BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Sevgi denilen şey bir dağın tepesinde, ulaşılmaz bir kır çiçeğiymiş. Sevgi denilen şey kalbin bir köşesinde, kanayan yara...



Sevgi denilen şey Sevgi denilen şey bir dağın tepesinde, ulaşılmaz bir kır çiçeğiymiş. Sevgi denilen şey kalbin bir köşesinde, kanayan yara... Sevgi denilen şey elini uzatınca dokunacakmış gibi yakınmış. Sevgi denilen şey ufuktaki bir gemi kadar uzakmış. Limana belki uğrar belki uğramazmış. Sevgi denilen şey bazen bir gül gibi açar, bazen de bir sonbahar yaprağı gibi solarmış... Sevgi denilen şey bazen bir ilaç kadar acı, bazen de bir su kadar ferahlatıcıymış. Bazıları güldürür, bazıları ağlatırmış; bazılarına acı çektirir, bazılarına da mutluluk verirmiş. Sevgi denilen şey öyle bir şeymiş işte; öyle bir şey... Kimilerine göre var, kimilerine göre yokmuş Ama gerçek olan sevginin gizli gücüymüş... Elif DURMUŞ/ TRABZON Gurbet, hasret ve esaret Ses benzerliği dışındaki yakınlıklar, ancak kişilerin iç dünyalarına göre belirlenebilecek bu üç kelimenin ilk ikisindeki yakınlığı pek zor değil. Ancak, esaretin bu ikisinin yanındaki yeri, kişilerin içlerinde bulundukları dünya ile çok yakından bağlantılı. Yani izafî bir kavramdır. Gurbet dedim. Çünkü, iki sevdiğimden ayrıyım, ailem ve öğrencilerim. Hasret dedim. Çünkü, iki sevgiliye de hasretim. Esaret dedim. Çünkü, hürriyete aşığım. Bu kelimeyi anlamak, hürriyeti ciğerlerinde bir temiz hava gibi hessetmedikçe mümkün değildir. Bu, balığın sudan çıktığında suyun kıymetini anlamasına benzer. Ne güzel söylemiş şair, “Ne efsunkâr imişsin ey didâr-ı hürriyet”. Hürriyet, üzerine kitaplar yazılacak kelime. Ama şunu bilsek yeter. O esrarlıdır, o güzeldir, onun yüzünü görmek, onun görüntüsünü hissetmek bile sonsuz lezzetler verir insana. Hürriyet, kıymeti mutlaka idrak edilmeli. Yaşadığımız günün kıymeti de mutlaka idrak edilmeli. İçinde bulunduğumuz ortamın, nimetler içinde yüzdüğümüzün mutlaka farkına varmalıyız. Beraber olmanın kıymeti bilindikçe anlaşılır ayrılık. Ayrılık hasrettir, ayrılık özlemek, ayrılık acıdır. Sevdiklerinden ayrılmak, sevdiklerinle konuşmamak, onları görememek, duyulan özlemi gideremeyiş esarettir. AYRILIK HASRETTİR Özgür dünyayla arandaki tel örgü arkasına bakıp uzun uzun dalmaktır. Özgürlükten ayrılık: Hürriyete aşık olmak, onun tadını her hücrede hissedebilmektir. Herhangi bir suçun yoktur, ama dört duvar arasına girip bir hapishane hayatını modern bir şekilde yaşamak, bırakın saatleri, dakikaların bile zaman denen dağı kazıya kazıya aşındırmaya çalıştığı sıralarda, güneşin bir türlü batmayışını seyretmektir. Burada hür dünyanın iki güzel kelimesine yüklenen anlamlar zaten yeterli ipuçlarını vermektedir size. Eğer yeni gelmişseniz buraya, şafak karanlık, mehtap görünmüyordur. Oysa ne güzeldir şafak ve mehtap... Elbiseler hiç rahat değil be çocuklar, suyun tadı başka mı ne, hava bir başka mı soğuk, güneş başka mı doğuyor, insanlar başka mı gülüyor? Yoksa bana mı öyle geliyor? Hürriyete tutkundum, şimdi karasevdalıyım. Tadına varamadığım uykumu bir şekilde tuatlandırmaya çalışmak, sağda solda. Sırtüstü rahatça uzanmamak zor. Geçmiyor günler be çocuklar. Oysa kendimi her ortama çok çabuk uyum sağlayan biri olarak bilirdim. Meğer hürriyetmiş beni her yere uyduran. Bağrışmalarını duyduğum çocukların oynayışlarını seyretmek üzere duvara yaklaşsam, çok iyi biliyorum ki, hergün biraz daha sevimsizleşen bir ses duyacak ve tek kelime edemeden, çocuklara olan özlemi dile getirmeden ellerim yanda, boynum bükük uzaklaşacağım oradan. Çocuklara özlemi kimse anlatabilir mi burada? Bir zamanlar sizinle yüz yüze, kelimelerinizi canlı canlı duyup, gülüşlerinizi ciğerlerime yüksek dağların zirvelerinden gelen kardelen saflığı ve temizliğinde derin derin soluyuşuma karşılık, şimdi sizden gelen bir mektubu okumak, bir telefon konuşmasında sesinizi duymak, bir şekilde bana gelen haberlerinizi, büyük bir deniz olarak düşündüğüm engin sularda büyütüyor, büyütüyorum. Burada her şey çok güzel desem garip gelebilir size. Peki güzel olmayan nedir? Bu yakınmalar ne diye bir soru gelebilir aklınıza. Şudur söyleyebileceğim: Buradaki fiillerin hiç birinde duygu yok. Belki yapılanlar normal yaşantının pek dışında değil. Ama her şeyin bir robot ritmiyle yapılması bu farkı doğuruyor.. Paylaşmanın tadına varın çocuklar. İleriki hayatınızda en çok ihtiyacınız bu olacak. Bir atasözü der ki, “İki kişi ellerindeki yumurtaları değişseler her ikisinin de elinde yine bir yumurta olur. Aynı iki kişi bilgilerini değişseler her ikisinin de iki bilgisi olur.” Bilgilerinizi değiştirin çocuklar, sevgi ve saygılarınızı değiştirin; sevgi ve saygınızı değiştirin. Güzel olan herşeyi değiştirin... Burada her geçen gün, başlangıcındaki sıkıntılardan bir şeyler eksiltirken, en olumsuz şartlara alışmada, insanın gücünü ortaya koyuyor. Ancak bu sıkıntıların unutulması ister istemez ileride unutulmaması gereken birçok güzelliğinde unutulması tehlikesini ortaya çıkarıyor. Unutmamayı öğrenmek, unutamadığını bilmek ve unutulmayanlardan olabilmek ne güzel. Bir de, mutluyum. Çünkü yarın benim için çok güzel anlamlar taşıyor. “Yarın” görüşebilmek ümidiyle... Ahmet CESUR / SAKARYA Gönül sohbetleri İlham misafirim aniden geldi Selamla, kelamsız bir şeyler dedi Hem nasihat etti, hem de söyledi Sevdiğin nesneyi zikreyle dedi Bereketli aşın hiç tükenmesin İnan arkadaşlar hepisi gelsin Dur kapıda sakın nefis girmesin Ayrılma zikirden birlik ol dedi Kalp evim hak misafir konuşur Zikri muhafız et düşman yanaşır Hep konuklar bu gönülde buluşur Her an seni böyle isterim dedi Cömert ol, kini senden yok eyle Kalple gönül arasını yol eyle Şer bela ne gelse her dem sabreyle Yoksa felakete gidersin dedi Bu demde bu kadar yeter diyeli Bu hakikat meyvesinden yiyeli Aşık Süleyman’a tembih edeli Sana verilene sahip ol dedi. Süleyman KILDIR/ İSTANBUL Olur mu? Sevgide ar olur mu Gülsüz bahar olur mu Gönülden özge yerde Aşka pınar olur mu? Akıp aşkın pınarı Yağmur suyundan arı Yunmadıkça yad varı Gönülden yâr olur mu? Geç varlıktan Hakk’a er Gir sen de bir gönle gir Gönül Allah evidir Başka bir var olur mu? Mustafa AYRANCIOĞLU Halimiz Elleri nasır olmuş, yatağı hasır olmuş Sabah akşam tarlada günleri asır olmuş Irgatlık ede ede adeta esir olmuş Her günü perişan, her günü yaslı Kim diye sorduğunuz gariban bir Sivaslı. Bağırır, çağırır duyulmaz onun sesi Çalışır, didinir yarım kalır nefesi Ayak yalın, karın aç çile koka nefesi Her günü perişan, her günü yaslı Kim diye sorduğunuz gariban bir Sivaslı... İsmail MALATYA/ KOCAELİ Bir yalnızlık türküsü Güneşin doğuşunu beklemeden Karanlığa gömmüşüm kendimi Ve bu yerleri terkedip giderken Bütün kuşlar ağlamış bana Bütün çocuklar gözyaşı dökmüş... Umutlar yetim, Güller boynu bükük Öksüz kalmış sevdalarımız. Ben, sabahı olmayan bir gecede Yürürken ağlayan caddelerde Bir yalnızlık türküsüdür şimdi Dolanır dilime... Burhan USTALAR/ ADANA Dokunmak istersen Dokunmak istersen sevgiye eğer Ellerini kullan gönlünde duran Hissedebilirsin verirsen değer Yumruğunu, onun kalbinde vuran. Yandığında başlar yakarışların Değerleniverir geçen kışların Hızlanmaya başlar kalp atışların İşte bu anlarda odur kuduran... Cihangir DOĞAN/ ANKARA
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99504
    % -0.33
  • 5.6395
    % -1.83
  • 6.3845
    % -1.52
  • 7.474
    % -1.46
  • 239.536
    % -1.56
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT