BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dil hüznü

Dil hüznü

Hayatlarının büyük bir bölümü yirminci yüzyılda geçmiş insanların, girmiş olduğumuz yeni yüzyılda ortak duyguları, yüreklerinin bir yerinde çöreklenmiş hüzün olacak sanıyorum. İnsan, somut ifadesini dilde bulduğuna göre, bu hüzün, en çok dilde yaşanacak.



Hayatlarının büyük bir bölümü yirminci yüzyılda geçmiş insanların, girmiş olduğumuz yeni yüzyılda ortak duyguları, yüreklerinin bir yerinde çöreklenmiş hüzün olacak sanıyorum. İnsan, somut ifadesini dilde bulduğuna göre, bu hüzün, en çok dilde yaşanacak. Ortalama 200-500 kelime ile günlük yaşamını sürdüren Türk insanı, şimdiye kadar duymadığı; ancak birdenbire karşısına çıkan birtakım kelimeler ve kavramlar karşısında şaşkın, suskun ve yabancı... Globalleşme (küreselleşme), postmodernizm, ulus-devletin gerileyişi, sınırların flulaşması, ulusal kimliklerin aşılması, bireyselleşme, Avrupa Birliği temel kültürü olmayan sokaktaki vatandaş için kolay kolay anlaşılacak kelime ve kavramlar değil. İkibinli yılların sonunda, yeni dünya düzeninde yeryüzündeki mevcut dillerden yüzde doksanının kaybolacağı tezi ileri sürülüyor. Türkçe de kimilerince (telaffuzu her ne kadar çok zorsa da) kaybolması muhtemel dillerden biri. Biz yıllardır dil ıstırabı yaşayan bir toplumuz. Zaman zaman gelip geçen moda süreçleri içinde kelime taassubu yaşadık; alışageldiğimiz kelimelerden koparılmağa zorlandık; kelime ve kavramlardaki anlam kaymalarını kavrayamama sıkıntısı çektik. Dünyanın gidişine bakıyorum da sanki bunlar, çok önceden tezgahlanan bir senaryonun parçalarıymış gibi geliyor bana. Toplumu, alışageldiği kelimelere yabancı kıl, yani “bilinç”ini dondurarak “düşünme” gücünü elinden al, yani “kültür”ünden kopar; edilgen hale getirdikten sonra istediğin yöne çek! İstediğin kalıba sok! Boşaltılmış beyinlere yeni formüller aşıla. Tıpkı bir bilgisayarı, eski programları yok ederek yeni programlarla donatmak gibi bir şey. Çetin Altan kendi sütununda sık sık işlediği “tek dünya devleti”, “dünya vatandaşlığı”, “tek dil”e doğru gidişatı Türkiye gazetesinde kendisiyle yapılan röportajda da dile getirerek, soğukkanlılıkla Türkçe’nin ölü diller arasına şimdiden girmeye başladığını; İngilizce’nin Türkçe’nin yerine geçtiğini söylüyor. Hazin ama gerçek. Düşüncesi dumura uğratılan; kelimeleri tahrip edilerek kültür ve tarihinden koparılan Türk insanı, diline karşı kayıtsız kaldığı gibi İngilizce kelimelere ayıla bayıla talip oldu. Bırakın büyük şehir cadde ve sokaklarının tabelalarını, Anadolu kasabalarının tabelalarına bile İngilizce kelimeler çoktan yerleşip oturdu. “Dilimize sahip çıkalım” feryatları gök kubbede hoş bir seda olarak kaldı. Konuşma dilinde bile Türkçe kelimeler azınlığa düşmeğe başladı. Bir yerlere doğru bu hızlı çekilişten başımız dönüyor, midemiz bulanıyor; hazımsızlıkla kıvranıyoruz. Hani bir içimizi boşaltmağa kalksak, bir zamanlar zorla dayatılan olanak, olasılık, gereksinme, gereksinim gibi uyduruk kelimeler ortalara dökülecek.. Bırakın “Bir kadehle bizi saki gamdan azad eyledi,/Şad olsun gönlü anın gönlümü şad eyledi” türünden divan söyleyişlerini, “Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?” türünden şarkı mısralarını ile anlayamaz hale geleceğiz. Melali anlamayan nesillere aşina olamayacağımız için de yeni yüzyılın müstakbel mustaripleri olacağız.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT