BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hâtıralar

Hâtıralar

Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan’ın Hâtıralar isimli meşhur eseri, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları arasında çıktı.



Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan’ın Hâtıralar isimli meşhur eseri, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları arasında çıktı. Hâtıralar, benim 30 yıldan beri aradığım bir kitap. Zeki Velidi Togan, Hâtıralar’ını, önce 1924 yılında Berlin’de yazmaya başlamış. 1957 yılında, Amerika’da Colombia Üniversitesi’nde misafir Prof. olarak bulunduğu zaman, Hoover Enstitüsü’ndeki Sovyet yayınlarını dikkatle inceleyerek 140 sayfalık İngilizce bir metin hazırlamış. Hâtıralar son şeklini 1967 yılında almış ve Türkiye’de 490 sayfalık büyük boy bir kitap olarak çıkmış. Eser, kısa bir zaman içinde tamamen bittiği halde yeniden basılmamış. Nihayet bu büyük boşluğu 33 yıl sonra Türkiye Diyanet Vakfı doldurmuş. Hâtıralar’ı, 33 yıllık bir hasretle kucakladım. Merakla, sevinçle, hüzünle, ümitle, öfkeyle...okudum. Kitabın beni cezbetmesi, Zeki Velidi Togan’ın şahsiyetiyle ilgili. Hemen belirtmeliyim ki, ben de Zeki Velidi’nin ideal dünyası içinde büyüdüm. Onun çektiği çilelerle ezildim. Onunla ilgili olarak, 1944 örfi idare mahkemesinin zabıtlarını ve mahkeme kararını okuyup bitirdiğim zaman evimde bağıra bağıra ağlamaya başladım. Ord. Prof. Zeki Velidi Togan, bizim dünya çapında bir tarihçimiz 1890 yılında, bugünkü Başkurdistan’ın Küzen avulunda doğdu. 80 yıl yaşadı. 1970 yılında İstanbul’da vefat etti. Ömrünün 35 yılı Türkistan’da, 44 yılı Türkiye’de geçti. O’nun Türkistan yılları, büyük fırtınalı yıllardır. Çünkü hem Çarlık Rusyası’nı gördü; hem de Sosyalist Rusya’yı. 1917 ihtilâlinin içinde bulundu. Yeni rejimin bütün liderleriyle birlikte çalıştı. Lenin’le, Stalin’le, Trotsky’le görüşmeleri, çekişmeleri oldu. Bugünkü Başkurdistan’ı kuranlardan birisi de O’dur. Başkurdistan’da İçişleri Bakanı ve Harbiye Bakanı olarak çalıştı. Komünist liderlerle zaman zaman geçinemedi. Hapis yattı. Ölümden kıl payı kurtuldu. Enver Paşa’yla, Cemal Paşa’yla, Halil Paşa’yla görüştü. Azerbaycan’ın ve Türkistan’ın önde gelen bütün siyaset ve devlet adamlarıyla yakın dostluklar kurdu. Sonra, Sosyalizm, bir Rus emperyalizmi haline gelince, Azerbaycan ve Türkistan liderleri birer-ikişer yok edilmeye başlayınca vatanını terketmek mecburiyetinde kaldı. Önce Avrupa’ya gitti. 18 ay Fransa’da ve Almanya’da oturdu. 1925 yılında, ikinci vatan bildiği Türkiye’ye geldi, Türkiye vatandaşlığına geçti. Önce Maarif Vekâleti’nde Telif-tercüme encümeninde çalıştı. Sonra İstanbul Üniversitesi’ne Tarih kürsüsüne tayin edildi. 35 yaşındaydı. 19 yıl umumi Türk Tarihi okuttu. Sayısız talebe yetiştirdi. 1944 yılında, bir gün evinden alınarak tevkif edildi. Büyük zulüm gördü. “Gizli cemiyet kurmak, Türkiye’yi Almanya safında 2. Dünya Savaşı’na sokmak” suçlamasıyla mahkemeye çıkarıldı. Tabutlukların meşhur savcısı, bir Stalin öfkesiyle kükrüyor, dünya çapındaki bu ilim adamımızın darağacına çekilmesini istiyordu. Ben, o 1944 Örfi İdare Mahkemesi’nin bütün duruşma zabıtlarını okuduktan ve Ord. Prof. Zeki Velidi Togan’a 10 yıl ağır hapis cezası verildiğini gördükten sonra, evimde bağıra bağıra ağlayarak hayıflandım. Şimdi, elbette merak edeceksiniz. Zeki Velidi nasıl gizli cemiyet kurmuş? Ve tek başına, Türkiye’yi Almanya safında 2. Dünya Savaşı’na nasıl sokmak istemiş? Bulursanız açın okuyun 1944 yılı İstanbul Örfi İdare Mahkemesi’nin zabıtlarını. Aynen şöyledir: 2. Dünya Savaşı çıktığı zaman, Zeki Velidi bey samimiyetle inanır ki, bu savaşın galibi Almanlar olacaktır. Arkadaşlarına der ki; “Almanlar’ın Ruslar’dan aldıkları esirler arasında, mutlaka Türk asıllı kimseler de bulunacaktır. O Türk çocuklarını esir kamplarından kurtarmak için, bizim şimdiden bir tedbir almamız gerekir. Şahsî başvurmalar dikkate alınmaz. O bakımdan, bizim bir cemiyet kurmamız lâzımdır!” Yıl: 1944’dür. İktidarda CHP vardır. Öyle (7) kişinin bir araya gelerek dernek kurması mümkün değildir. Devletin izin vermesi gerekmektedir. Bu bakımdan Zeki Velidi bey zar-zor (7) kişiyi bulur ve bu gizli (!) derneği kurmak için zamanın İstanbul Valisi Lütfi Kırdar’a çıkar. Kanaatini açık açık anlatır izin verilmesini ister. Lütfi Kırdar korkar. Der ki: “Hoca! Bu beni aşan bir iş! Sen git konuyu Mareşal Fevzi Çakmak’a anlat. Onun yardımını sağla!” Zeki Velidi bey kalkar bu gizli (!) cemiyet için Ankara’ya gelir. Mareşal’den randevu ister. Fakat Mareşal, daha önceden uyarılmıştır. Zeki Velidi’yi kabul etmez. Hoca da çaresiz İstanbul’a döner. Bu arada kuruculardan iki kişi çıkar Almanya’ya gider. Bir kişi de Hükûmetin tavrından dolayı korkup bir tarafa çekilir. Geride 4 kişi kalır. Kanunun aradığı 7 kişilik kurucu heyet bozulduğu için konu, kendiliğinden kapanır. Ama 1944 yılında Atsız-Sabahattin Ali dâvası başlayınca, bazı büyük vatanseverler, ortaya fırlayarak Zeki Velidi hocanın bu çok gizli (!) ve bu çok büyük (!) suçunu ihbar ederler. O’nu kelepçeleyerek götürürler. Ve (yukardaki açıklamalara rağmen) büyük bir vatanperverlikle ve anlatılmaz bir kahramanlıkla onu 10 yıl ağır hapis cezasıyla susturarak demokrasiyi yaşatırlar. Gerçi Askeri Temyiz Mahkemesi, kararı hukuka, adalete, akla mantığa aykırı bularak bozar ama Zeki Velidi ve arkadaşları, zindanlarımızda bir yıl kadar çile çekerler. Hâtıralar işte o çileli adamın 35 yıllık Türkistan hayatından çarpıcı sayfalardır. İşte Hâtıralar’dan çok ibret alınacak kısa bir bölüm. Zeki Velidi diyor ki; “Biz Moskova’dan ayrıldıktan sonra toplanan Komintern Kongresi’nde Rus Hariciyesi’nin ve Komintern’in yakın Şark mütehassıslarından Pavloviç, yakın Şark ve Orta Asya’da çalışacak arkadaşlarına verilmek üzere teksir edilmiş bir yazı vermiş, fakat bunu Müslüman komünistlere vermemiş. Mamafih Turar gibi benim de tanıdığım bir Lehli komünist, bunun bir kopyasını Turar’a gizlice vermiş. Sonra 1923’te Tatar aydınlarından Osman Tokambel, bunu Berlin’e getirebilmiş. Bu yazıda, yakın şarkın Arap, Türk, İranlı, Afganlı gibi milletlerde mezhep ve tarikat ihtilaflarını yaşatmak gerektiği bildirilmiş. Bu milletlerin dilleri, imlâları istikrarlı olmadığından, aralarında kuvvetli edebi dillerin husule gelmemesi yolunda, bu istikrarsızlıktan istifade edilmesi lüzumu belirtilmiş. Mevcut dillerin parçalanmasından istifadenin ehemmiyeti anlatılmış. Yakın şarkta kültür işçileri ve fikir adamlarını bölmenin ve kırmanın kolay olacağı izah edilmişti” Hâtıralar’ı mutlaka okuyun ve okutun isterim.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT