BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Toplumumuz için bir şey yapınca mutlu oluyorum

Toplumumuz için bir şey yapınca mutlu oluyorum

Farklı insanlar tanımaktan, farklı şeyler görmekten ve onlarla birlikte bir şeyler başarmaktan çok mutlu olduğunu söyleyen İbrahim Betil “Gençlerde gözlemlediğim başarma gayreti beni çok mutlu ediyor, birileri için bir şeyler yapmak, onların başarılarını görmek çok gurur verici, çok heyecanlı” diyor



PAZAR KAHVESİ Betül Altınbaşak betul.altinbasak@tg.com.tr Farklı insanlar tanımaktan, farklı şeyler görmekten ve onlarla birlikte bir şeyler başarmaktan çok mutlu olduğunu söyleyen İbrahim Betil “Gençlerde gözlemlediğim başarma gayreti beni çok mutlu ediyor, birileri için bir şeyler yapmak, onların başarılarını görmek çok gurur verici, çok heyecanlı” diyor Sunuş Bir bilgeye soruyorlar, “Dünyayı daha yaşanılacak bir yer kılmak için yapmamız gereken en önemli şey nedir?” diye. Cevabı çok kısa: “Birbirimizi bulmalıyız”. “Birbirimizi nasıl bulacağız?” dendiğinde yine cevap çok kısa geliyor: “Birer birer iyilik yaparak.” İçimizden birileri birer birer iyilik yapıyor. Ne kadarını biliyoruz, ne kadar destek olabiliyoruz bilmiyorum ama İbrahim Betil’in dediği gibi “çok zaman kendi akvaryumlarımızın içindeyiz ve hep yakındığımız günlük telaşların karmaşasında bazen kendimizi de kaybetmiş vaziyette koşturuyoruz. Evet, bu haftaki konuğum İbrahim Betil. Hepimiz başarılı bankacılık geçmişi ile kendisini yakından tanıyoruz. Sektörün duayenlerinden. Genel Müdürlük, Banka Kuruculuğu, TÜSİAD üyeliği, danışmanlıklar ve reel sektörün içinden birçok başarının sahibi. Ama kendisi belli ki en çok eğitime verdiği gönlü ile gurur duyuyor. Koltuklar gelip geçici geride insanlar için bıraktıklarınız kalıyor diyor ve arkasında gücünü aldığı dev bir genç ordusu ile yurdun her toprağını karış karış gezerek onların projeler üretmelerine destek oluyor, genç yüreklere güç veriyor. Siz de bu çalışmaları önemsiyor ve sayın Betil ile biraz da geçmişe yönelik bu sohbetimize kahvenizle destek vermek istiyorsanız buyurun efendim satırlarımızı okumaya... B.A. Bir derneğe, bir vakfa gönülden hizmet etmenin yüceliğini çok iyi anlıyorum ama sıfırdan bir değer oluşturarak apayrı özelliklerde binlerce insanı bir yapı etrafında birleştirme gayretinin de çok kolay bir iş olmadığını ve bu yüzden de sizi birçoğumuzdan farklı kılan bir özelliğinizin olması gerektiğini düşünüyorum. Kolay bir iş olmasa gerek bir vakfı yönetmek? Tabii ki kolay değil, uğraştığınız birçok kişi, kurum, alan var. Halen aktif yürüttüğüm birçok işim var ama vakıf çalışmalarımızı da çok önemsiyorum. Bu güzel bir soru oldu, bilseydim böyle bir soru soracaksınız, size bir fotoğraf getirirdim. Anlardınız, ta nerelere dayanıyor bu çabam. 15- 16 yaşlarımda da bir okul inşaatında çekilmiş bir fotoğraf. Hiçbir yerde kimseyle paylaşmadım ama bilseydim sizinle paylaşırdım. 16 YAŞINDA OKUL İNŞAATINDA > Mümkünse yine de paylaşır mısınız bizimle? Nerede fotoğraf? Bize hikayesini anlatsanız. Pekala evden getirtirim. Ben orta gelirli bir ailenin çocuğuydum. Hayatta ne yaptıysam kendi çabam ve kurduğum iyi ilişkilerle oldu. Robert Kolej’de burslu okudum. Bir hocamız vardı, yabancıydı ama Türkiye’de uzun yıllar yaşadığı için Türk gibi olmuştu. Okulda, “Toplum Hizmetleri Kulübü” kurmuştu. Büyük bir kamyoneti vardı, bizi hafta sonları arkasına atar çeşitli yardım faaliyetlerinde, toplum hizmetinde çalışmamız için belirlediği çeşitli projelere götürürdü. 60’lı yılların başından bahsediyorum. İstanbul’da bırakın 2. köprüyü, 1. köprüde yok daha. Kavacık o günler bomboş, şehrin dışında bir ilkokulun inşaatı vardı ve hocamız bizi bu inşaata götürdü, çalıştık. İşte size getirteceğim fotoğraf da o günlere ait. Birçok okulun inşaatında, temizliğinde çalıştık. Bugün hâlâ duyduğum o heyecan, birileri için bir şeyler yapmanın keyifi, hocamız sayesinde o yıllara dayanır.. > “Ağaç yaşken eğilir” sözü ne kadar doğru Elbette. Yıllar boyunca çalışma hayatı içerisinde geçirdiğiniz onca zamana karşın küçük yaşlarda aldığınız toplumsal duyarlılık, paylaşım duygusunun verdiği keyif içinizden çıkmıyor ve kaybedilmesi de mümkün olmuyor. Toplumsal paylaşımın verdiği mutluluğun tadı hiçbir şeyde yok. Çünkü benim inandığım bir şey var ki oda mutluluk dediğimiz şey bireysel değil. Bana göre, bireysel hazla, bireysel keyifle, sadece kendini mutlu eden eylemlerle, mutluluğun içi doldurulmaya çalışıldığında o gerçek bir mutluluk olmuyor, vakit geçirme ve sürekli bir arayışa yönelme oluyor. > Bir süre sonra da tatminsizliği, hiçbir şeyden keyif alamamayı getiriyor sanırım. Gayet tabii. Bir süre sonra tatminsizliğe yol açıyor. Oysaki insanın elde ettiği mutluluğu çevresinde görebilmesi, etrafındaki kişilerin de benzer keyiflere kavuşabilmesine imkan sağlayabilmesi, toplumun mutluluğuna katkıda bulunabiliyor olması ve onların mutluluğu ile mutlu olması sonu gelmez bir haz. Bunun tadına varmak gerekir.. Gençlere daima şunu söylüyorum. Para kazanmak hepimizin ihtiyacı, ama mutluluk parada değil. Parayı ne şekilde harcayabildiği, insanı mutlu veya mutsuz yapar. Bakın bir çok insana, para harcayarak ya da kazanarak mutlu olabileceğini sanıyor, ama olamıyor. Onu alıyor, bunu alıyor ama mutsuz. Sürekli satın almak mutluluk arayışının en kolay sonucu, bir oyalanma eylemi. BANKACILIK SERÜVENİ > Bankacılık sektörünün duayenlerindensiniz. Aklınızdaki iş miydi? Biraz geçmişten günümüze bir yolculuk yapsak, neler geldi, neler geçti bugüne kadar? Bankacılık en çok istediğim işti, diyemeyeceğim. Hayatın akışı içinde gelişti ama ben de başarılı olmak için elimden gelen gayreti gösterdim. 15 yaşından itibaren çalışmaya başladım, yaz tatillerim çalışarak geçti, hep bir mücadelem vardı ve bundan da hiç gocunmadım. Genç yaşta çalışmak insanı güçlendiriyor, cesaretlendiriyor. O zamanların Robert Yüksekokulu’nu, bugünün Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirdim ve iyi bir eğitimim olduğuna inandığım için de herkesin beni kapış kapış işe alacağını düşündüm ama öyle olmadı ve bir süre işsiz kaldım. Sonra bir vesile ile Sanayi Kalkınma Bankası’na girdim. Birkaç yıl çalıştım, ardından genç yaşta arkadaşlarımla birlikte plastik işine girdik. Bir girişimcilik, sanayicilik dönemimiz oldu. Ülke olarak yokluk dönemindeydik. Ecevit Hükümetiydi. Yağın, şekerin, benzinin olmadığı zor dönemlerdi. Baktık bu işler bize istediğimiz sonucu vermeyecek, vazgeçtik. Hüsnü Özyeğin o dönem Pamukbank’ın Genel Müdürüydü, beni yardımcılığına çağırdı. “Deneyimim yok” dedim, “birlikte öğreniriz” dedi . Bana güvendi. Okuldan arkadaşımdı. Kendisi bir süre sonra grup, Yapı Kredi Bankası’nı alınca oraya genel müdür oldu. Ben de Pamukbank’a. Hayat bazen önünüze bir takım fırsatları da sunarak, önünüzü açabiliyor. > Kimse, “arkadaşım” diye böylesine bir sorumluluğu kimseye vermez elbette ama iyi değerlendirilmiş rastlantılar da peşinden güzel başarıları getiriyor. Tabiî ki, iş bilen hiç kimse falanca arkadaşım diye ona büyük tekliflerde bulunmaz ama bazen hayatın karşınıza çıkarttığı fırsatlarda oluyor. Burada çok önemli bir husus var ki o da ilişkiler. Çevreniz ne kadar geniş olursa size kattığı değerde fazla oluyor. Dünya çok küçük ve ne zaman, kimlerle ne şekilde sizi bir araya getiriyor belli de olmuyor. > Garanti Bankası ve nihayetinde bir de banka kuruluşunuz var. Garanti Bankası’nın yeri çok ayrı bende. Hâlâ ailemin bir parçası olarak gördüğüm, çok önem verdiğim , çok değerli insanlarla uzun yıllar çalışma fırsatı yakaladım. Şimdi değil, aktif bankacılık yaparken de verdiğim demeçlerde hep söylediğim bir şey vardı “bankacı olarak ölmek istemiyorum” diyordum. Hayalim bir okul kurmaktı. Ama çok ortaklı bankacılık modelini de denemek istiyordum ve Garanti’nin ardından Bank Expres’i kurduk. İyi de bir performansı vardı, ancak 94 krizinde gördüm ki çok ortaklı yapılarda krize direnmek de güç oluyor, çünkü ortaklar asıl işlerini daha çok korumak istiyor. Bankayı emin ellere teslim ettim ve tamamen çekildim bankacılıktan. HAVADA İŞ TEKLİFİ ALDI > Eğitimci yanınız devreye girdi, sanırım artık. Evet, biraz evvel de bahsettmiştik hayatın güzel fırsatlarına bir örnek daha vereyim. Bank Expres’i devretmiş Merkez Bankası’ndan dönüyordum. Ankara’dan İstanbul’a bindiğim uçakta, “kulakları çınlasın” Enka Holding’in şimdiki Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Tara ile tamamen tesadüf sonucu yan yana oturduk. Sohbette “şimdi ne yapacaksın” dedi. Ben de “hayalimdeki işi, eğitimcilik” dedim. Bilirsiniz, İstanbul’da ağırlıklı rüzgarlar kuzeyden eser, uçaklar da Marmara üstünden alana iner, o gün tesadüf güneyden esiyor ve böyle olunca da Karadeniz’den iniş yapıyor. Biz konuşurken Sinan Şara, “aşağıya bak” dedi, Uçak Karadeniz üzerinden inişe geçmiş, İstinye’de Sadi Gülçelik Spor Tesisleri’nin üzerinden geçiyoruz. “Bak orada spor kompleksinin içinde boş bir alan var, bu tesislerin içinde okul olur mu” dedi ve ben de “böyle bir fırsatı bana verirseniz neden olmasın” dedim. Havada el sıkıştık. Daha sonra Tarık Şara ile de bir araya geldik ve Tarık Bey bana “en iyisini yapabilecekseniz, dünya standartlarında bir kalite ortaya koyabilecekseniz bu işe girin” dediler. Tıpkı geçmişte Hüsnü Özyeğin’in yaptığı gibi. O gün bana duydukları güven ve destekle Enka Okullarını kurduk. 99 depreminde de bir şey yapmamız gerekiyordu. Adapazarı Enka’yı 2 ayda kurduk ve yatılı çocuklar aldık. 10 yıldır halen haftada bir günümü orada kurucu temsilcisi olarak geçiriyorum. Çok güzel bir okul oldu. Özel eğitim veriyoruz ama tamamen kurayla seçtiğimiz çocuklarla ücretsiz eğitim yapıyoruz. > Eğitimci kimliğinizle, sivil toplum hareketlerinizin başlangıcı da aynı döneme mi denk geliyor Evet, Suna Kıraç ile zaman zaman bir araya gelir, “eğitim için neler yapabiliriz” diye tartışırdık, diğer yandan da Eskisehir Anadolu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tahir Özgü ile bir araya gelir, “neler yapılabilir” diye sohbet ederdik. Tahir Hoca’nın üniversitede başlattığı bir “Eğitim Gönüllüleri Kulübü” vardı. Vakıftan çok önceydi. Hoca bana sürekli öğrencilerle birlikte yaptıklarını, projelerini anlatırdı ve bu çalışmalar beni çok etkilemişti. Birlikte Suna Hanıma gittik ve “vakıf haline gelemez miyiz?” dedik. Böylece vakıf kuruldu ve birçok başarılı projeyi gerçekleştirdi. > Sivil Toplum örgütleriyle ilgili olarak bizlere aktarmak istediğiniz bir husus var mı? Çoğumuz istesek de istemesek de bir akvaryum içerisinde yaşıyoruz, bu akvaryum kendi arkadaş gurubumuz, kendi sınırlarımız, gidip geldiğimiz işimiz, vb. günlük yaşamın etramızda oluşturduğu çember. Ama dünyada farklılıklar var. Sivil toplum örgütü bana bu canlılığı sağlıyor. TOG’un çalışmaları içinde gençlerde gözlemlediğim gelişmeler, başarma gayreti beni çok mutlu ediyor, birileri için bir şeyler yapmak, onların başarılarını görmek çok gurur verici, çok heyecanlı ve tüm gençleri TOG’a davet ediyorum. Toplum Gönüllüleri Vakfı nasıl oluştu? Ben gençlerin vakıf çalışmalarında daha aktif olmasını arzu ediyordum ama bu görüş herkes tarafından kabul görmeyince gençlerle birlikte hareket ederek onların daha katılımcı olacağı farklı bir organizasyonun çok daha fazla iş ortaya çıkarabileceğini düşündük. Maraş’ta çeşitli üniversitelerinden gençlerle bir araya geldik. Üniversitenin Rektörü Nafi Bayturul bize destek verdi, ağırladı. Kendisi çok değerli bir akademisyen, örnek bir insandır. Bu gayretlerin sonucunda da TOG yani Toplum Gönüllüleri Vakfı kuruldu. Bugün artık binlerce genç üyemiz var ve çevreden, sağlığa, eğitme, girişimciliğe kadar bir çok konuda proje geliştiriyorlar. Sadece geçen yıl 600 proje geliştirdiler ve uluslar arası talepler gelmeye başladı. Vakıf 7. yılını bitiriyor. Yurt içinde 91, Kuzey Kıbrıs’ta 2 örgütümüz var. Azerbeycan’da Bakü’den, Almanya’da Bremen Üniversitesi’nden kulüpler oluşturmak için davetler alıyoruz. Bu yüzden Toplum Gönüllüleri’nin uluslar arası isim onayı için başvuruda bulunduk. Gençlerimiz çok etkinler. Devlet Planlama, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile birlikte çok büyük işler başardılar. Avrupa Büyük Komisyonu Gençlik Danışma Kuruluna seçildiler. Geçen yıl Bakanlar Kuruluna davet edildiler ve gençlerin sorunlarını aktardılar. > TOG dışı projeleriniz var mı ? Evet, ilköğretim öğretmenlerinin mesleki eğitim ve gelişmelerine katkı sağlayacak yeni bir proje geliştirdik. Garanti Bankasına teklif götürdüm. Çok sıcak baktılar, desteklediler. Geçen yıl vakıf kuruldu. Milli Eğitim Bakanılığı ile vakıf arasında bir protokol imzalandı. Öğretmen Akademisi adını alan vakıf, düşünen, araştıran, öğretmenlerimizin gelişimine katkıda bulunmak için kurulmuş ve bugüne kadar 8 ilde 3 bine yakın öğretmen eğitim almıştır.. Hedefimiz 5 yılda 100 bin öğretmenin gelişimine katkı sağlamak.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT