BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Faydasız ilimden sana sığınırım!”

“Faydasız ilimden sana sığınırım!”

Akıl­lı olan kim­se, ya âlim olur ya ta­le­be. Öğ­re­ni­le­cek en ön­ce­lik­li ilim de, iman ve iba­det bil­gi­le­ri­dir. Bu mak­sat­la ha­zır­lan­mış il­mi­hâl­den bu bil­gi­ler mut­la­ka öğ­re­nil­me­li­dir...



Gü­nü­müz­de, ger­çek ilim­le sah­te­si ka­rış­mış du­rum­da. Her­kes çok şey bi­li­yor, fa­kat bil­dik­le­ri ger­çek ol­ma­dı­ğı için işe ya­ra­mı­yor. Hat­ta za­ra­rı olu­yor. Pey­gam­ber efen­di­miz, “Ya Rab­bi, fay­da­sız ilim­den, mak­bul ol­ma­yan iba­det­ten ve ka­bul edil­me­yen dua­dan sa­na sı­ğı­nı­rım” bu­yur­muş­tur. Bu­nun için her­ke­sin işi­ne ya­ra­ya­cak fay­da­lı za­ru­ri bil­gi­le­ri öğ­ren­me­si şart­tır. Bir Müs­lü­ma­nın, ken­di­si­ne farz olan bir me­se­le­yi öğ­ren­me­si, bü­tün dün­ya ni­met­le­ri­ne sa­hip ol­ma­sın­dan da­ha kıy­met­li­dir. İlim öğ­ren­mek­ten da­ha kıy­met­li bir şey yok­tur. İş­le­rin hep­si, ilim ile doğ­ru olur, ilim­siz doğ­ru bir şey ya­pı­la­maz. Pey­gam­ber efen­di­mi­ze su­âl et­ti­ler: “İş­le­rin han­gi­si üs­tün­dür? “ Pey­gam­ber efen­di­miz “ilim” bu­yur­du. Bi­ri tek­rar su­âl edin­ce, yi­ne; “ilim­dir” bu­yur­du. Üçün­cü­sün­de yi­ne ay­nı şe­kil­de ce­vap ve­ri­lin­ce, bu­nun hik­me­ti­ni su­âl et­ti­ler. Bu­nun üze­ri­ne bu­yur­du ki: “Çün­kü, hiç­bir şey ilim­siz doğ­ru ol­maz ve on­suz hiç kıy­me­ti ol­maz.” İLİM VE İBA­DE­TİN AS­LI İn­san, bir­çok sı­kın­tı­la­ra kat­la­na­rak, amel iş­le­mek­te­dir. Bun­lar ilim­siz ola­rak ya­pı­lır­sa, hep­si bo­şa gi­de­bi­lir. İlim ve ibâ­de­tin as­lı iki şey ile el­de edi­lir: Bi­rin­ci­si, kal­bin dün­ya sev­gi­sin­den ya­ni ha­râm­lar­dan kur­tul­ma­sı, ikin­ci­si de az ye­mek, mi­de­yi tı­ka ba­sa dol­dur­ma­mak­tır. İbâ­det­ler­de ih­lâs, an­cak bu iki şey ile el­de edi­lir. Bir kim­se­nin kal­bi dün­ya sev­gi­si ile, dün­ya ni­met­le­ri­ne mu­hab­bet ile do­luy­sa, mak­sa­dı sa­de­ce dün­ya ise, on­dan ih­lâs­lı amel mey­da­na gel­mez. Mi­de­si do­lu olan kim­se­de de nef­sin ar­zû­la­rı ek­sik ol­maz. Bu ar­zû­lar, kal­bi te­sir al­tı­na alır. Böy­le bir kim­se­nin de, ce­nâb-ı Hak na­za­rın­da kıy­me­ti yok­tur. Mu­bâh­la­rın faz­la­sın­dan ve ha­râm­lar­dan sa­kın­ma­lı, nef­sin ho­şu­na gi­den kö­tü iş­ler­den uzak dur­ma­lı­dır. Fe­sat­lık, çe­ke­me­mez­lik, kin, ken­di­ni be­ğen­mek, cim­ri­lik gi­bi kö­tü huy­la­rı kalb­den çı­kar­mak lâ­zım­dır. Bir kim­se­nin, itâ­at­li, iyi huy­lu kul ola­bil­me­si için dört şart var­dır: 1- Uzun emel­li ol­ma­mak. 2- Ce­nâb-ı Hak­kın va’din­den emîn ol­mak. 3- Ce­nâb-ı Hak­kın tak­si­mi­ne ya­ni ver­di­ği rı­zık­la­ra râ­zı ol­mak. 4- Mi­de­yi ha­râm­lar­dan ko­ru­mak. Kim ki, bu dört şe­yi ye­ri­ne ge­ti­rir­se, nef­si­ni itâ­at al­tı­na al­mış olur. İn­san bu şe­kil­de, Pey­gam­ber efen­di­mi­zin bu­yur­du­ğu ha­yır­lı kim­se­ler­den olur. Nef­si ter­bi­ye et­mek zor de­ğil­dir. Uğ­ra­şıl­dı­ğı tak­dir­de, en az­gın kö­pek­ler bi­le ter­bi­ye edil­mek­te­dir. Ha­dîs-i şe­rîf­te de, “İn­san­lar, ya âlim ve­ya ta­le­be­dir. Bu iki­sin­den ol­ma­yan­da ha­yır yok­tur” bu­yu­rul­du. Bü­tün bun­lar­dan an­la­şı­lı­yor ki, akıl­lı olan kim­se, ya âlim olur ya ta­le­be. Öğ­re­ni­le­cek en ön­ce­lik­li ilim de, iman ve iba­det bil­gi­le­ri­dir. Bu mak­sat­la ha­zır­lan­mış il­mi­hâl­den bu bil­gi­ler mut­la­ka öğ­ren­me­li­dir. ÖNE KO­NU­LAN ÜÇ DEF­TER İlim sa­hi­bi olan, tev­be edip nef­si ile mü­câ­de­le eden, Al­la­hü te­âlâ­nın lü­tûf ve ke­re­mi­ne maz­hâr olur. Böy­le kim­se, Al­la­hü te­âlâ­nın be­ğen­di­ği kim­se­dir. Onun gön­lü, Al­la­hü te­âlâ­nın na­zar­gâ­hı­dır. Bu kim­se sa­de­ce Al­la­hü te­âlâ­nın rı­zâ­sı­nı is­te­di­ği için, ih­sân­lar­dan mah­rûm kal­maz. Ha­dis-i şe­rif­te bu­yu­rul­du ki: “Ku­lun is­te­ye­rek yap­tı­ğı her iş için önü­ne üç def­ter ko­nur: Ni­çin yap­tın, na­sıl yap­tın, kim için yap­tın? Bi­rin­ci ni­çi­nin ma­na­sı, bu­nu Al­lah için mi, nef­si­ne ve­ya şey­ta­na uy­du­ğun için mi yap­tın? Bun­dan kur­tu­lur­sa na­sı­la sı­ra ge­lir. Her hak­kın bir şar­tı, ede­bi ve il­mi var­dır. Yap­tı­ğı­nı il­me uya­rak mı, yok­sa ca­hil­li­ği ko­lay gö­re­rek mi yap­tın? Şart­la­rı­na uy­gun ya­pıp bu su­al­den de kur­tu­lur­sa, kim içi­ne sı­ra ge­lir. Bu­nu ih­las­la, yal­nız Al­lah rı­za­sı için yap­tıy­san mü­ka­fa­tı­nı gö­rür­sün. Baş­ka­sı için yap­tıy­san kar­şı­lı­ğı­nı on­dan is­te. Dün­ya için yap­tıy­san za­ten na­si­bin yok. Baş­ka­sı için yap­tıy­san sı­kın­tı­ya ve ce­za­ya ma­ruz ka­lır­sın, de­nir.” ..... NOT: De­ğer­li hu­kuk­çu, Prof. Dr. Ek­rem Ekin­ci’nin, “OS­MAN­LI HU­KU­KU“ isim­li ye­ni bir ki­ta­bı ya­yın­lan­dı. Os­man­lı hu­ku­ku­nu ve kay­na­ğı­nı, dün­ya­ya ör­nek olan Os­man­lı ada­le­ti­nin iş­le­yi­şi­ni öğ­ren­mek için gü­ve­ni­lir bir kay­nak. Unu­tul­muş ma­zi­ye ışık tu­ta­cak önem­li bir eser. (Arı Sa­nat Ya­yı­ne­vi 0212 520 41 51)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT