BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Padişah iftarı kendi CEBİNDEN verirdi

Padişah iftarı kendi CEBİNDEN verirdi

Maliyeti hayli tuzlu olan iftar davetlerinin gideri, sanıldığı gibi devlete ait olan ‘Hazine-i Âmire’den ödenmez, bu yüklü meblağ, padişahın kendi mal varlıklarının gelirinden oluşan ‘Hazine-i hassa’dan karşılanırdı



> Tolga Uslubaş tolga.uslubas@tg.com.tr Maliyeti hayli tuzlu olan iftar davetlerinin gideri, sanıldığı gibi devlete ait olan ‘Hazine-i Âmire’den ödenmez, bu yüklü meblağ, padişahın kendi mal varlıklarının gelirinden oluşan ‘Hazine-i hassa’dan karşılanırdı Padişah sofralarını tasvir eden bir minyatür. Ramazan-ı şerifin en leziz, şatafatlı ve letafetli sofraları elbette padişah iftarlarıdır. Maliyeti hayli tuzlu olan bu davetlerin gideri, sanıldığı gibi devlete ait olan ‘Hazine-i Âmire’den ödenmez. Bu yüklü meblağ, padişahın kendi malvarlıklarının gelirinden oluşan ‘Hazine-i hassa’dan karşılanır. Bu gelenek sadece padişahlar için değil, sadrazam ve diğer bakanların yanı sıra devletin önde gelenleri için de geçerlidir... Misafirler iftarını edip teravihe gitmek üzereyken, kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler diş kirası olarak hediye edilir. İşte bu masraflı seremoni de yine padişahın cebini aşındırır... Sultan Reşad’ın 1909 ramazanında verdiği iftar davetine generalinden onbaşı ve neferâtına kadar 779 kişi davetlidir. O akşam davetlilerin her birine diş kirası nâmında 109.375 kuruş verir. Albaylara 1800, yüzbaşılara 300 kuruş diş kirası verilirken onbaşı ve Neferât’ın hediyesi ise 25’er kuruştur. Tanzimat ricalinden Rıfat Paşa, Çubuklu semtinde yalısında verdiği iftarlarla meşhurdur. Bir ramazan sonu kâhyasının getirdiği hesabı tetkik ederken yekûnun 5000 altın olduğu görünce, “Çok şükür, bu ramazanı ucuz atlattık” dediği nakledilir. Padişah, Bakanlar Kurulu üyelerine her sene 15 Ramazanda iftar verir ve bu davetin mekânı bugünkü Topkapı Sarayı’ndaki Mecidiye Kasrı’dır. İftarın ardında ise topluca ‘Kutsal Emanetler’ ziyaret edilir. Fatih Sultan Mehmed ve II. Abdülhamid Han, iftar öncesi saray mutfağını ziyaret ederek yemeklerin pişirilme sürecini bile takip ederler. Padişah, iftar yemeklerinden tatmakla birlikte en ziyade ‘yumurta-yı hümayûn’u önemser ve beğenirse bu yemeği yapan kişiyi kendine kilercibaşı seçer... Sultan Abdülhamid’in iftar davetlerinin mekânı Dolmabahçe Sarayı’ndan Yıldız Sarayı’na kayar. Saraydaki iftar yemeklerini en çok halka açan kişi yine kendisi olur. Büyük hakan, ramazan boyunca devlet ricalinin yanı sıra gazetecilere, öğrencilere ve hatta sıradan vatandaşa bile iftar verir. SOFRALARDA YOK YOK... Söz konusu iftar sofraları hakkında en iyi fikri Ahmet Rasim’in (1864-1932) ‘Ramazan Sohbetleri’ adlı kitabında anlattığı Sultan Abdülmecid (1839-1861) dönemindeki bir alaturka iftar sofrası verir. Buna göre bir iftariye tepsisinde şunlar vardır: Sirkeli yeşil, yağlı siyah zeytin; susamlı simitler, pastırma, sucuk, hünnap, ceviz; çeşitli reçeller; şerbet, hurma ve özel kabında zemzem. Akşam namazını takiben iftar sofrası: Dört çeşit çorba, pastırmalı sucuklu yumurta, hindi veya tavuk, sebze yemekleri, pilav, iki üç çeşit börek, sütlü, hamurlu tatlılar, turşular; yemekten sonra Yemen kahvesi ve şerbet ikramı ve çubuk keyfi... Sultan Reşad’ın miladi 24 Temmuz 1914 tarihine rastlayan ramazan ayının ilk günü, Dolmabahçe Sarayı’nda vekillere verdiği iftar yemeğinin mönüsü ise şöyledir: Kuşkonmaz çorbası, kıymalı yumurta, sigara böreği, piliç kızartması, türlü, anber-bu pilavı, keşkül-ül fukara, dondurma ve meyve. Hadis-i Şerif “Öyle ilimler vardır ki, çok gizlidir. Bunları, ancak marifet sahipleri bilir” GÜNÜN SÖZÜ Şeriat, tarikat yoldur varana. Hâkikat ve Mârifet andan içeru. Yunus Emre ESKİ RAMAZANLAR Bu cihan işi değildir! > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Heybeti ve vakarı ile kralları, şahları, hanları ürküten, cihanı iki hükümdara dar bulan, Yavuz Sultan Selim Han’ın edebi, adaleti ve Devlet-i Osmani’nin şeriatine bağlılığı ve İslam alimlerine hürmetini gösteren bir vecize ile ramazan boyunca sürecek hikâyelerimize devam edelim... Devrin Şeyhülislâmı Zenbilli Ali Efendi’ye Doğu vilayetlerinde tüccarların bulunduğu bir kervânın tutuklandığı haberi gelir. Bunlar padişahın özellikle Şah İsmail’in ülkesiyle ipek ticaretini yasaklamasına rağmen ferman dinlemeyen tüccarlardır. Şeyhülislam buradaki vaziyeti araştırıp, tüccarların çoğunun fermandan habersiz olduğunu öğrenir. Saraya giderek, Sultan’ın huzuruna çıkar vaziyeti anlatır. Şeyhülislam: “Devletlü! Gördüm ki bazı tüccarlar bağlanmışlar. Eğer muradınız katl ise helâl değildir!” Sultan: “Mevlâna! Halife fermanına isyan edip, dini İslâm’da fitne çıkaranı nizam-ı âlem için katletmek helâl değil midir?” Şeyhülislam: “Helâldir amma, cihanın işleri bozulup, fitneler çıktığı zaman helâldir.” Sultan: Mevlâna, İslâm’ın halifesi olan Sultan’ın emrine muhalefet en büyük fitne değil midir? Şeyhülislâm: Halife alem-i nizâmı fitne ve zarar çıkartmadan düzeltir. Sultan: Mevlâna, saltanat işlerine karışman vazifen midir, mârifet midir? Şeyhülislâm: “Devletlü, bu ahiret işidir. Cihan işine benzemez. Allahü teala’nın şeriatini bildirmek mârifet değil, vazifedir. Tüccarları affederseniz, kurtulursunuz! Yoksa ilâhi cezaya müstehâk olursunuz!” Diyerek huzurdan ayrılır. Koca Sultan bir müddet olduğu yerde kalıp, derin düşünceye dalar. Devlet erkânı, atlarının üstünde Cihan Şahının dudaklarından çıkacak iki kelimeyi hayret içinde beklerken; Sultan: “İtaatsizlik edenler af edile. Tiz kâtibi çığırın, Şeyh-ül İslâm Hazretleri’ne haber salınacak” Sultan, Kalem kâtibine emr edip, mektuba; “Şeyhülislam Hazretleri, bildim ki cümle hak üzeresin Anadolu ve Rumeli kazaskerliğini birleştirip, sizin emrinize verdik” yazdırır. Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi nezâketle kusur beyân ederek, “Devletlü, cihan ve saltanat işlerinde mârifetimiz yoktur. Vazifemiz Allahü teala’nın şeriatini aynen bildirmektir.” Mârifet “Kalp ilimleri, tasavvuf yolu.” Yemekten sonra yapılacak dua (El-hamdülillâhillezî eşbe’anâ ve ervânâ min-gayri-havlin minnâ ve lâ kuvveh. Allahümme at’im-hüm kemâ at’amûnâ! Allahümmerzuknâ kalben takıyyen, mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve şakıyyen.) “Bizden hiçbir güç, kuvvet olmadan bizi doyuran, susuzluğumuzu gideren Allahü teâlâya hamd olsun. Ya Rabbi, bizi yiyip içirerek nimetlendirdiğin gibi başkalarını da nimetlendir! Ya Rabbi, bize, Allahtan korkan, şirkten, küfürden ve isyandan uzak bir kalb ihsan eyle! “ MANİDAR MANİDAR Akşam ezanı dinlemek Sahur vakti yemek yemek Ramazana mahsus şeydir Gece davulcu dinlemek NEFİSE NİNENİN İFTAR SOFRASI CEVİZLİ HURMA Mübarek hurmaların hepsi güzel ama bana sorarsanız üç kuruş fazla verin hakiki Medine hurması alın. Bu hurma yuvarlanırken tıkır tıkır ses çıkarır ve asla birbirine yapışmaz. Hurma sonbahar meyvesi... Bu sezonun ürünü henüz toplanmadı daha. Hadi geçen seneye de tamam ama birkaç yıllık maldan kaçının. Çekinmeden yarın ve içinde kurt olup olmadığına bakın. Bakın ben ne yapıyorum, bütün hurmaların çekirdeğini çıkarıyor, yıkıyorum. Bu boşluğa şöyle bir ceviz çeyreği koyup kapatıyorum yiyenler bayılıyor. Biliyorsunuz kadınlık zor zenaat. Hep öyle olur, henüz iftar sofrası ortadan kalkmadan “yarın ne pişirsem” sancısı tutar. Biz eskiler tumturaklı yemekleri severiz ama küçükleri düşünmeli ve onları oruca özendirmeliyiz. Meselâ diyeceksiniz. Meselâ minikler patates kızartmasına bayılırlar. Yanında ketçap, mayonez ve birkaç tane de ızgara köfte oldu mu değmeyin keyiflerine. Hatta köfteleri pide arasına koyabilir marul, domates ve turşu parçaları ile süsleyip tatlandırabilirsiniz. Dün pilav pişirmiştik malum eğer kaldıysa atmayın, onu yoğurtlu yayla çorbasına çevirebilirsiniz pekala. Tamam biliyorum çoğumuz için bir avuç pirinç para değil ama işin bereketi burada... Tatlı derseniz mübarek ayın geldiği belli olsun. Ramazanın gülü “güllaç!” BİR LEZZET Kirazlı Güllaç (4 kişilik...) HAZIRLANIŞI: Çırpılmış krema ve kiraz şekerlemelerini karıştırarak buzdolabına koyun. Süt, gül suyu ve şekeri ısıtın. Geniş ve derin bir kaba çıkarttığınız tek yaprak güllaç üzerine kepçe ile sıcak sütü ekleyin. Süt çok sıcak olmamalı. Süt ekleme işlemini 6 yaprak güllaçta da uygulayın. Toz fıstığı güllacın üzerine yaydıktan sonra, dolaptan çıkardığınız kirazlı kremayı tam ortaya koyun. Son olarak güllacı rulo şeklinde dikkatli bir şekilde sarın ve streç film ile kaplayarak dolaba koyun. Sütünü çeken güllaç rulosunu dilimleyerek servis edin. MALZEMELER: > 1 paket güllaç > 1 çay bardağı kiraz şekerlemesi > 2 su bardağı çırpılmış krema > 1 litre süt > 2 yemek kaşığı gül suyu > Yarım kilogram toz şeker > 1 su bardağı toz fıstık > 6- 7 adet taze kiraz NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR Âmine Mosler Önceleri oğlumun, bana sorduğu birçok soruya cevap veremiyordum. O bana: “Anne, Allah niçin üç tane?” diye soruyor, kendim de üç tanrıya inanmadığım için, ona inandırıcı bir cevap veremiyordum. Nihayet 1928 senesinde yaşı artık oldukça ilerlemiş olan oğlum, bir gün gözleri yaşlı olarak bana geldi, “Anne, ben Müslümanlığı tetkik ettim. Onlar bir tek ma’bûda (yaratıcıya) inanıyorlar. Onların dini, en doğru din. Ben de Müslüman olmaya karar verdim. Sen de bana katıl!” diye yalvarmaya başladı. Onun ricası üzerine, ben de İslâm dinini incelemeye başladım. Berlin Camiine gittim. Caminin imamı bana Müslümanlığın esaslarını anlattı. O anlattıkça, sözlerinin ne kadar doğru, ne kadar mantıki olduğunu görüyordum. Artık ben de, oğlum gibi İslâm dininin en doğru din olduğuna inanmaya başlamıştım. Her şeyden evvel, üçlü tanrıyı Müslümanlık ret ediyordu. Müslümanlığı iyice inceledikten sonra, günah çıkarmanın, Papayı günah işlemez masum bir varlık olarak tanımanın, vaftiz yani günah izalesinin ve buna benzer birçok merasimin ne kadar manasız olduğunu anladım ve bütün bunları ret ederek seve seve Müslüman oldum. Bütün ecdadım koyu Hıristiyandı. Ben bir Katolik manastırında büyütüldüm. Fakat aldığım bu dini terbiye, beni Allahü teâlâya götürecek hak dini seçmeme yardım etti. Çünkü terbiyem esnasında bana öğretilen bütün iyi şeyleri, Hıristiyanlıkta değil, Müslümanlıkta buldum. Bugün ben bir büyük anneyim. Torunum Müslüman olarak doğduğundan dolayı bahtiyarım. BİR İFTAR MEKÂNI KÜBBAN GAZİANTEP MUTFAĞI Gaziantepli iki ustanın elinde pişen Kübban-Güllüoğlu fikri ve etin tatlıya hasreti Güneşli’de son buldu. İki ortak Mehmet Yılmaz ve Faruk Güllüoğlu diyor ki; Tatlı bir kardeşliktir bizimkisi... Baklavanın tadı, etin kıvamı bir araya gelince ortaya çıkmış Kübban-Güllüoğlu tesisleri ve Ramazan boyunca sizleri bekliyor. Vazgeçilmeziniz olacak mekan oldukça ferah ve göz kamaştırıcı. Ttitizlik, ustalık, zarafet üst düzeyde... Ramazanda memleketinizin tadlarına Kübban sayesinde yöresel bir yolculuk yapacaksınız. Ailelerin yemekte rahat etmeleri için çocuklar da düşünülmüş ve onlara da “oyun odası” kurulmuş. Mescit de ihmal edilmemiş. Her lezzeti bulabilirsiniz. Günün çorbası ve zengin iftariyelikle başlayacağınız iftar lezzetini, birbirinden güzel ara sıcaklarla devam ettirip, mükemmel bir ana yemekle ziyafetin doruğuna ulaşacaksınız. Kişi başı 45 TL ödeyerek bu lezzet fırtınasına siz de dahil olabilirsiniz. Ötesini söylemeyelim, gidin ve iftarınızı yaparken görün kebabın ve tatlını bin bir çeşidini... Tel: 0212 651 81 61 Web: www.kubban.com.tr Gönüller Sultanı YUNUS EMRE BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN Gönüller Sultanı YUNUS EMRE BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT