BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu ülke kalkınır mı?

Bu ülke kalkınır mı?

Bir ülke düşünün ki, orada yaşayanların yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında!. Devlet, ekonomiyi elinde bulundurarak, imkânlarını 3-5 kişiye peşkeş çekebilmek uğruna, milleti için seferber edemiyor.



Bir ülke düşünün ki, orada yaşayanların yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında!. Devlet, ekonomiyi elinde bulundurarak, imkânlarını 3-5 kişiye peşkeş çekebilmek uğruna, milleti için seferber edemiyor. Adını terennüm ettiği piyasa Ekonomisi’ne bir türlü geçemiyor. Devlet, milleti kendi haline bırakamadığı gibi, elini de milletin yakasından bir türlü çekmiyor. İyi idare edemediği ve kâra geçiremediği kuruluşlarının cezasını, millete vergi üzerine vergi bindirmekle çektiriyor. Bile bile lâdes diye buna denir! Halbuki, devletin en başta gelen görevi, milletini refaha kavuşturmak için gerekli tedbirleri almaktır. Bugün, bilinen manasıyla ve sosyalistlerin dahi kabul ettikleri şekliyle; Serbest Piyasa Ekonomisi’ni, hayata geçirmekten başka çare yoktur. Aksi halde, kangrenleşen ekonominize IMF reçeteleri ile ancak makyaj yapabilirsiniz. Sağlıklı bir temele oturtmanız asla mümkün değildir. Hele, ekonomiye, sun’î müdahalelerle yön vermeye kalkışmak (mesela dövizin TL karşısındaki artışını frenlemek!), geçici bir süre için avunmaktır ve bu, suyu sıkıştırmaya benzer. Türkiyemizdeki bu ekonomik yapılanma ile, özel teşebbüsün istihdam oluşturarak iş yeri açması ve mevcut kanunlarla, hem devletle ve hem de, içerde ve dışardaki rakipleri ile rekabet etmesi, gerçekten cesaret ister. Namuslu ve dürüst işadamı, bu çarpık ekonominin içinde devletin adeta tahsil ve takip memurudur. Devlet, ekonominin içine öylesine dalmış ve dağıtmış ki, kendisi için altın yumurtlayan hür teşebbüsü baltalamak için elinden geleni ardına koymamıştır. Ne kendi yapıyor (yapabiliyor) ve ne de yapabilene müsaade ediyor! Peki bu ülke nasıl kalkınacak? Türk milletinin bahtsızlığına bakın ki; ne kâmil manada bir demokrasiye sahip, ne de ekonomiye... Zaten bu iki husus (demokrasi ile ekonomi), birbirlerinden güç alarak, birbirlerine paralel olarak gelişirler. Dünyanın geldiği noktada, bu kafanın değiştirilmesi gerekir. İdarede olsun, ekonomide olsun dayatma devri kapanmıştır. Daha açık bir ifadeyle, dayatmalarla bir yerlere varılamayacağı anlaşılmıştır. Ekonomik manada, dünya ülkeleri sınırlarını çoktan yıktı. Biz bile daha Avrupa Birliği’ne girmeden kısmen de olsa gümrük duvarlarını yıktık. İçimizde becerip, kendi insanımıza veremediğimiz idarî ve ekonomik hürriyeti, dışarının zorlaması ile yapmaya çalışıyoruz! Ne kadar acı! Meclis’imiz gece gündüz çalışıyor. Peş peşe çıkarmakta olduğu kanunlarla AB’ye uyum sağlama gayretinde... Dikkat edin, bu gayret dış telkinle geliyor! Siz, bu kanunları çıkarmadığınız takdirde AB’ye giremezsiniz dedikleri için paçalarımız tutuştu! Yoksa, biz kendi halimizde kalsaydık, köhnemiş dayatmalarla eski tasla eski hamama devam edecektik! Adalet Bakanlığı’mız, yeni mahkûmlara, hapishanelerde yer bulma telaşında. Ağzına kadar dolu hapishanelerimiz. Zaten, affı da bir bakıma bu yüzden istiyorlar. Bu kadar çarpık, idarî ve ekonomik yapının sonucu, suçlu üreten toplum olmalıydı; oldu da! Toplumlar, ektiklerini biçerler; daha ne bekleniyordu ki? Fertlerin işleriyle uğraşıp kalkınmanın sağlanabilmesi için, evvelemirde iş sahası gereklidir. Milyonlarla ifade edilen işsizler ordusu, işleri olmadığından dolayı kişilerle uğraşıyorlar. Yani her çeşit kanunsuzluk gırla gidiyor!.. Yeni iş sahaları yerine yeni hapishaneler açmak da bir yol... Şimdiye kadar denenen bu yolun çıkmaz olduğu hâlâ görülmedi mi? Bizden önce, bizim adımıza birileri görüp uyarmaya başladı bile!.. Buna da şükür...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT