BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beynelmilel çapta büyüklerimizden: Hazret-i Mevlânâ -2-

Beynelmilel çapta büyüklerimizden: Hazret-i Mevlânâ -2-

Adı “Mu­ham­med”, la­ka­bı “Ce­lâ­led­dîn” olan, Ana­do­lu’ya ge­lip yer­leş­ti­ği için, “Rû­mî” di­ye anı­lan; “Efen­di­miz” de­mek olan “Mev­lâ­n┠sı­fa­tıy­la da meş­hûr olan Haz­ret-i Mev­lâ­nâ, 1207 yı­lın­da Belh şeh­rin­de doğ­du; 1273 yı­lın­da Kon­ya’da ve­fât et­ti.



Adı “Mu­ham­med”, la­ka­bı “Ce­lâ­led­dîn” olan, Ana­do­lu’ya ge­lip yer­leş­ti­ği için, “Rû­mî” di­ye anı­lan; “Efen­di­miz” de­mek olan “Mev­lâ­n┠sı­fa­tıy­la da meş­hûr olan Haz­ret-i Mev­lâ­nâ, 1207 yı­lın­da Belh şeh­rin­de doğ­du; 1273 yı­lın­da Kon­ya’da ve­fât et­ti. Ken­di­le­ri­ne “Sil­si­le-i aliy­ye” de­ni­len bü­yük­ler­den Sey­yid Ab­dul­lah-ı Deh­le­vî haz­ret­le­ri, onun hak­kın­da, “Mev­lâ­nâ Ce­lâ­led­dîn, ev­li­yâ­nın bü­yük­le­rin­den ve Ehl-i sün­net âlim­le­rin­den idi” bu­yur­muş­tur. MES­NE­VÎ-Yİ ŞE­RέFİN KIY­ME­Tİ Haz­ret-i Mev­lâ­nâ’nın Fars­ça olan “Mes­ne­vî”sin­de ve “Dî­vân”ın­da, top­lam ola­rak 70.000(yet­miş bin)’den faz­la be­yit var­dır. Da­ha bir­çok kıy­met­li ese­ri de bu­lun­mak­ta­dır. Dün­ya­ya nûr sa­çan Mes­ne­vî’si­ne, her ül­ke­de, bir­çok dil­ler­de şerh­ler ya­zıl­mış­tır. En kıy­met­li­si Mev­lâ­nâ Câ­mî’nin ki­tâ­bı olup, bu­nun da şerh­le­ri var­dır. Türk­çe şerh­le­rin­den, An­ka­ra Vâ­lî­si Âbi­dîn Pa­şa’nın şer­hi çok kıy­met­li­dir. Haz­ret-i Mev­lâ­nâ, Kâ­di­rî ta­rî­ka­tın­da idi; ta­sav­vuf der­yâ­sı­na dal­mış bir Hak âşı­ğı­dır. İl­mi, teş­bîh­le­ri, söz­le­ri ve na­sî­hat­le­ri bu der­yâ­dan sa­çı­lan hik­met dam­la­la­rı­dır. O, bir ta­rî­kat ku­ru­cu­su de­ğil­dir. Ye­ni usûl­ler ve ibâ­det şe­kil­le­ri ih­dâs et­me­miş­tir. O, ney ve düm­be­lek çal­ma­mış; raks, dans et­me­miş, dön­me­miş­tir. Bun­la­rı son­ra ge­len­ler uy­dur­muş­lar­dır. Haz­ret-i Mev­lâ­nâ, bı­ra­kın ney çal­ma­yı, dans et­me­yi, oy­na­yıp dön­me­yi, yük­sek ses­le bi­le zi­kir yap­ma­mış­tır. Ni­te­kim Mes­ne­vî’sin­de di­yor ki: “O hâl­de, Câ­nân’a ka­vuş­ma­yı, cân u gö­nül­den is­te/Du­da­ğı­nı oy­nat­ma­dan, Rab­bi­nin is­mi­ni kal­bin­den söy­le.” Ney, düm­be­lek, tam­bur gi­bi çe­şit­li çal­gı âlet­le­ri ça­lı­na­rak ya­pı­lan tö­ren­ler ve âyin­ler, Haz­ret-i Mev­lâ­nâ’nın ve­fâ­tın­dan 3-4 asır son­ra mey­da­na çık­mış­tır. Mev­le­vî­lik, câ­hil­le­rin eli­ne düş­tü­ğün­den, bun­lar “ney”i çal­gı sa­na­rak, ney, düm­be­lek gi­bi şey­ler çal­ma­ya, dön­me­ye baş­la­mış­lar; ibâ­de­te, İs­lâm dî­ni­nin ya­sak et­ti­ği çir­kin şey­ler ka­rış­tır­mış­lar­dır. He­le bun­la­rın câ­mi ve mes­cid­ler­de ya­pıl­ma­sı çok da­ha bü­yük gü­nâh­tır. Es­ki An­ka­ra vâ­lî­le­rin­den ve ule­mâ­dan Âbi­dîn Pâ­şâ, çok kıy­met­li olan Mes­ne­vî şer­hin­de, “ney”in, “in­sân-ı kâ­mil” ol­du­ğu­nu ifâ­de ve is­bât et­mek­te­dir. Bu­gün, bu ta­sav­vuf üs­tâ­dı­nın tür­be­si­ne son­ra­dan ko­nan çal­gı âlet­le­ri­ni gö­ren­ler, işin ger­çe­ği­ni bil­me­yen­ler, bu mü­bâ­rek zâ­tın çal­gı çal­dı­ğı­nı, bu âlet­le­rin onun ol­du­ğu­nu zan­net­mek­te­dir­ler. O ha­kî­kat gü­ne­şi­ni ya­kın­dan ta­nı­yan­lar, bun­la­ra el­bet­te iti­bâr et­mez­ler... Haz­ret-i Mev­lâ­nâ’nın hik­met do­lu şu söz­le­ri, biz­le­re bu ko­nu­da önem­li bir fi­kir ver­mek­te­dir: “Sün­net-i se­niy­ye­ye har­fiy­yen uy­mak lâ­zım­dır.” “Ha­kî­kî bir âli­me, reh­be­re tes­lîm ol­ma­lı­dır.” “He­lâl ka­za­nıp he­lâl­den ye­me­li­dir; he­lâl­den gi­yin­me­li ve ça­lış­ma­lı­dır. Her ha­re­ke­ti, Re­sû­lul­lah Efen­di­mi­ze uy­dur­ma­lı­dır.” “Ten­hâ­da, yal­nız ka­lın­ca da gü­nâh­tan sa­kın­ma­lı­dır.” “Giz­li ve âşi­kâr, Al­la­hü te­âlâ­dan kor­kun. Gü­nâh­lar­dan sa­kı­nın. Az yi­yip, az uyu­yun, az ko­nu­şun. Çok oruç tu­tun. Za­man­la­rı­nı­zı na­maz kı­la­rak de­ğer­len­di­rin. Şeh­ve­ti terk edip, se­fîh­ler­le, câ­hil­ler­le otu­rup kalk­ma­yın; on­lar­la mü­câ­de­le et­me­yin. Hep iyi in­san­lar­la be­ra­ber olun. Ya ha­yır ko­nu­şun ve­ya su­sun. İn­san­la­rın sı­kın­tı­la­rı­na sab­re­din. Bi­lin ki, in­san­la­rın en ha­yır­lı­sı, in­san­la­ra en fay­da­lı olan­dır.” Haz­ret-i Mev­lâ­nâ, oğ­lu Sul­tan Ve­led’e yap­tı­ğı bir na­sî­ha­tin­de şöy­le bu­yur­du: “Ey oğ­lum! Her za­man ilim, edep ve tak­vâ üze­re bu­lun. Her za­man dîn bü­yük­le­ri­nin eser­le­ri­ni oku; Ehl-i Sün­net vel-Ce­mâ­at yo­lun­dan ay­rıl­ma. Fı­kıh öğ­ren, câ­hil so­fu­lar­dan ol­ma. Na­ma­zı her za­man ce­mâ­at­le kıl. Şöh­ret is­te­me, zî­râ şöh­ret âfet­tir. Ma­kâm-mev­ki düş­kü­nü ol­ma... Ule­mâ­ya, ev­li­yâ­ya, câ­nın­la ve mâ­lın­la hiz­met et. Dîn bü­yük­le­ri­nin hâl­le­ri­ni, ke­râ­met­le­ri­ni in­kâr et­me. İn­kâr eden mah­rûm ka­lır.” TA­LE­BE­LE­Rİ­NE BİR NA­SέHA­Tİ Haz­ret-i Mev­lâ­nâ, bir de­fa­sın­da da ta­le­be­le­ri­ne bu­yur­du ki: “Ey bi­zi se­ven­ler! Sev­gi­li Pey­gam­be­ri­mi­zin git­ti­ği Ehl-i Sün­net yo­lun­dan yü­rü­yüp, bu yo­lu ih­yâ et­me­li... Her ha­re­ke­ti­mi­zi Pey­gam­ber Efen­di­mi­zin hâl ve ha­re­ket­le­ri­ne uy­dur­ma­lı­yız. Her­kes, bir sa­na­ta sâ­hip ol­ma­lı ve dîn ilim­le­ri­ni iyi öğ­ren­me­li­dir. Bu­nu özel­lik­le is­ti­yo­rum. Bi­zim yo­lu­muz­da olan­la­ra, kı­yâ­met gü­nü yar­dım­cı olu­ruz, yüz­le­ri­nin ak ol­ma­sı­na ça­lı­şı­rız. An­cak, ede­be riâ­yet et­me­yen­ler ve Ehl-i Sün­net yo­lu­na mu­hâ­le­fet eden­ler, kı­yâ­met gü­nü bi­zi gö­re­mez­ler.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT