BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kendini başkasının yerine koyan kurtulur!

Kendini başkasının yerine koyan kurtulur!

Ken­di­ne na­sıl mu­a­me­le e­dil­me­si­ni is­ti­yor­san, in­san­la­ra öy­le mu­a­me­le et! Çün­kü sen böy­le ya­par­san, a­da­le­ti ve in­san­lı­ğın i­ca­bı­nı ye­ri­ne ge­tir­miş o­lur­sun. Şu­nu i­yi bil ki, se­nin mülk ve dev­le­tin, Al­la­hın mül­kü­dür...



Her­ke­sin mi­za­cın­da, emir ver­me, baş­ka­la­rı­nı ken­di­ne ta­bi kıl­ma ya­ni, emir­lik, re­is­lik, yö­ne­ti­ci­lik et­me ar­zu­su var­dır. Ma­dem­ki bu huy mi­za­cı­mız­da var, o za­man bu­nu ha­yır­lı, fay­da­lı bir şe­kil­de ya­ni sırf nef­si tat­min için de­ğil, in­san­la­ra fay­da­lı ol­ma yo­lun­da kul­lan­mak ge­re­kir. Bu­nun için de, yö­ne­ti­ci­li­ğin ne ol­du­ğu­nu, baş­ka­la­rı­na na­sıl dav­ra­nı­la­ca­ğı­nı bil­me­miz la­zım. Bu ko­nu­da, bir­çok İs­lam bü­yü­ğü­nün na­si­hat­le­ri ol­muş­tur. Bun­lar­dan bi­ri de Sey­yid Ah­med Rı­fa­i haz­ret­le­ri­dir. Ab­ba­sî ha­li­fe­si Ebu Ah­med Müs­ten­cid Bil­lah, Sey­yid Ah­med Rı­fa­î haz­ret­le­ri­ne mek­tup ya­zıp na­si­hat is­te­di. Sey­yid Ah­med Rı­fa­î, mek­tu­bu oku­duk­tan son­ra bu­yur­du ki: - Ne di­ye­yim! Eğer na­si­ha­te gü­cüm yet­mez de­sem, ri­ya olur. Eğer gü­cüm ye­ter de­sem, hoş bir şey ol­maz. Lâ hav­le ve­lâ kuv­ve­te il­lâ bil­lâ­hil aliy­yil-azîm.” NA­Sİ­HA­TİN İKİ ŞAR­TI Son­ra kâ­ğıt is­te­di. Şöy­le yaz­dır­dı: “Pey­gam­ber efen­di­miz, (Din na­si­hat­tir, din na­si­hat­tir, din na­si­hat­tir) bu­yur­du. Eğer bu ha­dis-i şe­rif ol­ma­say­dı, sa­na bu na­si­ha­ti yap­maz­dım. Çün­kü, in­san­la­ra na­si­hat için iki şart la­zım­dır: 1- Na­si­hat ede­nin ih­las­lı ol­ma­sı. 2- Amel et­mek şar­tıy­la, din kar­de­şi­nin yap­tı­ğı na­si­ha­ti ka­bul et­me­si. Ey mü­min­le­rin emî­ri! Re­su­lul­la­hın sün­ne­ti­ne ta­bi ol­mak su­re­tiy­le, Al­la­hü te­âlâ­nın emir­le­ri­ni nef­sin­de, ai­len­de ya­şar ve Al­la­hın emir­le­ri­ne say­gı gös­te­rir­sen, in­san­lar da sa­na ve me­mur­la­rı­na say­gı gös­te­rir­ler. Ey mü­min­le­rin emî­ri! Müs­lü­man­la­rın ma­lı­nı, ca­nı­nı ve mem­le­ket­le­ri­ni mu­ha­fa­za et! Her işin­de Al­lah­tan kork! Her hâ­lin­de Re­su­lul­la­hın em­ri­ne uy! O za­man sen, Al­la­hü te­âlâ­nın hi­ma­ye­sin­de, Re­su­lul­la­hın göl­ge­sin­de olur, sö­zü ge­çer­li bi­ri olur­sun. Al­la­hü te­âlâ­nın me­lek­ler­den olan or­du­la­rı ile, dai­ma yar­dım olu­nur­sun. Ey mü­min­le­rin emî­ri! Bu dün­ya­da, yi­ye­cek, içe­cek ve gi­ye­cek şey­ler­den sa­na her ge­le­ne dik­kat et! İn­san­la­ra zul­met­mek­ten sa­kın! Şey­tan se­ni al­da­tıp zul­me yö­nelt­ti­ği za­man, nef­si­ne şöy­le sor: ‘Şa­yet zul­me­di­len, hap­se­di­len, kah­re­di­len, if­ti­ra edi­len sen ol­say­dın, ken­din için sul­tan­dan ne is­ter­din?’ Ken­di­ne na­sıl mu­ame­le edil­me­si­ni is­ti­yor­san, in­san­la­ra öy­le mu­ame­le et! Çün­kü sen böy­le ya­par­san, ada­le­ti ve in­san­lı­ğın ica­bı­nı ye­ri­ne ge­tir­miş olur­sun. Şu­nu iyi bil ki, se­nin mülk ve dev­le­tin, Al­la­hın mül­kü­dür. Ey mü­min­le­rin emî­ri! Se­nin dün­ya­da na­si­bin; se­ni göl­ge­le­ye­cek mik­tar­da göl­ge, se­ni ör­te­cek ka­dar el­bi­se, se­ni do­yu­ra­cak ka­dar yi­ye­cek, mal­la­rın­dan sa­na ait olan mik­tar­dır. Sen, Al­la­hü te­âlâ­nın emir­le­ri­ne ria­yet et­mek su­re­tiy­le, Ona kar­şı olan ede­bi gö­ze­tir­sen, Al­la­hü te­âlâ­nın lü­tuf ve ih­san­la­rı­na ka­vu­şur­sun. Al­la­hü te­âlâ­nın em­ri­ne uy­maz, mah­luk­la­rı­na za­rar ve­rir­sen, za­lim olur­sun. HÜ­KÜM­DA­RIN OR­DU­SU ADA­LE­Tİ­DİR Ey mü­min­le­rin emî­ri! Şu­nu iyi bil ki, hü­küm­dar­la­rın or­du­su, ada­let­tir. Bek­çi­le­ri, yap­tık­la­rı iş­ler­dir. Hâl­le­ri­ni bil­di­ren def­ter­le­ri ise, em­ri al­tın­da ça­lı­şan­lar ve ar­ka­daş­la­rı­dır. Bu def­ter­ler, hal­kın gö­zü önün­de­dir. Onun için bu def­ter­le­ri ıs­lah et, mu­ha­fa­za­sı­nı sağ­lam yap, or­du­nu kuv­vet­len­dir. Akıl­lı ve din­dar kim­se­ler­le be­ra­ber ol! Ka­tı kalb­li, za­lim ve da­la­let­te olan kim­se­ler­den uzak dur! Çün­kü böy­le kim­se­ler, se­nin düş­man­la­rın­dır. İş­le­ri­ni, ka­dın­la­rın, genç­le­rin ve mü­rüv­vet­siz kim­se­le­rin eli­ne ve­rip, on­la­rın oyun­ca­ğı hâ­li­ne ge­tir­me! Çün­kü on­lar iş­le­ri ka­rış­tı­rır, kö­tü bir şe­kil­de so­nuç­lan­ma­sı­na se­bep olur­lar. Kız­dı­ğın za­man af­fa sa­rıl! Çün­kü af­fet­mek su­re­tiy­le ya­pa­ca­ğın ha­ta, ce­za ver­mek su­re­tiy­le ya­pa­ca­ğın ha­ta­dan da­ha iyi­dir. İş­le­rin­de, din­dar, hik­met eh­li, din gay­re­ti bu­lu­nan kim­se­le­ri seç! On­lar ara­sın­dan da, ta­bi­at ba­kı­mın­dan gü­zel, akıl ba­kı­mın­dan ol­gun, gö­rü­şü ve ko­nuş­ma­sı iyi, de­li­li sağ­lam olan­la­rı­nı seç! Di­ni en iyi bi­len kim­se­le­ri seç! Ada­let hu­su­sun­da, iyi ve­ya kö­tü, mü­min ve­ya kâ­fir, her­ke­se eşit mu­ame­le et! Di­nin ve âlim­le­rin hak­kı­nı gö­zet! Ve­fat edip Rab­bi­ne ka­vuş­tu­ğun za­man, akı­be­ti­nin iyi ol­ma­sı­na ve­si­le ola­cak iş­le­ri yap!”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT