a verdiği idam cezası, AİHM’nin en az bir iki yıl sonra vereceği hükme kadar Başbakanlıkta rafta bekletilecektir. Kimseyi aldatmaya kalkmasın: Öcalan neticede idam edilmeyecektir. DOĞRU OLAN Akla, mantığa ve Türk hukukuna en uygun karar, idam dosyasının gereği yapılmak üzere, milli egemenliğimizin tek mercii olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevkedilmesi olacaktı. En azından, Meclis’te yapılacak gizli bir celseden sonra, TBMM hükümet tarafından ikna edilemezse, idam cezasını tasdik edecekti..AİHM Avrupalılar Türk Parlamentosu’nun çoğunlukla verdiği bir karara hangi hakla ve yüzle karşı çıkabilirdi? “Türk Millet Meclisinden üstün biz varız” diyebilirler mi idi? Ama belki bu konuda muhalefetin politika yapmasından çekinildi. Ancak bu konuda “politika” yapılması da iki taraflı bir ihtimal. Profesör Mümtaz Soysal, “infaz kararı öncesi ve sonrasıyla artık bir yargı kararı değil, sorumluluğunu parlamentonun taşıyacağı vicdani bir karar olacaktı” diyor ve dosyayı Meclis’e sevketmeyen hükümete soruyordu: “Meclis’ten güvenoyu alıp da Meclis’e güvenmeyen bir hükümet olur mu?” İDARE-İ MASLAHAT Kısacası, “İdare-i Maslahat” hakim oldu. Artık verilmiş kararın davası olmayacak. Ben şimdiye kadar bu konuda bütün söylenebilecek şeyleri söyledim. Bütün hukukî, akılcı ve duygusal iddialarıma karşı çıkanlar kazandılar! “Kazandılar” ama bu karar, kararın, neticelerinin, Türkiye’nin geleceğinin nasıl etkileneceğini tahmin edebiliyorlar mı? Tarihi vebalini taşıyabilecekler mi? MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli dün telefonda, hiç mecbur olmadığı halde, bu kararın birkaç gün evvel Osmaniye’de yaptığı konuşmaya ters düşmediğini söyledi. Doğrusu pek ikna olmadım. Muhtemelen zirvede Sayın Bahçeli ortaya konan bazı raporlar ve iddialarla devletin yüksek menfaatleri uğruna ve koalisyonun da devamı için halisane niyetlerle ikna olmuştur. Ama gerçek şu ki, büyük bir çoğunluk da, bu arada MHP tabanı, özellikle şehit yakınları ikna olmamışlardır. ÇELİŞKİLER-TUZAKLAR Kararın metni irdelendiğinde, bunun Ecevit’in kıvrak kalemine veya “daktilosuna” rağmen, bariz çelişkilerle ve uzun vadeli tuzaklarla dolu, amiyane tabiri ile “ne şiş yansın ne kebap” bir karar olduğu görülür. “Türkiye’nin de yargı yetkisini kabul etmiş olduğu AİHM’nin Türk yargısınca verilmiş kararları değiştirmesi hiçbir şekilde sözkonusu değildir” cümlesi bile çelişki içinde çelişki... AİHM’nin Türk mahkemelerinin kararını değiştirmek yetkisi yoksa, kararı neden, bir iki yıl beklenecek?.. Sırf “dostlar alışverişte görsünler” diye mi? AİHM Öcalan konusundaki idam kararını AİHM anlaşmasına aykırı bulur ve mahkemenin yeniden görülmesini ve hele Avrupa idam cezasını tanımadığını da belirtirse ne yapacağız? Haydi, bu karar tanınmaz ve Öcalan dosyası o zaman, yani ancak bir iki yıl sonra Meclis’e sevkedilirse, o zamanın havası ve şartları içinde, Meclis’ten Öcalan hakkındaki haklı hükmün infazı lehinde bir karar çıkabilecek midir? Kararda “Anayasamızdan ve uluslararası taahhütlerimizden kaynaklanan süreç tamamlandığında, dosya gereği için, ivedilikle TBMM’ye gönderilecek” deniyor. Pratik açıdan bakalım: “Hafızayı beşer nisyan ile malüldür” ve maalesef biz Türkler’in hafızası, zaman aşımı ile de, unutmaya ve bağışlamaya daha fazla malüldür. Hem, bu arada, Avrupa’nın ve entellerimizin baskısı ile o zamanki bir hükümet idam cezasını kaldırtırsa (Sayın Ecevit şimdiden gelecek için aksine bir teminat verebilir mi?) TBMM’nin cezayı tasdik etmesi ne işe yarar, ceza infaz edilir mi? Onun için bu kelime oyunlarından vazgeçilse de -çünkü kimse pek yutmuyor- şimdiden “Öcalan asılmayacak” dense ya! Anlaşılan zirve çok uzun ve çetin geçmiş Sayın Devlet Bahçeli’nin ikna edilmesi için bir formül bulunmuş: “Genel başkanların, hukuka saygı içinde aldıkları bu kararın terör örgütü ve yandaşı çevrelerce milleti ve devleti ile Türkiye’nin yüksek menfaatleri aleyhine kullanılmak istendiğinin değerlendirilmesi halinde, erteleme süreci kesilerek infaz sürecine geçilecektir” deniyor... Bazı köşe yazarlarımızın “efradını cami, ağyarını mani” diye yere göğe koyamadıkları Zirve kararına, Sayın Bahçeli’nin ileri sürdüğü endişeleri tatmin için konulduğu anlaşılan bu “koşul”un muğlak ifadesi tatbikatını güçleştirecek hatta imkansızlaştıracaktır. Aleyhimizdeki hareketleri PKK’nın mı yoksa taşeron bir örgütün mü, Öcalan’a karşı çıkan asi bir grubun mu yoksa mesela İBDA-C gibi tahrik emeli ile hareket eden bir örgütün mü yaptığı nasıl tespit edilecektir?.. Sonra Öcalan ve PKK herhalde idamdan kurtulmak için erteleme süreci içinde azami dikkati göstereceklerdir ve muhtemelen eylemleri taşeronlara yaptıracaklardır.. Bir ilke meselesi var, geçen akşam Profesör Ümit Özdağ’ın dediği gibi Öcalan’ı ve PKK’yı böylelikle muhatap kabul etmekte “Öcalan’ı rehin olarak kullanalım derken kendi geleceğini de rehin koymaktadır”... Biz Öcalan’ı kullanalım derken, Öcalan bizi kullanacaktır. COŞKU FURYASI Şimdi, bir coşku furyası yaşanacak... Yöneticiler, yere göğe konmayacaklar...ve Türkiye bu karardan sonra, Öcalan asılmadığı ve hak ettiği cezayı bulmadığı için, pupa yelken Avrupa’nın aydınlık, rant ve çıkar ufuklarına açılabilecek... Güya, terör hemen duracak... Avrupalı dostlarımız hükümete övgüler yağdıracaklar, Öcalan hücresinden sevinç çığlıkları atarak, etrafa tebrikler gönderecek.. Siyasi çözümle, “Kürt-Türk Demokratik Cumhuriyetini” gerçekleştirmek için bir Mandela olmaya soyunacak. Ama dirisi de, etkili bir tehlike olmaya devam edecek... Evet, artık Avrupa’ya bir adım daha attık diye bayram edelim ama bekleyelim, daha neler, neler olacak! Nihayet ortada bir gerçek var. Cumhurbaşkanımız provokasyonlara karşı haklı olarak ihtarda bulunuyor. İçleri acılı insanların herşeye rağmen tahriklere kapılmamalarını ve yakınlarının uğruna öldükleri, uzuvlarını kaybettikleri Devlete karşı gelmemelerini ben de tavsiye ederim, ancak provokasyon iki taraflı da olur; şehit yakınlarını küçümsemek de bir yerde provokasyondur! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “En az Kürdistan’daki nüfus kadar, belki onlardan da fazla bir Kürt nüfus Türkiye metropollerine yayılmış durumda... Doğum oranı çok yüksek... Bu politikayı devlet Kürtler’i asimile etmek için yaptıysa, bu tersine tepecek.. Ektiği tohumları çok kötü biçecek.. Edirne’den Kars’a kadar dinamit gibi Kürtler var, bu nüfus tatmin edilmemiş, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yok... Korkusuz tahrip malzemesi durumundadır.. Abdullah Öcalan 11 Ocak 1991’de Yeni Asır’da yayınlanan bir söyleşiden -Alıntım Aralık 1999’da basılan “Onbinler Ölmesin” adlı kitaptan (Aram Yayınları)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT