BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Acı tecrübelerin öğrettiği

Acı tecrübelerin öğrettiği

İnsanoğlunun mayasındaki bozukluğa bakın ki, dünya sahnesine geldiği günden beri, geçen şu kadar bin senede meydana getirdiği tarihi hep kanla yazmıştır!



İnsanoğlunun mayasındaki bozukluğa bakın ki, dünya sahnesine geldiği günden beri, geçen şu kadar bin senede meydana getirdiği tarihi hep kanla yazmıştır! Bu, insan nev’i içerisinde, kötülerin çokluğunun açık bir delilidir. İyiler ve güzellikler, daima azınlıkta kalmıştır. Şu halde, bunca kötülerin ve kötülüğün karşısında, iyilerin ve güzelliklerin korunması, arkasında koruyucu güç olarak mutlaka bir demir yumruğu gerektirmektedir! Peygamberlerin vahiy yoluyla getirmiş oldukları dinlerin va’zettikleri dışında; iyiyi kötüyü insanoğlu hep deneme-sınama yoluyla öğrenebilmiştir. Bu da, çok pahalıya malolmuştur. Hâlâ da olmaya devam etmektedir. Herşeyi Batı’dan devşirdiğimiz için, değerlendirmelerimiz ve yargılarımız da değişti. Batı, neyi, ne kadar veriyorsa onunla yetiniyoruz! Halbuki Batı, bir Ortaçağ karanlığını ve vahşetini yaşadı. Asırlar boyu süren bu zifiri karanlıkta insan, sürüden farksız hatta daha aşağı idi. Zira Batı’da mektep-medrese yoktu. Okuma-yazma bilenler yalnızca papazlardı. Onlar da, sıfır rakamını bilmeden, Romen Rakamları ile işlem yapabiliyordu! Ellerindeki tek kitap, birbirini tutmayan çeşitli İncillerdi. Kendilerinden öncekilerin yazdıkları ve Tanrı kelâmı diye yutturdukları bu İncillere göre de dünya düzdü! Bizdeki yarı aydın, Batı’daki bütün kuruluşların altında papazların imzasını görünce, küçük dilini yutar ve; (Şu Hıristiyanlığa bakın; ilme ve fenne ne kadar kıymet veriyor ki, bunca filozof, kâşif, ilim ve fen adamı hep papaz!) Oysa Ortaçağ, İslam dünyasının altın çağıdır. İlimde, fende, idarede ve medeniyette... Zira, Müslümanlık, ilmi, kadın olsun erkek olsun herkese farz kılıyordu. Müslümanlıkta en üstün rütbe âlimlik rütbesi idi; ve ilim mü’minin yitiği olup, Çin’de olsa, onu bulup alması gerekiyordu. Avrupalı papazlar, Müslümanların ilim kitapları ile, mektep ve medreseleri ile ilk defa Endülüs’te karşılaştılar. Ve dinden çıkma (Aforoz edilme) pahasına gerçekleri söylediler. Bu söylemlere inanmak zorunda kalan Batı, kurtuluşu, bu yalan ve yanlışlarla dolu Hıristiyanlığı reforme (değiştirip, yenilemek) etmekte buldu. İncillerde, dünya hayatına ait hüküm bulamayan Batı, yönünü, büyük bir taassupla, aydınlandığı İslam’ın nûruna değil de yine kendi köklerine (eski Roma) çevirdi. Halkı, hatta kralları kilisenin dayatmalarından kurtardı. 1789 Fransız İhtilali ile dinden (kilisenin taassubu ve zorbalığı) uzaklaşma resmileşti. Öyle ki, bu ihtilal, aslen papaz olan kimyager Lavoisier’i asarken, (Cumhuriyet’in ilim adamına ihtiyacı yoktur!) diyebildi. Fransız ihtilali ile Batı’da gelişen fikir; dinden uzaklaşmanın yanında Milliyetçilik akımı idi. İşte biz, Batı, Batı derken esinlendiğimiz yegane kaynak bu Fransız İhtilali etrafında gelişen fikirlerdi (Laisizm ve Milliyetçilik) Milliyetçilik fikri, adeta bir uyuz seyyaliyetiyle öylesine süratle bir gelişme gösterdi ki, bütün imparatorlukları yıktı. Bunların yerine ulus-devlet denilen modeller kurulup geliştirildi. Birinci Cihan Harbi, işte bu imparatorlukların topraklarının bölüşümü yüzünden çıkmıştı. Bizim Cihan Devletimiz de işte bu hengamede parçalanıp paylaşılmıştır. Milliyetçilik fikri git gide ırkçı bir hüviyete bürününce, gerçek yüzünü göstermeye başladı. Pandora’nın kutusunu ilk açan Almanlar oldu. Ve 2. Cihan Savaşı patladı. İçine dahil olmadığımız bu savaşta Batı’lı devletler, eski sömürgelerine kavuşmak istediler ancak; savaşın sonunda ellerindeki sömürgelerden de oldular! Ama, bunca kan ve gözyaşından sonra, bir şeyi keşfettiler. Artık, milletler ve devletler, toplu katliamlara (savaşlara) meydan verilmeden sömürülecekti! Batı, onca tecrübeden sonra, kendi içinde bunu başardı. Doğu ise ya sömürülüyor ya da birbirlerinin gözlerini oymaya devam ediyor! ........ Not: Doğu’nun bu zelil hale düşüş sebebini yarınki yazıda açıklamaya çalışacağız.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT