BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kur’an-ı kerimi anlamak!

Kur’an-ı kerimi anlamak!

Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Muhammed aleyhisselam anlamıştır. Ondan başka hiç kimse tam anlıyamaz. Eshab-ı kiram, ana dilleri Arapça olduğu hâlde, bazı ayetleri anlayamayıp, Peygamber efendimize sorarlardı.



Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Muhammed aleyhisselam anlamıştır. Ondan başka hiç kimse tam anlıyamaz. Eshab-ı kiram, ana dilleri Arapça olduğu hâlde, bazı ayetleri anlayamayıp, Peygamber efendimize sorarlardı. Resulullah, Kur’an-ı kerimin tefsirini Eshabına bildirmiştir. Eshab-ı kiramın bildirdiğinden başka türlü söyleyenler, dalalete, hatta küfre düşer. Tefsir, yoruma değil, nakle dayanır. Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki: (Bir gün Peygamber efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e ince marifetleri, onun seviyesine göre anlatıyordu. Yanlarına Hz. Ömer gelince, konuşma uslubunu onun da anlıyacağı şekilde değiştirdi. Hz. Osman gelince, yine konuşma şeklini değiştirdi. Hz. Ali de gelince konuşmasını, hepsinin anlıyacağı tarzda değiştirdi. Resulullahın her defasında konuşma uslubunu değiştirmesi, oradaki zatların istidatlarının farklı oluşlarından meydana gelmiştir.) [Mek. Masumiyye 59] Kur’an-ı kerimi, Arapça bilen de tam anlıyamaz. Dil ayrı, ilim ayrıdır. Türkçe bilen, tıp, hukuk, fen bilgisini anlayabilir mi? Hadis-i şerifte, (Kur’an, Allahın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz.) buyurulmuştur. Kur’an-ı kerim çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamıyacağı bizzat Kur’an-ı kerimde şöyle bildirilmektedir: (De ki, Rabbimin [İlmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109] Anayasayı anlamak için hukukçulara gidiliyor. Hâlbuki bunları da insan yazmıştır. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allahın kelamını nasıl anlıyabilir? Kur’an-ı kerimi anlıyabilmek için, tercümelerine değil, tefsirlere bakmak gerekir. Yusuf suresinin, (Anlayabilmeniz için, Kur’anı Arapça olarak indirdik) mealindeki 2. ayet-i kerimesi, tefsirlerde özetle şöyle açıklanıyor: (Kur’an-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık, en ahenktar olan Arapça olarak indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görür, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin dilinizle indi. Edebiyatçıların, şairlerin sözlerine benzemediğini gördünüz. Bunun insan sözü olmadığını, İlâhî bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.) Demek ki ayetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur’an-ı kerimi insanlara açıkla) buyurulmazdı. (Nahl 44) Fussilet suresinin, (Eğer biz Kur’an-ı kerimi yabancı bir dilde okunan bir kitap kılsaydık. Diyeceklerdi ki, ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalıydı. Muhatapları Arap olduğu hâlde, Arapça olmıyan bir kitap mı geldi) mealindeki 44. ayet-i kerimesinin açıklaması da şöyledir: Kur’an-ı kerim [İbranice, Yunanca değil] sizin lisanınızda, yani Arapçadır. Siz Arap olduğunuza göre, ifadelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden bu Kur’an-ı kerimin İlâhî bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa, (Arapça bildiğinize göre, Kur’anın hükümlerini de anlarsınız) denmiyor. Herkes Kur’andan aynı şeyi anlasaydı, 72 sapık mezhep meydana çıkmazdı. İmanı, farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Bunlar, ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Fıkhı, âlimler, ayet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden çıkarmışlardır. (Hadika s. 324) Namazların kaç rekat olduğunu, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağını, zekât nisabını, orucun ve haccın farzlarını, hukuk bilgilerini, Resulullah açıklamasaydı Kur’an-ı kerimden anlamak mümkün değildi. İmran bin Hasin hazretleri, (Bize yalnız Kur’andan söyle!) diyene, (Ey ahmak, Kur’andan her şeyi anlamak mümkün mü? Mesela namazların kaç rekat olduğunu bulabilir miyiz?) buyurdu. Hz. Ömer’e de, (Farzlar seferde kaç rekat kılındığını Kur’anda bulamadık.) dediler. Cevaben, “Biz, Kur’anda bulamadığımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekatlık farzları, iki rekat olarak kılardı.” buyurdu. (Mizan)
Kapat
KAPAT