BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Her şeye rağmen hoşgörü...

Her şeye rağmen hoşgörü...

Şimdi okumak iş bulmak için tek başına hiç yetmiyor. Şimdilerde iş bulabilmek için ya birkaç dil bilecek veya ihtisasında bir numaralı kişi olacaksın. Ya da şimdiki adıyla referans dedikleri iyi bir tavsiye edicin bulunacak. Kim ne derse desin bunun dışında iş bulunabileceğine ben inanamıyorum.



“Yok birbirimizden farkımız...” diye bir deyim vardır. Bu toprağın insanının kaderi gerçekten hep aynıdır değil mi? Zaten o sebeple birimizin hatırası, binimizin duygularına tercüman olabiliyor. O yüzden bu köşede bir hatıra okuyunca, sizin de aklınıza yaşadığınız bir anı geliyor ve sarılıyorsunuz kaleme. İşte Konya’dan Veli Çeliktürker de bu duyguyla kaleme sarılanlardan. Bakın neler söylüyor... “Köşeniz’de çıkan yazıları pek kaçırmam. Benim de birkaç hatıram yayınlandı bu köşede. 10 Ocak 2000 tarihli köşemizde “Peki ama bir şartla” başlıklı Niyazi Gürsu beyefendiye ait hatırayı okudum ve duygulandım. Çünkü benzer taraflarımız var. Ben de 1951 Ocak ayında Bulgaristan’dan Anadolu’ya göç ettim. O da göçmendi ben de göçmenim. İkinci benzer tarafımız, onun babası yurda geldiğinde vefat edip onları yetim bırakmıştı. Benim de oğlum 20 Aralık 1999 tarihinde kanserden vefat ederken geride bana 4 yetim bıraktı. Emekli öğretmen, sayın Gürsu beyefendiye köşenizde hürmetlerimi sunuyorum. Burada bir şeyi daha arzetmek isterim. Onların anaları, kocasının vasiyetini de tutarak, çocuklarını okutmak için çalışmış didinmiş. Sonunda çocuklarını okutmayı başarmış. Bu ne kadar güzel bir şey. Şimdi aynı şekilde biz de çocuklarımızı, daha doğrusu torunlarımızı okutmaya çalışıyoruz. Torunlarımın dördü de kız. İkisi Anadolu Lisesi’nde. Biri yedinci sınıfta, biri meslek lisesini bitirdi. Ama benzemeyen tarafımız mı desek, şanssızlığımız mı desek bilemiyorum ama, Niyazi beyin zamanında okumak bir işe yarıyordu. Çünkü o zamanlar işsizlik diye bir sorun yoktu ülkenin başında. Şimdi okumak iş bulmak için tek başına hiç yetmiyor. Şimdilerde iş bulabilmek için ya birkaç dil bilecek veya ihtisasında bir numaralı kişi olacaksın. Ya da şimdiki adıyla referans dedikleri iyi bir tavsiye edicin bulunacak. Kim ne derse desin bunun dışında iş bulunabileceğine ben inanamıyorum. Gerçi, elbette Allah için doğrular da vardır. Ancak istisnalar kaideyi, yani kuralı bozmaz derler. Şöyle bir bakıyorum da ülkenin haline. Eh, düşürülmek için gerçekten çaba sarf edilmesine rağmen şimdilik halen dipdiri duran bir enflasyon var. Öte yanda, kıyak emeklilik için çabalayanlar var. Beri tarafta deprem sonrası halen çadırkentte tir tir titreyerek bekleyenler var. Halen hastanelerde rehin bırakılmak istenenler var. Yirmibirinci yüzyıla girmişiz ama halen, işkence edilerek diri diri toprağa gömme vahşetine şahit oluyoruz. Bütün bunlara ilaveten bir de dışarıdan gelen direktifler var. Şunu şöyle yapacaksınız, bunu böyle yapmalısınız. Şuna şöyle demelisiniz, buna böyle demelisiniz” gibi etliye de sütlüye de karışmalar var. Ondan daha üzüntü vereni, o söylenenlere kulak asmak zorunda bulunmuş olmamız. Burada biraz haddi aştık mı bilmiyorum özür dilerim... Bizim buradan bir göçmen vatandaş, Konya Karapınar’ın yerlilerinden olup, maliyeden emekli Naim Boztaş isminde bir vatandaşı Bulgaristan’a gezmeye götürmüş bir gün. Gittikleri Deli orman civarında Şumanı’ye bağlı 1000 hanelik Çukurköy. Benim köyüm Yonuz Abdal (Yunus Abdal) köyüne 10 kilometre. Bu Naim Bostaşla bir gün karşılaştığımızda bana şöyle dedi: “-Veli Ağabey ben sizin memlekete gittim gezdim gördüm. İki günden beri ben Osmanlıya çok kızgınım” -Hayırdır Naim bey? “-Yahu öyle memleket elden çıkarılır mı?” Ona dedim ki, “Ah Naim bey, sen biraz tarihle ilgilen. İçte ve dışta yaşanan olaylara bir bak hatta günümüzde yaşananlara bir bak da mecburiyet neymiş anla!” İşte sayın Niyazi Gürsu beyefendi, bizim kaderimiz gerçekten birbirine benziyor. Senin memleketin nasıl elden çıkmış benim 550 senelik ecdat memleketim nasıl elden çıkmış, mecburiyetler insanın elini kolunu nasıl bağlamış ve bağlamakta değil mi? Bütün bu zor şartlar altında görevde bulunan devlet ricaline aklı-selim, sabır ve başarılar temenni ediyorum. Birlik ve beraberlik için vatandaş olarak bizim de üzerimize düşen görevimizi yapmamız gerektiğine inanıyorum.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT