BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > tuzaktan kumanda

tuzaktan kumanda

(...STAR - Desti İzdivaç) ESRA EROL: Hem eğitimli, hem güzel daha ne istiyorsun amca?... EVLENECEK AMCA: Yetmez bunlar, başka neleri var?...



tuzaktan kumanda (...STAR - Desti İzdivaç) ESRA EROL: Hem eğitimli, hem güzel daha ne istiyorsun amca?... EVLENECEK AMCA: Yetmez bunlar, başka neleri var?... Te­mel’in ye­ri Kırsal bir yerde yangın çıkmış... Fakat yangın, itfaiyenin müdahale edip söndürebileceğinden büyükmüş... Bunun üzerine yetkililerden birinin aklına şehirde kurulmuş gönüllü itfaiyeci Temel gelmiş... Ve yardım istemişler... Bir süre sonra Temel‘in itfaiye aracı görünmüş... Büyük bir süratle yangının içine girmiş, araçtan fırlayan Temel ağaçların arasına dalmış ve yangını söndürmeye başlamış... Yangının tam ortasından müdahale ettiği için de ekipler daha rahat çalışmış ve yangını söndürmüşler... Bu ustalıktan çok etkilenen çiftlik sahibi, gönüllü Temel‘e yüklü miktarda bir çek vermiş... Yerel basın itfaiye şefi Temel’le röportaja başlamış... -Tebrik ederiz... Büyük bir cesaretle yangına dalıp müdahale ettiniz... Bunun karşılığında büyük bir ödül aldınız... Bu ödülle ne yapacaksınız?... “-İlk iş olarak frenleri tutmayan itfaiye aracımı tamire götüreceğim...” itiraf reyonu... Siz izin vermedikçe; hiç kimse mutlu olmanıza ve elinizden gelenin en iyisini yapmanıza engel olamaz... Unutmayın ki; bir anın öfkesini bastırabilen bir insan, problemli bir günün önüne geçmiş olur... Günlük hayatınızda karşılaşabileceğiniz küçük şanssızlıklar, Ve can sıkıcı imaların üzerine gidip büyütülürse, Korkunç zararlara yol açabilirler... Bunları dikkate almaz ve kafanızdan kovarsanız, Gittikçe üzerinizdeki etkilerini kaybedeceklerdir... Her yerde kıskanç insanlar vardır... Unutmayın ki kıskançlık solucan gibi, Hep en güzel elmanın peşine düşer... (...Mandino) hayata dair... Vaktin birinde zarif bir lâl hanımefendi ile, naif bir lâl beyefendi lâtif bir izdivaç yapmışlar. Birbirlerine hürmet ile muamelede bulunup, sükût ile de mukâbelede bulunurlar imiş. Lâkin hanımefendi sevgisini göstermekte beyefendi kadar cesur davranamaz, çekinir imiş. Yıllar ve yıllar sonra her iki efendi de ihtiyarlamaya yüz tutmuş iken bir gün her ne oldu ve nasıl oldu ise beyefendi, hanımefendinin kalpcağızını incitmiş. Hanımefendi de bu hâle içerlemiş bir miktar... Lâkin o kadar da zarif ki, içerlemişliğini zevcine bir türlü nasıl hissettireceğini bilememiş, bizlere göre en kestirme yol olan ‘surat asma’ olayını hiç bilmiyormuş zâten... ... Bir akşam, yemeklerini yiyip de sıra kahvelerini içmeye gelince, hanımefendinin aklına bir fikir gelmiş; İkram eder iken kahvesini zevcine, bir gonca gül koyuvermiş fincanının yamacına. Beyefendi anlamış tabii hemen anlaması gerekeni... Diyormuş ki hanımefendi, goncaya söz yükleyerek; “-Ey bey! Bu goncacağızın gül açmadan nâlâtif ellerce dalından koparılması gibi, sen de beni daha serpilmemiş bir genç hanımefendi iken evimden, ebeveynimden koparıp aldın, şimdi bir de beni incitiyor musun?...” Bakınız efendim, rikkat buyurunuz, bir gonca ile anlatılanlara, dahası anlaşılanlara bakınız. Pek zarif, pek hoş. ... Tabii efendim, hanımefendi ne kadar hoş ise, beyefendi de aynı hoşlukta olduğundan, gonca ile yapılan sitemin cevabı da, yine ona yakışır şekilde olmuş. Ertesi sabah bir uyanmış ki hanımefendi, baş ucunda bir demet fesleğen... Diyormuş ki beyefendi cevâben; “-Ey hanım! Şu fesleğenin enfes kokusu gibi sen de pek hoş, pek lâtifsin... Lâkin sana dokunulmadan (incitilmeden) hiçbir sevme ya da sevmeme gösterisinde bulunmuyorsun. Beni sevdiğini anlayamıyor idim... Dedim ki, hiç değilse sevmediğini anlayayım, bu da yetsin bana, ne olur affet, işte bundan sebep incittim kalbini...” (...Hikâyeyi yollayan Gizem Naz’ın notu: Fesleğen, dokunulmadıkça kokusunu hissettirmeyen bitki türüdür) iğ­ne­lik... SANDIK Sandık deyip geçmeyin, Neler gördü bu sandık... Lâf ebesi seçmeyin, Nutuklardan usandık! Bakıp kandık gözüne, Lider sanıp aldandık... Kapıldık da sözüne, Oyumuzla çok yandık! Bugünlere geldik de, Milletçe hep uyandık... Bildik muhârebede, Mühimmâttır bu sandık! (...Sefa Koyuncu)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT