BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Açılımın şifreleri

Açılımın şifreleri

Geçtiğimiz hafta Türkiye’de doğurganlık oranının kritik sınır olan ikinin altığına düştüğünü anlatmış ve bunun Türkiye’nin geleceğine dair taşıdığı ekonomik tehditlere değinmiştik. Bu hafta da aynı veriler üzerinden “Kürt açılımına” bakalım.



Geçtiğimiz hafta Türkiye’de doğurganlık oranının kritik sınır olan ikinin altığına düştüğünü anlatmış ve bunun Türkiye’nin geleceğine dair taşıdığı ekonomik tehditlere değinmiştik. Bu hafta da aynı veriler üzerinden “Kürt açılımına” bakalım. Her şeyden önce bugün Kürt siyasetinin kalbi olarak kabul ettiğimiz Diyarbakır’da nüfusunun %49’unun 19 yaş altında olduğunu belirtelim. Bu rakamlara göre zaten çok uzun değil yaklaşık 25-30 yıl içerisinde Kürt nüfusu çoğunlukta olacaktır. Bu kadar basit bir gerçek ortadayken Kürtlerin bölünmek isteyeceğini iddia etmenin mantığı yoktur. Elbette devlet doğuda doğurganlık oranını sistemli düşürerek nüfusu dengelesin falan demiyorum. Sadece basit bir kanıt ile bölünmeyeceğimizi anlatmaya çalışıyorum. Ayrıca Kürt siyasetinin de bir bölünme talebi bulunmuyor. Başka bir kanıt vermek gerekirse geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen bir ankette halkın %89.7’lik bölümü Güneydoğu’da otonom bir bölge kurulmasına “hayır” dedi. Netice olarak bu ülkeyi birlikte kuran hem Türkler hem de Kürtler bölünmenin karşısında yer alıyor. Tam aksine her toplum gibi biz de bir arada yaşamanın formülünü arıyoruz. Sivil toplum ve siyasete ilgi duyduğum yıllardan bu yana “gücümüzü çeşitliliğimizden” aldığımıza inandım. Bölgedeki çocuklara potansiyel militan gibi bakmak yerine onlara özgür bir gelecek hazırlamamız gerektiğini savundum. Devletin dayattığı “Kürt sorunu ekonomik bir sorundur” ezberinden gençlerin zihnini temizlemeye gayret ettim. Tam aksine Türkiye’nin ancak bu sorunu çözdüğünde ekonomik bir sıçrama yapabileceğine inandım. Toplumsal barış olmadan “Güçlü Türkiye”nin inşa edilemeyeceğini düşündüm. Elbette herkesin veya siyasi partilerin çözümün teknik ayrıntıları üzerinde farklı görüşleri olabilir. Korkularla süreci tıkamak yerine tüm vatandaşlarımızın üzerinde uzlaşabileceği bir “ortak gelecek hedefi” birbirimize ve meseleye daha hoşgörü ile bakmamızı sağlayacaktır. Bu ortak gelecek hedefi de farklılıklarımızın gücü üzerinden yükselecek “Güçlü Türkiye”dir. Bunun mimarları da ancak yeni nesildir. “Yeni yüzlerle Güçlü Türkiye”dir...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT