BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Global kapitalizmin sonu mu?

Global kapitalizmin sonu mu?

1989’da “Berlin Duvarı” yıkılınca “Demir Perde” ülkeleri dağıldı. Bu dağılmayla birlikte dünya hem siyasî, hem iktisadî ve hem de sosyolojik bir değişim içine girdi. Globalleşme adı verilen bu değişim stratejilerin değişimine de neden oldu.



1989’da “Berlin Duvarı” yıkılınca “Demir Perde” ülkeleri dağıldı. Bu dağılmayla birlikte dünya hem siyasî, hem iktisadî ve hem de sosyolojik bir değişim içine girdi. Globalleşme adı verilen bu değişim stratejilerin değişimine de neden oldu. O tarihe kadar kendi kabukları içinde yaşayan ve kapitalist ülkelerdeki ekonomik aktiviteleri istihza ile seyreden “Demir Perde” ülkeleri, değişime apansız yakalanmanın sancısını çektiler bir müddet. Önceleri tek bir hedefe odaklanmışlardı çünkü: Varsa yoksa savunma sanayi. Duvarlar yıkılınca siyasî otoritenin sırları döküldü ve halk içinde bulunduğu durumu sorgulamaya başladı. Daha doğrusu, kapitalizmin baş döndürücü cazibesine kapıldı. Amerika ve Avrupa dünyanın dört bir bucağındaki ham madde ve enerji kaynaklarını kullanıp refahı yakalamışlardı. Sanayisi bulunmayan, bulunanı da oldukça ilkel olan Rusya, Çin, Hindistan ve hatta Afrika gibi ülke halkı çekilen perdenin arkasındaki refahı gördü. Onlar da heveslendi tabii sanayici olmaya. Geri kalmış ülkeler de artık üretim diyordu. Üretmek ve elde ettikleri katma değerle refah seviyelerini yükseltmek istiyorlardı. Öyle de yaptılar. Kendilerinin sahip olduğu ham madde ve ucuz işçiliğin kapitalist ülkelerin sermayesi ile buluşmasına müsaade ettiler ve yatırım patlaması yaşandı kendi topraklarında. Çin her sene 100 milyar dolar doğrudan yatırım alıyor. Rekor bir gelişme bu. 1990 sonrası dönem kalkınmış ülkelerle, geri kalmış ülkelerin sahip oldukları değerleri takas etmeye başladıkları bir dönem oldu. Bu pazarın adı malum “Global Pazar.” Sistemin adı da “Global ekonomi.” Kalkınmış ülkelerin refah seviyeleri artmıştı artmasına ama nüfusları yaşlanmış ve ellerindeki ham madde bitme noktasına gelmişti. Sosyalist ülkeler ise sanayileri olmadığı için ham maddelerini korumuşlardı. Fakat, onların da insanları aç ve sefildi. Adına globalleşme denilen bu oyun, Batının parası; Doğunun ise ucuz işçilik ve ham maddesi üzerine kurulmuş bir kurallar zinciri idi. Kuralları gayet tabii ki Batılı koydu. Ucuz işçilik ve ham maddeyi alıp bunun karşılığında da Doğuya iş ve sanayi makinesi verecekti. Eh, öyle de oldu; 10-15 sene gitti bu durum. Çin her şeyi üreten bir ülke oldu. Hindistan da öyle. Rusya ticaret fazlası veren bir konuma geçti. Fakat, Batı henüz hedefine ulaşmış değil. Enerji kaynaklarını kontrolü altına alamadı çünkü. Rusya, Çin, Hindistan, İran ve Irak kaynaklarını Batıya kullandırmamak için direniyor. Şimdilerde yaşanan kavga bu aslında. Türkiye ne Demir Perde ülkesi ne de Kapitalist. İkisinin ortasında öyle veya böyle geçinip giderek geldi bugünlere. De... şimdi durum kritik. İlla birinden yana tavır koyması lazım. İşin zor yanı bu işte! Temel Kotil’in dikkatine 14 Ekim 2008 Salı günü Türk Hava Yolları’nın TK0454 sefer sayılı uçağı ile Adana’ya seyahat ettim. Ne seyahatti ama!.. Bin pişman oldum. THY’nin güzel bir uygulaması var. Oldukça modern bir uygulama bu. Uçuş saatine 24 saat kala internete girip online işlemle ‘check-in’ yapabiliyorsunuz. Yerinizi ayırtıp uçuş biletinizi alabiliyorsunuz yani. Ben de öyle yaptım. 4D numaralı koltuğu ayırdım. Elektronik uçuş kartımdan bir de çıkış aldım ve elimi kolumu sallaya sallaya polis kontrolünden geçip uçağa bindim. Her şey yolundaydı. Ta ki, hostesin tepeme dikilmesine kadar. “Biletinize bakabilir miyim?” Buyurun bakın. Baktılar da. Az sonra bir kişi daha dikildi başıma. “Burası benim yerim!” Hayır, benim!.. Koltuk o zatın çıktı. Görevli öyle söyledi çünkü. Beynimden vurulmuşa döndüm tabii. Nasıl olur, burası benim. İnternetten aldım, dediysem de para etmedi. 7’nci sıraya yönlendirdiler beni. Kanıma dokundu ama orada kavga edecek halim yoktu. Çaresiz gidip oturdum. Oturmasına oturdum ama canım sıkıldı. Kimyam bozuldu. Koca bir gün atamadım üzerimden o hadisenin stresini. Olayın esası şu: İç hatlarda bazen hiç ‘business class’ koymazlar. Bazen de bir iki sırayla sınırlı tutarlar. Benim web sitesine girdiğim esnada Üç sıra ‘business class’tı. Demek ki sonradan hatırlı birileri girdi devreye, yahut da 3 kuruş farka tamah edip ona da sattılar 4D numaralı koltuğu. Hem de ‘business class’ olarak. ‘Business class’ bilet ‘economy class’ın iki katı fiyatla satılıyor. Sırayı ‘business’ yapmanın hiçbir zorluğu yok. Sadece, perdeyi bir sonraki sıraya kaydıracaksın o kadar! Hasılı benim asabım bozuldu. Yanıma kâr kaldı. Hakeza pilot. Adı üstünde pilot. Koskoca uçağı yöneten o. Onun da canı sıkıldı. Ve tabii hostesler. Bir de yolcular var. Olay onların gözü önünde cereyan etti. Yani demek istiyorum ki, bir veya iki kişinin gönlünü hoş edeyim derken, 150 kişinin huzurunu bozdu THY. Böyle bir sorumsuzluk olabilir mi? Sonradan öğrendim, sık sık oluyormuş bu tip uygulamalar. THY’ye hiç yakışmayan bir davranış bu. THY Genel Müdürü Temel Kotil’in bu duruma derhal müdahale etmesi ve görevini suistimal eden yer hizmetleri elemanlarını cezalandırması gerekiyor. Yoksa, THY prestij kaybeder ki, bir hava yolu yolcu taşıma şirketi için çok önemlidir müşteri memnuniyeti!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT