BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ağ­la­ya­nın ma­lı gü­le­ne ha­yır et­mez!

Ağ­la­ya­nın ma­lı gü­le­ne ha­yır et­mez!

Hadîs­-i şerîf: “Bir za­man ge­le­cek ki, in­san­lar, yal­nız ma­lın, pa­ra­nın gel­me­si­ni dü­şü­nüp, helâ­li­ni, harâ­mı­nı dü­şün­me­ye­cek­ler.”



Ar­tık in­san­la­rın ço­ğu, gel­sin de ne­re­den ge­lir­se gel­sin, an­la­yı­şın­da. Ha­ram­mış, şüp­he­liy­miş, ağ­la­ya­nın pa­ra­sıy­mış, bun­la­rı dü­şü­nen çok az kim­se kal­dı. He­le he­le kriz za­ma­nın­da ha­ram-he­lal has­sa­si­ye­ti iyi­ce zaa­fa uğ­ru­yor. İn­san­lar zah­met çek­me­den, alın te­ri dök­me­den kı­sa yol­dan, kö­şe­yi dön­me plan­la­rı pe­şi­ne dü­şü­yor. Bir iki kö­şe de dö­nü­yor. Der­ken bek­le­me­di­ği bir rüz­gâr ge­li­yor bu de­fa ters­ten kö­şe dön­me­ler baş­lı­yor. Ta­bi­i ki bu ara­da olan olu­yor: Her şe­yi; evi, ara­ba­sı hat­ta ai­le ha­ya­tı git­ti­ği gi­bi öm­rü bo­yun­ca öde­ye­me­ye­ce­ği borç ba­ta­ğı­na sap­la­nı­yor. Fa­re­ye tu­zak ku­ra­rak yu­va­sı­nın 30-40 cm uza­ğı­na ko­ca­man bir pey­nir ka­lı­bı ko­yar­lar. Fa­re de­lik­ten bir pey­ni­re ba­kar bir de me­sa­fe­ye. Epey dü­şün­dük­ten son­ra, me­sa­fe çok kı­sa mü­kâ­fat çok bü­yük bu iş­te bir bit ye­ni­ği var, de­yip yu­va­sın­dan çık­maz. De­mek ki, pa­ra, mal mülk hır­sı in­sa­nın gö­zü­nü ör­tü­yor, ba­si­re­ti­ni bağ­lı­yor, fa­re ka­dar dü­şü­ne­mi­yor in­sa­noğ­lu! Saa­det zin­cir­le­ri­ne ta­kıl­mak­tan kur­tu­la­mı­yor bir tür­lü. ALIN TE­Rİ YOK­SA Bir yer­den, ça­lış­ma­dan, yo­rul­ma­dan alın te­ri dök­me­den pa­ra ge­li­yor­sa, bu­ra­da kul hak­kı, hak­sız­lık, zu­lüm var de­mek­tir. Ya­ni bi­ri­le­ri­nin pa­ra­sı hak­sız ola­rak baş­ka­la­rı­nın eli­ne ge­çi­yor de­mek­tir. Bi­ri­le­ri kay­be­di­yor, bi­ri­le­ri ka­za­nı­yor de­mek­tir. Bu da bi­ri­le­ri­ni ağ­la­tır, bi­ri­le­ri­ni de gül­dü­rür. Ata­la­rı­mı­zı bu­nu şu söz ile çok gü­zel di­le ge­tir­miş­ler­dir: Ağ­la­ya­nın ma­lı gü­le­ne ha­yır et­mez. Hak­sız ka­zanç yol­la­rı çok ise de gü­nü­müz­de en yay­gın ola­nı, is­tis­mar­cı­la­rın spe­kü­le et­tik­le­ri, çay­lak oyun­cu­la­rı yol­duk­la­rı bor­sa­dır. Bor­sa en­gin bir de­niz­dir. Yüz­me bil­me­ye­ni af­fet­mez. Bu­gü­ne ka­dar ku­mar­da ol­du­ğu gi­bi, bor­sa­da da ka­za­na­na rast­la­ma­dım, fa­kat her şe­yi­ni kay­be­de­ne çok rast­la­dım. Ace­mi bor­sa oyun­cu­su ilk ön­ce ka­zan­dı­ğı­nı bi­la­ha­re faz­la­sıy­la kay­be­di­yor. Bu kay­bet­me, pa­ra­sı ile ma­lı ile ol­du­ğu gi­bi sağ­lı­ğı ile ca­nı ile de ola­bi­li­yor. Ya­ni bu hak­sız ka­zanç bir şe­kil­de faz­la­sıy­la çı­kı­yor. Ne yap­tı­ğı­nı bil­me­yen ace­mi bor­sa oyun­cu­la­rı­nı şu­na ben­ze­te­bi­li­riz: Bi­lir­si­niz ka­rın­ca­lar bir yaz bo­yu ça­lı­şır­lar. Yu­va­la­rı­nın önü­ne bü­tün kış bo­yun­ca yi­ye­cek­le­ri çer-çö­pü buğ­day ta­ne­le­ri­ni top­lar­lar. Cüs­se­le­ri ne­dir ki, bü­tün top­la­dık­la­rı da an­cak bir avuç ka­dar­dır. Bu ara­da bir de­ve ge­lir, bir ne­fes­te hüü­üp di­ye ka­rın­ca­la­rın bir yaz bo­yu bi­rik­tir­di­ği yi­ye­cek­le­ri yu­tu­ve­rir! Bor­sa da böy­le. Ga­ri­ban­la­rın diş­le­rin­den tır­nak­la­rın­dan ar­tı­ra­rak çok ka­zan­ma ümi­di ile bor­sa­ya ya­tır­dık­la­rı cü­zi pa­ra­la­rı, bir spe­kü­la­tör çı­kıp hor­tum­lar ge­çer. Ar­tık, ga­ri­ba­nın da­ha çok ka­zan­ma hır­sı ile kap­tır­dı­ğı pa­ra­nın üze­ri­ne bir bar­dak su iç­mek­ten ve ağ­la­yıp sız­la­mak­tan baş­ka ya­pa­ca­ğı bir şey yok­tur. Pe­ki, spe­kü­la­tör ra­hat yi­ye­bi­le­cek mi? Ne müm­kün! Enin­de so­nun­da faz­la­sıy­la on­dan da çı­kar bu hak­sız ka­zanç. Ya­ni ve­ren de alan da bu iş­te za­rar­da. Ku­mar­da da böy­le de­ğil mi? Ta­bi­i ki bu dün­ya­da­ki za­rar­la­rı. As­lın­da esas ce­za ahi­ret­te gö­rü­le­cek. Dün­ya­da çe­ki­len sı­kın­tı­lar, ahi­ret­te­ki­ler ile mu­ka­ye­se bi­le edi­le­mez, ce­za bi­le sa­yıl­maz. BİR ZA­MAN GE­LE­CEK Evet, Müs­lü­ma­na mal, mülk, pa­ra la­zım­dır. Mal mü’mi­nin yar­dım­cı­sı­dır. Ama, alın te­ri ile he­lal­den ka­za­nı­lan mal. He­lal ka­zanç mü­mi­ne iyi­lik­te yar­dım­cı­dır, ha­ram mal da kö­tü­lük­te yar­dım­cı­dır. Bu­nun için alın te­ri ile ka­zan­ma­ya, ha­râ­ma he­la­le çok dik­kat et­me­li­dir. Ha­dîs-i şe­rîf­ler­de bu­yu­rul­du ki: “En gü­zel rızk, he­la­le, ha­ra­ma dik­kat edi­le­rek alın te­ri ile ka­za­nı­lan­dır.” “Eli­nin eme­ği, al­nı­nın te­ri ile ye, dî­ni­ni sa­tıp ye­me!” “He­lâ­le, ha­râ­ma dik­kat ede­rek ça­lı­şıp ka­za­nan kim­se­yi, Al­la­hü teâ­lâ çok se­ver.” Kul hak­kı çok önem­li­dir. Aç­lık­tan öl­mek üze­re olan bir kim­se, öl­müş kö­pek ile baş­ka­sı­na âit ko­yun eti bul­sa, iki­si­ni de ye­mek ha­râm ise de, baş­ka­sı­nın ma­lı­nı ye­me­yip, kö­pe­ği ye­me­si lâ­zım­dır. Kö­pek yok ise, baş­ka­sı­nın ma­lı­nı, an­cak öl­me­ye­cek ka­dar yi­ye­bi­lir. Bu hü­küm kul hak­kı­nın du­ru­mu­nu açık bir şe­kil­de bil­dir­mek­te­dir. Bir ha­dîs-i şe­rîf­te bu­yu­rul­du ki: “Bir za­man ge­le­cek ki, in­san­lar, yal­nız ma­lın, pa­ra­nın gel­me­si­ni dü­şü­nüp, he­lâ­li­ni, ha­râ­mı­nı dü­şün­me­ye­cek­ler.” Ce­nab-ı Hak, ne­re­den gel­di­ği­ne bak­ma­yıp, ha­ram mı he­lal mi di­ye dü­şün­me­yen­ler­den ey­le­me­sin!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT