BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yuvasız çocuk kalmasın

Yuvasız çocuk kalmasın

En bü­yük is­te­ğim, bütün mağ­dur ço­cuk­la­rı­mı­zın a­i­le sı­cak­lı­ğı i­le bü­yü­ye­bi­le­cek­le­ri bir yu­va­la­rının olması. Bu se­bep­le a­i­le­ye dö­nüş p­ro­je­si baş­lat­tık. 5500’e ya­kın ço­cuk ken­di a­i­le­si­nin ya­nı­na dön­dü.



PAZAR KAHVESİ Betül Altınbaşak betul.altinbasak@tg.com.tr ONU EN ÇOK CEM YILMAZ GÜLDÜRÜYOR Cem Yıl­maz’a a­i­le­ce çok gü­lü­yo­ruz. O­nun es- p­ri­le­ri­ni yap­mak­tan da hoş­la­nı­yo­ruz. Ye­ni ça­lış­ma­la­rı­nı sa­bır­sız­lık­la bek­li­yo­ruz. Sunuş Sı­cak bir yu­va­ya has­ret mi­ni­cik yav­ru­la­rı, yal­nız yaş­lı­la­rı ne za­man dü­şün­sek i­çi­miz bur­ku­lur. Bir şey­ler yap­mak is­te­riz a­ma çok za­man gün­lük te­laş­la­rı­mı­zın i­çin­de u­nu­tu­ruz. Oy­sa i­çi­miz­den genç bir ha­nım her sa­bah, “bu in­san­lar i­çin da­ha faz­la ne­ler ya­pı­la­bi­lir” di­ye u­ya­nı­yor. Yap­tı­ğı iş­te e­leş­ti­ri de var, öv­gü de. A­ma o yap­tı­ğı i­şi çok se­vi­yor. Ma­ka­mı­nı, in­san­la­ra u­laş­ma­nın bir a­ra­cı o­la­rak gö­rü­yor. Her za­man şık ve za­rif. Gül­me­yi se­vi­yor. En çok da Cem Yıl­maz’a gü­lü­yor. Ba­lık ye­me­yi se­vi­yor a­ma do­ku­na­ma­dı­ğı i­çin pi­şi­re­mi­yor. Ki­tap kur­du. ­Pa­zar Kah­ve­mi­zin ko­nu­ğu, Ka­dın ve A­i­le­den So­rum­lu Dev­let Ba­ka­nı­mız Sa­yın Ni­met Çu­buk­çu. Ken­di­siy­le Çı­ra­ğan Sa­ra­yın­da si­ya­si ha­ya­tı, p­ro­je­le­ri ve ö­zel ha­ya­tı i­le il­gi­li sa­mi­mi bir rö­por­taj yap­tık. Soh­be­ti­mi­ze “si­ya­se­te na­sıl gir­di­niz” so­ru­su ile baş­la­ya­bi­lir mi­yiz? Ta­bi­i. Top­lu­ma ve so­run­la­rı­na du­yar­lı, ül­ke ve dün­ya me­se­le­le­ri­nin ko­nu­şul­du­ğu bir ai­le­de bü­yü­düm. Ben de, her za­man ül­ke­de ya­şa­nan tüm so­run­la­rın en doğ­ru çö­züm ye­ri­nin si­ya­set ol­du­ğu­nu dü­şün­mü­şüm­dür. AK Par­ti’nin ku­rul­du­ğu dö­nem, si­ya­se­tin bir çö­züm me­ka­niz­ma­sı ol­mak­tan çık­ma­sı ile ya­şa­nan kar­ma­şa­ya rast­lar. AK Par­ti mil­le­tin doğ­ru­dan se­si ve ira­de­si ola­rak or­ta­ya çık­tı. Do­la­yı­sıy­la ben­de ül­ke so­run­la­rı­nın çö­züm ye­ri si­ya­set ise bu­nun en doğ­ru ya­pı­la­ca­ğı ye­rin AK Par­ti ol­du­ğu­na da­ir bir ka­na­at ge­liş­ti. Bu­nun­la bir­lik­te, si­ya­se­tin ha­li ve mev­cut par­ti­ler­de bu ça­ba­nı­za bir kar­şı­lık al­ma şan­sı­nı­zın dü­şük ol­ma­sı, si­ya­se­ti bir çö­züm ye­ri ola­rak dü­şün­sem de be­ni ak­tif si­ya­se­tin için­de ol­mak­tan uzak tu­tu­yor­du. Ak­tif si­ya­se­ti dü­şün­mez­ken par­ti ku­ru­cu­la­rın­dan ol­du­nuz! Evet, Par­ti­nin ku­ru­luş saf­ha­sın­da her­kes gi­bi ben de AK Par­ti­nin si­ya­si bir çö­züm me­ka­niz­ma­sı ola­rak or­ta­ya çı­ka­cak ol­ma­sı­nın he­ye­ca­nı­na ka­pıl­dım ve par­ti ku­ru­cu­la­rı ara­sın­da yer al­dım. Si­zi he­ye­can­lan­dı­ran ney­di? 28 Şu­bat ül­ke­miz­de bir­çok hu­sus­ta bir kı­rıl­ma nok­ta­sı oluş­tur­muş­tur. Bu sü­reç öz­gür ira­de­nin ke­sin­ti­ye uğ­ra­tıl­dı­ğı bir dö­nem­dir. Ya­şa­nan­lar be­nim de bir ta­raf ol­ma­ma se­bep ol­du. Bir baş­ka hu­sus da Sa­yın Baş­ba­ka­nı­mı­zın be­le­di­ye baş­kan­lı­ğı dö­ne­min­den bu ya­na si­ya­si kim­li­ği­ne ve li­der­li­ği­ne olan il­gim­dir. Hat­ta işin bir de es­pri­si: Ka­yın­va­li­dem ki, Sa­yın Baş­ba­ka­nı­mı­zın il baş­ka­nı ol­du­ğu yıl­lar­da ka­dın kol­la­rı baş­kan­lı­ğı yap­mış, “Bir gün Re­cep Ta­yip Er­do­ğan bir par­ti ku­rar­sa sen de gir” der­di. Der­ken bu­gün­le­re gel­dik. Mec­li­se ben ilk kez mil­let­ve­ki­li se­çi­lin­ce iş­lem­le­rim için git­tim. Ama ben ora­nın kut­si­ye­ti­ne ve mil­li ira­de­ye hep inan­dım. Do­la­yı­sı ile bir­çok şe­yin ger­çek­le­şe­bi­le­ce­ği­ne inan­cım hep var­dı ve de ha­yal­le­rim­den çok faz­la­sı­nın da ger­çek­leş­ti­ği­ni gö­rü­yo­rum bu dö­nem­de. ÇO­CUK­LAR Aİ­LE­SİN­DEN KOP­MA­SIN Mut­la­ka ger­çek­leş­me­li de­di­ği­niz bir ha­ya­li­niz var mı? En bü­yük is­te­ğim: mağ­dur ço­cuk­la­rı­mı­zın ai­le sı­cak­lı­ğı ile bü­yü­ye­bi­le­cek­le­ri yu­va­la­rı ol­sun is­ti­yo­rum. Bu se­bep­le asıl he­de­fi­miz ço­cuk­la­rın ai­le­le­ri­nin ya­nın­da bü­yü­me­si. Ai­le­ye dö­nüş pro­je­si baş­lat­tık. Şöy­le ki, yok­sul­luk se­be­biy­le ço­cu­ğu­nu ku­rum­la­ra ver­miş ai­le­le­ri tes­pit ede­rek ço­cu­ğu an­ne ve ba­ba­sı­na ve­ya bi­rin­ci de­re­ce ya­kın­la­rı­na ve­re­rek ço­cuk­la­rın gü­ve­ne­bi­le­cek­le­ri bir or­tam­da bü­yü­me­le­ri­ni des­tek­li­yo­ruz. Bu şe­kil­de 5500’e ya­kın ço­cuk ken­di ai­le­si­nin ya­nı­na dön­dü. Şa­yet bu­nu sağ­la­ya­mı­yor­sak ço­cuk­la­rın ko­ru­yu­cu ai­le ya­nın­da ol­ma­la­rı­nı sağ­la­ma­ya ça­lı­şı­yo­ruz. Ko­ru­yu­cu ai­le ko­nu­sun­da İz­mir’de ya­şa­nan olay var. Her­ke­si çok üz­dü. Ben de çok üzül­düm. An­cak ko­ru­yu­cu ai­le, sü­re­cin bu şe­kil­de iş­le­ye­ce­ği­ni, uy­gun bir ai­le çık­tı­ğın­da ço­cu­ğu ev­lat­lık ve­re­ce­ği­ni baş­tan bi­li­yor­du. O sü­reç içe­ri­sin­de ço­cu­ğa çok bağ­lan­mış­lar ama bu ço­cuk ve­ya baş­ka bir ço­cuk için ev­lat edin­mek adı­na bir baş­vu­ru­la­rı ol­ma­mış. “Bu be­be­ğe ko­ru­yu­cu ai­le­lik yap­ma­ya git­ti­ği­niz­de hiç ev­lat edin­me­yi dü­şün­dü­nüz mü” di­ye sor­du­ğum­da ba­na “ ha­yır” de­di­ler. Bu ço­cu­ğun bir an­ne­si var ve an­ne ço­cu­ğu­nun ko­ru­yu­cu ai­le ya­nın­da bü­yü­me­si­ne izin ve­ri­yor ama ev­lat­lık ve­ril­me­si­ni is­te­mi­yor. An­cak bir­den­bi­re an­ne or­ta­dan kay­bo­lu­yor ve an­ne­ye ula­şı­la­mı­yor. Böy­le­ce ço­cu­ğun bir ai­le­ye ev­lat­lık ve­ril­me­si söz ko­nu­su olu­yor ve on­dan son­ra hu­ku­ki sü­reç baş­lı­yor. Bir hu­ku­ku uy­gu­la­ma­ya ça­lı­şır­ken, di­ğer bir hu­ku­ku or­ta­dan kal­dı­ra­ma­yız. YA­SAL HAK­LAR Bİ­LİN­Mİ­YOR Bir de ai­le içi şid­det var. Ka­dın­la­rı­mız bu ko­nu­da ko­ru­nu­yor mu? Ai­le içi şid­de­te uğ­ra­yan bir ka­dın yar­dım is­te­miş­se der­hal ora­ya bir ekip git­me­li­dir. Biz 40 bin ka­ra­kol po­li­si­nin bu ma­na­da eği­ti­mi­ni ta­mam­la­dık. Pe­ki, sis­tem ül­ke­miz­de iş­li­yor mu? Gö­re­vi­ni bu mâ­nâ­da ih­mal eden ki­şi­ler ola­bi­lir ama bu du­rum is­pat edi­lir­se he­men ce­za­i iş­lem ya­pı­lır. Dün­ya­da ka­dın ölüm oran­la­rı için­de do­ğu­ma ve ge­be­li­ğe bağ­lı ölüm­ler­den son­ra en yük­sek ölüm se­be­bi ai­le içi şid­det. Dün­ya sağ­lık ör­gü­tü ta­ra­fın­dan te­mel sağ­lık so­run­la­rı için­de ele alı­nı­yor. Biz sağ­lık per­so­ne­li­ni ai­le içi şid­de­te kar­şı eği­te­ce­ğiz. Bu me­se­le­yi ül­ke­nin kal­kın­ma­sı de­mok­ra­tik­leş­me­si, sağ­lık­lı bir top­lum ol­ma­sı gi­bi te­mel ko­nu­la­rın için­de ele alı­yo­ruz. Bir ka­dı­nın ko­ca­sı ta­ra­fın­dan şid­de­te uğ­ra­ma­sı sa­de­ce ai­le içi bir me­se­le de­ğil­dir. Ai­le­nin ko­run­ma­sı­na da­ir ka­nun ka­dın­la­rı bu an­lam­da çok yük­sek dü­zey­de ko­ru­yor. Ka­dın hiç­bir ko­nu­da baş­vu­ru harç­la­rı, avu­kat da­hil üc­ret öde­mi­yor. Eş ev­den uzak­laş­tı­rı­lı­yor. Na­fa­ka ve­ri­li­yor. Ka­dın­la­rı­mız bun­la­rı bil­mi­yor. Ma­ale­sef. Oy­sa ki biz bu ko­nu­da Av­ru­pa’da en iyi üç ül­ke­den bi­ri­si­yiz. Ama in­san­la­rı­mız bir­çok ko­nu­da ya­sal hak­la­rı­nı bil­mi­yor. Öğ­re­til­mi­yor da san­ki? As­lın­da dün­ya­da da bu hak­lar di­dak­tik eği­tim prog­ram­la­rı ile öğ­re­til­mi­yor. Gün­lük ha­ya­tın için­de di­zi­ler­le, film­ler­le hap gi­bi ve­ri­li­yor. Ba­kın Ame­ri­kan di­zi­le­rin­de yıl­lar­dır ço­ğun­luk­la bir mah­ke­me sah­ne­si var­dır. Po­lis tu­tuk­la­dı­ğı ki­şi­le­re hak­la­rı­nı ha­tır­la­tır. Bi­zim ül­ke­miz­de böy­le şey­ler yok­ken bi­le in­san­la­rı­mız, po­li­se “hak­la­rı­mı ha­tır­lat” di­yor­lar­dı. Ya­ni biz bir Ame­ri­ka­lı­nın hak­la­rı­nı öğ­ren­dik ama ül­ke­miz­de ge­çer­li olan ken­di hak­la­rı­mı­zı öğ­re­ne­me­dik. Bi­raz da si­zi si­ya­set dı­şın­da ta­nı­sak; oğ­lu­nuz si­zin bir po­li­ti­ka­cı ol­ma­nız­dan mut­lu mu? Ai­lem be­ni des­tek­li­yor. Oğ­lum be­nim po­li­ti­ka­cı ol­mam­dan ra­hat­sız de­ğil. Dı­şa­rı­da ba­kan kim­li­ğim­le bel­ki bir et­kim ola­bi­lir, var ama ev­de oğ­lu­mun an­ne­si­yim. Ge­çen gün ca­nı krep is­te­miş. “Sen ya­pa­bi­lir mi­sin ba­na” de­di. İs­ter­se­niz yap­ma­yın. Gir­dim mut­fa­ğa yap­tım. Ai­le­niz­le bir­lik­te va­kit ge­çir­me­ye za­man bu­la­bi­li­yor mu­su­nuz? Za­man sı­kın­tı­sı ya­şa­sak da bir­lik­te eğ­len­ce­li film­ler iz­le­me­yi, ye­mek ye­me­yi, haf­ta son­la­rı fır­sat bul­duk­ça uzun kah­val­tı­lar yap­ma­yı çok se­vi­yo­ruz. En çok sev­di­ği­miz şey de bir­lik­te gül­mek. Eğ­le­ne­bi­le­ce­ği­miz, gü­le­bi­le­ce­ği­miz şey­ler yaparak mut­lu­ oluruz Ha­ya­ta iyim­ser bak­ma­ya gay­ret edi­yor­su­nuz. Evet, ben ge­nel an­lam­da ha­ya­ta ne­şe­li ba­ka­bi­len in­san­lar­la da­ha iyi an­la­şı­yo­rum. Sı­kın­tı­lı za­man­lar­da bi­le es­pri ya­pa­bi­len, gü­le­bi­len in­san­lar­la ol­ma­ya ça­lı­şı­yo­rum. Bu ai­le içe­ri­sin­de de böy­le­dir. Bir­bi­ri­mi­ze en kız­gın anı­mız­da bi­le bu du­rum 20 da­ki­ka­dan uzun sür­mez. Üzül­me­ye­cek bir şe­yi tra­je­di­ye çe­vi­re­rek ha­ya­tı ze­hir eden in­san­lar var­dır. Bü­yük acı­la­rı eğ­len­ce­ye dö­nüş­tü­re­lim de­mi­yo­rum ama in­san ken­di ha­ya­tın­da­ki sı­kın­tı­lı an­la­rı ne­şe­ye çe­vir­mek zo­run­da­dır. Ben si­ya­set­te, eşim iş ha­ya­tın­da, oğ­lum okul­da ama he­pi­miz sı­kın­tı­la­rı aş­mak için ha­ya­ta iyi bak­ma­ya ça­lı­şı­yo­ruz. Bu ka­dar göz önün­dey­ken bu­nu ba­şar­mak güç ol­mu­yor mu? Ta­bi­î ki et­ki­len­di­ğim za­man­lar olu­yor. Doğ­ru­su eleş­ti­ri­le­ri iki­ye ayı­rı­yo­rum. Eleş­ti­ri fi­kir­ler ba­zın­da ise onu de­ğer­len­di­ri­yo­rum. Ama bir in­san si­ze kar­şı duy­gu­la­rı ile ha­re­ket edi­yor­sa cid­di­ye al­mı­yo­rum. Bir in­sa­nın duy­du­ğu nef­re­tin, öf­ke­nin de­ğiş­ti­ri­le­bi­le­ce­ği­ni dü­şün­mü­yo­rum. Hak­sız duy­gu­lar­la ya­pı­lan eleş­ti­ri­le­re ve­re­cek ce­va­bım yok. Çok sık “keş­ke ol­ma­say­dı” der mi­si­niz? Kor­ku­la­rı­nız var mı? Ka­de­ri de­ğiş­tir­me­nin müm­kün ol­ma­dı­ğı­nı bil­di­ğim için keş­ke ol­ma­say­dı de­di­ğim bir şey yok ama sev­di­ğim in­san­la­rı, ai­lem­den bi­ri­si­ni kay­bet­mek­ten çok kor­ku­yo­rum. 4 TORUNUM OLSUN İSTİYORUM Pe­ki, keş­ke ol­sa de­di­ği­niz bir şey? İş ha­ya­tım­da ha­yal­le­ri­mi ger­çe­ğe dö­nüş­tür­mek için za­ten sü­rek­li ça­ba har­cı­yo­rum. Bir de ai­le için­de hep ko­nuş­tu­ğu­muz ama baş­ka bir yer­de hiç söy­le­me­di­ğim bir şe­yi si­ze söy­le­ye­yim: 4 ta­ne to­ru­num ol­sun is­ti­yo­rum on­la­rın iki­si­ne ben ba­ka­yım. ÇAR­ŞAF KO­NU­SU İS­TİS­MAR E­DİL­ME­SİN ­Son gün­ler­de CHP’nin çar­şaf­lı ka­dın­la­rı­mı­zı ü­ye kay­det­me­si bir tar­tış­ma baş­lat­tı. Bu ko­nu­da si­zin dü­şün­ce­niz ne­dir? Tür­ki­ye’de ka­dın­lar birta­kım sı­nıf­lan­dır­ma­la­ra ta­bi tu­tul­du­lar. Ö­te­ki­leş­ti­ril­di­ler ve bu ya­pı­lır­ken de ka­dın­la­rın i­nanç­la­rı doğ­rul­tu­sun­da ört­tük­le­ri ba­şör­tü­sü bir si­ya­si kim­lik­le öz­deş­leş­ti­ril­di. Bu­nun böy­le ol­ma­sı­nı is­te­yen bu ka­dın­lar de­ğil­di. Biz her za­man “ İn­san­la­rın fark­lı si­ya­si ter­cih­le­ri o­la­bi­lir, si­ya­si ter­cih baş­ka bir şey i­nan­cın i­fa­de­si baş­ka bir şey­dir. Do­la­yı­sıy­la bu in­san­la­ra kar­şı al­dı­ğı­nız ta­vır on­la­rın i­nan­cı­na kar­şı al­mış ol­du­ğu­nuz ta­vır­dır” de­dik ve bu doğ­ru de­ğil­dir. Tür­ki­ye bu an­lam­da çok za­man kay­bet­ti. Bu ma­na­sız tar­tış­ma­nın i­çin­de söy­le­ne­cek söz kal­ma­dı. Her tür­lü po­zi­tif a­dı­mı des­tek­le­mek ge­re­kir. Ka­dın­la­rın ay­rım­cı­lı­ğa uğ­ra­ma­dı­ğı bir Tür­ki­ye i­çin kim ne ta­vır a­lır­sa des­tek­le­rim. Bir ka­dı­na ör­tü­lü ve­ya a­çık, köy­lü ve­ya kent­li, şu et­nik ya­pı­ya sa­hip ve­ya o böl­ge­den şu böl­ge­den di­ye si­ya­si ta­vır a­lı­yor­sa­nız, “ay­rım­cı­lık ya­pı­yor­su­nuz” de­mek­tir. Ben her şey­den ön­ce bu ko­nu­nun bir is­tis­ma­ra dö­nüş­me­me­si­ni di­li­yo­rum. İn­şal­lah bu bir se­çim at­rak­si­yo­nu de­ğil­dir. Sa­mi­mi­dir­ler. Bu­nu da söy­le­mek is­te­rim. “Dün­den bu­gü­ne ne de­ğiş­ti” di­ye de sor­mak is­te­rim. Bu ko­nu­da çok is­tis­mar­lar ol­du. Bi­zim ka­dın kol­la­rı kong­re­le­ri­miz­de i­ki üç ta­ne çar­şaf­lı ka­dın gör­dü­ler di­ye ki Tür­ki­ye’nin ha­la bir­çok ye­rin­de yö­re­sel ka­pan­ma­dır bu, fo­toğ­raf­la­rı­nı çek­me­ler, bu ka­dın­la­rı de­şif­re et­me­ler ya­şan­dı. Oy­sa bu ka­dın­la­rın bir si­ya­si kong­re­ye gel­me­si he­pi­mi­zin is­te­di­ği şey o­lan ka­dın­la­rın sos­yal­leş­me­si de­mek de­ğil mi? Biz ka­dın­la­rın her bi­ri­ne hiç­bir ay­rım gö­zet­mek­si­zin si­ya­se­ten ku­cak aç­tık. Ül­ke­mi­zin ka­dın­la­rı a­ra­sın­da hiç ol­ma­yan bir so­ru­nun var­mış gi­bi gös­te­ril­me­sin­den hep kaç­tık. Bu in­san­la­rı si­ya­si bir kim­lik­le bir­leş­ti­rip son­ra da on­la­rı düş­man gös­ter­mek çok bü­yük bir ya­nıl­gı­dır. ­Son gün­ler­de CHP’nin çar­şaf­lı ka­dın­la­rı­mı­zı ü­ye kay­det­me­si bir tar­tış­ma baş­lat­tı. Bu ko­nu­da si­zin dü­şün­ce­niz ne­dir? Tür­ki­ye’de ka­dın­lar birta­kım sı­nıf­lan­dır­ma­la­ra ta­bi tu­tul­du­lar. Ö­te­ki­leş­ti­ril­di­ler ve bu ya­pı­lır­ken de ka­dın­la­rın i­nanç­la­rı doğ­rul­tu­sun­da ört­tük­le­ri ba­şör­tü­sü bir si­ya­si kim­lik­le öz­deş­leş­ti­ril­di. Bu­nun böy­le ol­ma­sı­nı is­te­yen bu ka­dın­lar de­ğil­di. Biz her za­man “ İn­san­la­rın fark­lı si­ya­si ter­cih­le­ri o­la­bi­lir, si­ya­si ter­cih baş­ka bir şey i­nan­cın i­fa­de­si baş­ka bir şey­dir. Do­la­yı­sıy­la bu in­san­la­ra kar­şı al­dı­ğı­nız ta­vır on­la­rın i­nan­cı­na kar­şı al­mış ol­du­ğu­nuz ta­vır­dır” de­dik ve bu doğ­ru de­ğil­dir. Tür­ki­ye bu an­lam­da çok za­man kay­bet­ti. Bu ma­na­sız tar­tış­ma­nın i­çin­de söy­le­ne­cek söz kal­ma­dı. Her tür­lü po­zi­tif a­dı­mı des­tek­le­mek ge­re­kir. Ka­dın­la­rın ay­rım­cı­lı­ğa uğ­ra­ma­dı­ğı bir Tür­ki­ye i­çin kim ne ta­vır a­lır­sa des­tek­le­rim. Bir ka­dı­na ör­tü­lü ve­ya a­çık, köy­lü ve­ya kent­li, şu et­nik ya­pı­ya sa­hip ve­ya o böl­ge­den şu böl­ge­den di­ye si­ya­si ta­vır a­lı­yor­sa­nız, “ay­rım­cı­lık ya­pı­yor­su­nuz” de­mek­tir. Ben her şey­den ön­ce bu ko­nu­nun bir is­tis­ma­ra dö­nüş­me­me­si­ni di­li­yo­rum. İn­şal­lah bu bir se­çim at­rak­si­yo­nu de­ğil­dir. Sa­mi­mi­dir­ler. Bu­nu da söy­le­mek is­te­rim. “Dün­den bu­gü­ne ne de­ğiş­ti” di­ye de sor­mak is­te­rim. Bu ko­nu­da çok is­tis­mar­lar ol­du. Bi­zim ka­dın kol­la­rı kong­re­le­ri­miz­de i­ki üç ta­ne çar­şaf­lı ka­dın gör­dü­ler di­ye ki Tür­ki­ye’nin ha­la bir­çok ye­rin­de yö­re­sel ka­pan­ma­dır bu, fo­toğ­raf­la­rı­nı çek­me­ler, bu ka­dın­la­rı de­şif­re et­me­ler ya­şan­dı. Oy­sa bu ka­dın­la­rın bir si­ya­si kong­re­ye gel­me­si he­pi­mi­zin is­te­di­ği şey o­lan ka­dın­la­rın sos­yal­leş­me­si de­mek de­ğil mi? Biz ka­dın­la­rın her bi­ri­ne hiç­bir ay­rım gö­zet­mek­si­zin si­ya­se­ten ku­cak aç­tık. Ül­ke­mi­zin ka­dın­la­rı a­ra­sın­da hiç ol­ma­yan bir so­ru­nun var­mış gi­bi gös­te­ril­me­sin­den hep kaç­tık. Bu in­san­la­rı si­ya­si bir kim­lik­le bir­leş­ti­rip son­ra da on­la­rı düş­man gös­ter­mek çok bü­yük bir ya­nıl­gı­dır. 5 YILDA NELER GERÇEKLEŞTİ? Özel­lik­le ilk dö­nem için de­mok­ra­tik­leş­me ve ya­sak­la­rın kal­dı­rıl­ma­sı ça­lış­ma­la­rı cid­di adım­lar­dır. O hız­lı de­ği­şim ya­şa­nır­ken, bel­ki de son 30 yıl­da hep ko­nu­şu­lan ama bir tür­lü do­ku­nul­ma­yan o mad­de­ler de­ği­şir­ken ina­nın ba­zen he­ye­can­dan uyu­ya­ma­dı­ğım gün­ler ol­du. Si­ya­set­te ide­al­le­ri­min pe­şin­den git­tim. Ne­yi ba­şar­dı­nız so­ru­nu­za, ha­yal kı­rık­lı­ğı ya­şa­ma­dan bir­çok şe­yi di­ye­bi­li­rim. Si­ya­se­tin tek­rar bir çö­züm me­ka­niz­ma­sı ol­ma­sı, baş­ta ka­dın hak­la­rı ol­mak üze­re, ço­cuk hak­la­rın­da ge­li­nen nok­ta ve prob­lem­le­rin çö­zü­mün­de gös­te­ri­len di­ra­yet ile ben bu dö­nem­de ül­ke­nin bir­çok ko­nu­da çağ at­la­dı­ğı­nı dü­şü­nü­yo­rum. 2002 yı­lı­nın Tür­ki­ye­si ile bu­gü­nü kar­şı­laş­tır­dı­ğı­nız­da çok şey de­ğiş­ti. Her gün fi­yat­lar de­ği­şi­yor­du. Mar­ket­ler­de ça­lı­şan­la­rın el­le­rin­de bar­kot­lar, ürün­ler gün­düz bi­le ye­ni fi­yat­lar alır­dı. Fa­kir­li­ğin kıs­tas­la­rı de­ğiş­ti. Su kı­sın­tı­la­rı­nı unut­tuk. Ken­di ala­nım­da, ço­cuk yu­va­la­rı ve hu­zur ev­le­rin­de çok­lu ko­ğuş sis­te­min­den in­san­ca ha­ya­tın kur­gu­lan­dı­ğı oda sis­te­mi­ne geç­tik. Sev­gi ev­le­rin­de ço­cuk­la­rı­mı­zı bir ai­le or­ta­mın­da, or­ta hal­li bir ai­le­nin ço­cu­ğu­na ver­me­ye ça­lış­tı­ğı im­kân­lar­la ya­şat­ma­ya ça­lı­şı­yo­ruz. Bir gün bu ço­cuk yu­va­la­rı be­nim dö­ne­mim­de ya­pıl­mış­tı de­me­nin mut­lu­lu­ğu­nu ya­şa­ya­ca­ğım.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT